(4721 S. K. m. 719) (743 S. K. m. 645) (3402 S. K. m. 17)
Dava: Şener Köksal ile Hazine ve Çayırhan Belediye Başkanlığı, dahili davalı Nallıhan Enerji Madencilik Tarım Tekstil Eğitim Turizm İnşaat Taahhüt Nakliyat Sanayii ve Ticaret A.Ş. aralarındaki tescil davasının reddine dair Nallıhan Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 01.06.2004 gün ve 186/71 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, Nallıhan ilçesi, Çayırhan köyü, Hacımahmutözü mevkiinde ve 2 numaralı paftada gösterilen yaklaşık 101 dönüm yüzölçümündeki yerde müvekkilinin önceki maliklerle birlikte 50 seneyi bulan zilyetliğinin bulunduğunu açıklayarak, imar - ihya ve zilyetlik hukuki sebebine dayanarak tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın 1.075.769 m2 yüzölçümlü ve 3686 parsel olarak 11.4.2001 tarihinde Hazine adına tapuya tescil edildiğini, bilahare 12.09.2002 tarihinde yapılan ihaleyle Nallıhan Enerji Madencilik Tarım Tekstil A.Ş.'ye devredildiğini, davacı tarafından tescil talep edilen yerin 3686 parsel içerisinde kaldığını, böyle bir yerin zilyetlikle kazanılamayacağını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın halen Nallıhan Enerji Madencilik Tarım Tekstil A.Ş adına kayıtlı bulunduğu, bu nedenle Çayırhan Belediye Başkanlığı ve Hazine aleyhine dava açılamayacağından bahisle bu davalılar bakımından davanın husumet nedeniyle reddine, diğer davalı Nallıhan Enerji Madencilik Tarım Tekstil A.Ş aleyhine açılan davanın ise dava konusu taşınmazın tapulu olmasından dolayı esastan reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz 1957 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tarım yapılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu açıklanarak tespit dışı bırakılmıştır. Bilahare 11.04.2001 tarihinde ihdasen hali arazi niteliğiyle Hazine adına 3686 parsel numarası verilerek tescil edilmiştir. Tescil talep edilen taşınmaz kısmını da kapsayacak bir biçimde bu tapu kaydı 24.10.2002 tarihinde Nallıhan Enerji Madencilik Tarım Tekstil A.Ş'ye satış yoluyla devredilmiştir. Dava 29.07.2002 tarihinde açıldığına göre bu tarih itibariyle Hazine açılan davada hasım durumundadır. Dolayısıyla Hazine aleyhine açılan davanın husumet nedeniyle reddi doğru değildir.
Ancak, dava konusu taşınmaz yönünden mahallinde yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişi Hasan Erden ile davacı şahidi İsa İşçi keşif tarihinden geriye doğru davacının 20 yıllık zilyetliğinden bahsetmişlerdir. Keşif 12.09.2003 tarihinde yapıldığına göre davacının zilyetliği en erken 12.09.1983 tarihinde başlamaktadır. Bu tarihten 3686 parsele ilişkin tapu kaydının oluştuğu 11.04.2001 tarihine kadar olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap için aranan 20 yıllık süre dolmamıştır. Ayrıca TMK.nun 719 (MK.nun 645) maddesi; taşınmazın sınırlarının, tapu planları ve arz üzerindeki sınır işaretleriyle tayin olunacağını belirtmiştir. TMK.nun 719 (MK.nun 645.) maddesi taşınmazın ufki (yatay) kapsamını göstermektedir. Gayrimenkul mülkiyeti ancak bu kurallara uygun olarak teşekkül edebilir. TMK.nun 719. maddesine aykırı şekilde bir taşınmazın ortasında başka bir taşınmazın ayrı bir şahsa ait olabileceği kabul edilemez. TMK.nun hükümlerine aykırı olarak başka bir taşınmazın çevrelediği sınırlar içerisinde kalan bir yerin tesciline karar verilmesi de yasaya aykırıdır.
Davanın açıklanan nedenlerle reddine karar verilmesi gerekirken farklı gerekçeyle reddi doğru değil ise de, hüküm sonucu itibariyle doğrudur.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün oyçokluğuyla ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 10,10 YTL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 1,10 YTL'nın temyiz edenden alınmasına 31.01.2005 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, eklemeli zilyetlik ve bağış hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince açılan tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, Hazine ve Nallıhan (Çayırhan) Belediye Başkanlığına karşı açılan davanın husumet yokluğu, Nallıhan Madencilik, Tarım, Tekstil, Turizm, İnşaat Tahaahhüt Nakliyat Sanayi ve Ticaret A.Ş. hakkındaki davanın ise, taşınmazın şirket adına tapulu olması nedeniyle esastan reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Sayın Daire çoğunluğunca; dava tarihinde malik olan Hazineye karşı açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, kazanmayı sağlayan 20 yıllık sürenin dolmadığı, TMK.nun 719 (MK.nun 645.) maddesi uyarınca bir taşınmazın ortasında başka bir şahsa ait taşınmazın kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, farklı bir gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru değil ise de, dava redle sonuçlanmış olup, sonucu itibariyle doğru olan hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Dava, başlangıçta tescil davası olarak açılmıştır. Ne var ki, yargılama sırasında uyuşmazlık konusu taşınmazın Hazine adına tapuda kayıtlı bulunduğu anlaşılınca, dava tapu iptali ve tescil davasına dönüşmüştür. Taşınmaz, 1957 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında "tarım yapılamayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu" gerekçesiyle tespit dışı bırakılmıştır. 11.04.2001 tarihinde 3686 parsel numarasıyla ve hali arazi niteliğiyle idari yoldan Hazine adına tapu oluşturulmuştur. Dava açıldıktan sonra (dava tarihi: 29.07.2002) Hazinece 12.09.2002 tarihinde yapılan açık arttırmada, taşınmaz davalı Şirket tarafından satın alınmış ve 24.10.2002 tarihinde Şirket adına tapu oluşmuştur.
Mahkemece, 12.09.2003 günü yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi Hasan Erdem (1937 doğumlu), 20 yıldan beri taşınmazın davacı tarafından kullanıldığını, öncesini bilmediğini, tanık Ramazan (1962 doğumlu), 17 yaşından beri davacının taşınmazı ekip biçtiğini, ancak öncesini bilmediğini, tanık İsa (1954 doğumlu), davacının 20 yıllık zilyetlik süresinin olduğunu, diğer tanık Mehmet Köksal'ın ise; dava konusu taşınmazın babasından kaldığını, 25 - 30 yıl bizzat kendisinin ekip biçtiğini, daha sonra davacı oğluna verdiğini, 25-27 yıldan beride davacı oğlunun kullandığını bildirmişlerdir. Görüldüğü gibi süreler yönünden beyanlar arasında açık çelişki bulunduğu halde, mahkemece, bu husus üzerinde durulmamış ve çelişki giderilmemiştir. Bu bakımdan kazanmayı sağlayan sürenin başlangıç tarihinin kesin olarak belirlenmesi ve beyanlar arasındaki çelişkinin mahkemece giderilmesi gerekir.
Öte yandan, bir taşınmazın ortasında ya da içerisinde başka bir şahsa ait bağımsız bir taşınmazın varlığının kabul edilemeyeceği ilkesinin benimsenmesi halinde, bu durum, hakkın (hakkın özünün) ortadan kaldırılması ve yok olması sonucunu doğurur ki, hak ve adalet ilkelerine uygun düştüğünü söylemek güçtür. Böyle bir durumda uygulanacak adil ilke şudur; kazanma koşullarının tüm olumlu ve olumsuz yönleriyle davacı yararına gerçekleştiğinin anlaşılması halinde, somut olayda olduğu gibi tapulu bir taşınmazda tescile konu yapılan taşınmaz bölümünün yapılacak araştırma sonucu ana taşınmazdan ifrazı mümkün değil ise; bu takdirde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 15/2-son madde ve fıkraları uyarınca paylı mülkiyet şeklinde hükmün kurulması gerekmektedir. Böylece hakkın bizzat kendisinin ortadan kaldırılması da önlenmiş olacaktır.
Bundan başka, davalı Şirket yargılama sırasında taşınmazı satın almıştır. HUMK.nun 186. maddesinin gereği, 21.10.2003 tarihli ara kararıyla davanın şirkete yöneltilmesine karar verilmiş ve Şirket 12.4.2004 tarihli dilekçesiyle davaya katıldığına göre, anılan madde uyarınca davacıdan seçimlik hakkı sorulmadan yargılamaya devam olunarak karar verilmiş bulunması doğru olmadığı gibi, davalı Şirket'in, TMK.nun 1023, 1024. maddeleri ile 14.02.1951 tarih 17/1 ve 08.11.1991 tarih 4/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları karşısındaki hukuki durumunun değerlendirilmemiş bulunması da usul ve yasaya aykırıdır. Hazine dava açıldığı tarihte tapu kayıt maliki olduğundan kendisine karşı açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olması da yerinde bulunmamaktadır.
Saptanan bu hukuki ve somut olgular karşısında yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA karar verilmesi gerekirken, değişik gerekçeyle hükmün ONANMASI şeklinde gerçekleşen sayın çoğunluğun görüşüne açıklanan nedenlerle katılmıyorum. 31.01.2005
Full & Egal Universal Law Academy