(1086 S. K. m. 237) (3402 S. K. m. 12/3)
Dava: Hakkı ile Ayşe ve müşterekleri, Hazine ve Devrek Belediye Başkanlığı aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Devrek Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 21.10.2002 gün ve 162/539 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, vekil edenine ait ev ve arsasının üzerinde yer aldığı taşınmaz bölümünün davalılara ait 90 ada 17 parsel içerisinde tespit ve tescil edildiğini açıklayarak satın alma ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle bu yere ait tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili ile Devrek Belediye Başkanlığı vekili, husumet nedeniyle, bir kısım davalı gerçek kişilerin vekili ise kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, satın alma ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil davasıdır.
Bu tür uyuşmazlıklarda, davanın kayıt maliki/maliklerine karşı açılması gerekir. Kayıt malikleri yanında Hazine ve Belediyeye davanın yöneltilmesine gerek bulunmamaktadır. Hazine ve Belediye hakkındaki davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru değil ise de, hüküm redde ilişkin olup sonucu itibariyle doğru görülmüştür.
Mahkemece Devrek Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.05.1997 gün 714/231 esas ve karar sayılı hükmü kesin hüküm kabul edilerek bu sebeple davanın reddine karar verilmiştir. Bu hüküm taraflara tebliğ edilmediği için kesinleşmemiştir. Bu nedenle, şeklen kesin hüküm olarak gözüken bu hükmün HUMK.nun 237.maddesi hükmü uyarınca kesin hüküm kabul edilerek bu sebeple davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Ne var ki; dava konusu parsele ait kadastro tutanağı 27.05.1987 tarihinde kesinleşmiştir. Davada tespitten önceki sebebe dayanıldığına ve tespitin kesinleştiği tarihten davanın açıldığı 21.04.1999 tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesinde belirtilen on yıllık hak düşürücü süre geçmiş bulunmaktadır.
Hak düşürücü süre ile kesin hükmün aynı davada birleşmesi halinde öncelikle hak düşürücü sürenin göz önünde tutulması gerekir. Bu süre olumsuz dava koşulu olup, gerçekleşmesi halinde işin esasına girilmeksizin öncelikle davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekir. Somut olayda; hak düşürücü süre gerçekleşmiş bulunduğuna göre davanın reddi bu sebep bakımından sonucu itibariyle doğru olmaktadır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının açıklanan nedenle reddi ile sonucu itibariyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 11.20 YTL onama harcının peşin harçtan mahsubu ile artan 0,80 YTL'nın istek halinde temyiz edene iadesine 02.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy