(743 S. K. m. 639) (4721 S. K. m. 713)
Dava: Mevlüt Erdoğan ve Yusuf Erdoğan ile Hazine, Okurcalar Belediye Başkanlığı ve Karayolları Genel Müdürlüğü aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Alanya 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 17.11.2000 gün ve 473/683 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, dilekçede mevkii ve sınırları yazılı bir parça taşınmazın adlarına tapuya tesciline karar verilmesi istemişlerdir.
Davalılar Hazine ve Karayolları Genel Müdürlüğü vekilleri, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın kabulüne, teknik bilirkişi tarafından düzenlenen 04.04.1997 günlü rapor ve krokiye göre 1102.75 m2 yüzölçümündeki taşınmazın davacılar adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar miras yoluyla, intikal, taksim ve dava tarihinden geriye doğru kazanmayı sağlayan eklemeli 20 yılı aşan zilyetlik nedeniyle tescil isteğinde bulunmuş, davalı Hazine vekili dava konusu edilen taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu açıklayarak, tescil davasının reddine karar verilmesini savunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından davaya konu taşınmazın 40 yıldan beri davacılar ve miras bırakanları Yusuf Erdoğan tarafından tarım arazisi olarak tasarruf edildiği, ziraatçı uzman bilirkişi tarafından taşınmazın kültür arazisi niteliğinde yerlerden olduğu, jeolog bilirkişi tarafından ise idarece onanmış kıyı kenar çizgisinin dışında kazanmaya elverişli yerlerden olduğunun açıklanması üzerine, mahkemece dava konusu taşınmazın zilyetlik yoluyla edinilmeye elverişli yerlerden bulunduğu ve kazanma koşullarının davacılar yararına oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bir yerin davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan MK. nun 639/1. maddesi ve sonradan yürürlüğe giren TMK. nun 713/1. maddesi hükümleri uyarınca tesciline karar verilebilmesi için diğer kazanma koşulları yanında taşınmazın nitelik itibariyle de kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir. Her ne kadar Kadastro Müdürlüğünün 06.08.1997 gün 260/1734 sayılı yazısına göre davaya konu taşınmaz 1956 yılında yapılan kadastro çalışmaları esnasında tespit harici bırakıldığı ve ne sebeple tespit harici bırakıldığına dair bilgi ve belge bulunamadığı bildirilmiş ise de Dairemizin geri çevirme kararından sonra getirtilen ve davaya konu taşınmazın kuzeyinde yer alan 401, 402 ve 327 parsellere ait Alanya Kadastro Mahkemesinin 06.06.1995 gün 1961/52 esas ve 1995/92 karar sayılı kesinleşmiş ilamına ekli teknik bilirkişi Ali Bulut tarafından düzenlenen tarihsiz bilirkişi rapor ve krokisine göre taşınmazın kumluk olarak tespit harici bırakılmış olduğu anlaşılmaktadır. Yine paftaya göre taşınmazın güneyinde Akdeniz yer almaktadır. O halde davanın çözüme kavuşturulması bakımından taşınmazın denizin devamı olan kumsal bir yer olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
Eksikten getirtilen davacılar miras bırakanı Yusuf Erdoğan ve müşterekleri adına kayıtlı T. Sani 1935 tarih 1 sıra nolu tapu kaydına göre, kadastroca dava dışı 327, 401 ila 404 parsellere uygulandığı, kayıt miktarı kadar yerin kayıt maliklerine bırakıldıktan sonra davaya konu taşınmaz yönü Deniz Kumluğu okuması sebebi ile kayıt miktar fazlası kısmın kumluk olarak tespit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. Davacılar kayıt maliki Yusuf Erdoğan'dan miras yoluyla intikal, taksim ve eklemeli zilyetliğe dayandığına, bu durum yerel bilirkişi ve tanık beyanları ile de doğrulandığına göre, davacılar bu kişinin külli halefi durumundadırlar ve bu kişi adına olan tapu kaydı ile de bağlıdırlar. Bu kayıtta davaya konu taşınmaz yönünü deniz kumluğu olarak nitelendirmektedir.
Bu kayıt karşısında artık yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile taşınmazların bugünkü hali hazır durumu hakkında görüş bildiren Teknik, Ziraatçı ve Jeolog bilirkişi raporlarına değer verilemez. Deniz kumlukları Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve özel mülkiyete konu olmayan yerlerdendir, süresi neye ulaşırsa ulaşsın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmeleri mümkün değildir. Davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, 16.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy