(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14, 46) (1086 S. K. m. 259)
Dava: Mehmet Tanrıverdi ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Varto Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 20.12.1990 gün ve 585/955 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 20, 21 ve 247 parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, sebep açıklamaksızın davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, 247 nolu parsel hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle temyiz edilmiştir.
Dava kazanmayı sağlayan zilyetlik, muristen intikal ve taksim hukuksal sebeblerine dayanılarak TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Davacı dilekçesinde, Toprak Tevzii Komisyonunun 246, 254 ve 264 nolu belirtmelik parsellerine isabet eden kadastronun sırası ile 20, 21 ve 254 sayılı parsellerin tapu kayıtlarının iptalini istemiş ise de; mahkemece verilen ayırma kararı sonucu 20 ile 21 nolu parseller dava konusu olmaktan çıkmış olup eldeki dava sadece 247 nolu parselle ilgili olarak yürütülmüştür.
Dava, 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanununun 46. maddesinin son fıkrası ile getirilen iki yıllık süre içerisinde açılmıştır.
Dava konusu parsele ait kadastro tutanağında, 30.03.1960 gün ve 13 sıra nolu tapu kaydına dayanılarak 10.11.1976 tarihinde tarla niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş ve tutanak 08.03.1977 tarihinde kesinleşmiştir. Dayanak tapu kaydı 4753 ve 5658 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu hükümleri uyarınca oluşturulmuştur. 53 nolu Toprak Komisyonunca düzenlenen belirtmelikte kaçak ve yitik kişilerden kalan dava konusu yerin mahsus sütununda yazılı kimseler tarafından işgal edildiği açıklanmak suretiyle Hazine adına belirtilmiştir. Yerel bilirkişi ve tanık dava konusu taşınmazın davacıya miras ve taksim yolu ile intikal ettiğini, 1930 yılından bu yana tasarrufta bulunduğunu bildirmeleri üzerine mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bu tür uyuşmazlıklarda kazanmayı sağlayan sürenin komisyonca yapılan belirtme tarihinden geriye doğru ve buna göre hesap edilmesi gerekir. Başka bir anlatımla bu tür davalarda davacı veya davacıların belirtme tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarrufta bulunduğunu kanıtlamaları gerekir. Yerel bilirkişi ve tanık, davacı ve miras bırakanının 1930 yılından bu yana tasarrufta bulunduğunu bildirdiklerine göre kazanma süresi fazlası ile geçmiş olmaktadır. Ne var ki, taşınmazın Hazine adına belirtme sebebine göre yapılan inceleme noksandır. Az öncede açıklandığı üzere taşınmazın kaçak ve yitik kişilerden Hazineye intikal ettiği açıklanmıştır. Kaçak ve yitik kişilerden Hazineye kalan bu tür yerlerin satış, dağıtım veya benzeri bir yolla nitelikleri değiştirilmedikçe kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilmesi mümkün olmaz. Toprak Tevzii Komisyonunca düzenlenen belirtmelik ve revizyon gören dayanak tapu kaydı ve belgelere göre uyuşmazlık konusu taşınmazın Haziran 1288 tarih 3, 5,10, 13 ve 64-70 sıra numaraları ile tapuda kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece dayanak tapu kaydı getirtilip buna göre, taşınmazın kaçak ve yitik kişilerden kalan bir yer olup olmadığı, böyle bir yer ise nitelik değişikliği görüp görmediğinin araştırılıp belirlenmesi gerekir. Bu yön gözönünde tutularak 53 nolu Toprak Komisyonunca düzenlenen belirtmelik ve paftadan yararlanmak suretiyle komşu parsellere ait dayanak belgelerin olup olmadığının, varsa bunların getirtilip dosya arasına konulması, ondan sonra yerel, teknik bilirkişi aracılığıyla yeniden taşınmaz başında keşif yapılması, davacıların tanık deliline dayandıkları gözönünde tutularak gösterecekleri tanıkların davetiye ile çağrılarak HUMK.nun 259. maddesi hükmü uyarınca taşınmaz başında dinlenilmeleri, dava konusu yer ve çevresinin kaçak ve yitik kişilerden kalan yerler olup olmadığı hususunun belge ve tanık beyanlarına dayanılarak belirlenmesine çalışılması, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir.
Sonuç: Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, 05.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy