(3402 S. K. m. 14, 17) (4721 S. K. m. 713) (1086 S. K. m. 366)
Dava: Hüseyin T. ile Hazine ve Damlıboğaz Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Milas 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 03.11.2004 gün ve 191/81 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekilleri, dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını açıkladıkları taşınmaz bölümlerinin vekil edenleri tarafından imar ve ihya edildiğini, 1975 yılından itibaren zilyet olduğunu, zeytinlik haline getirdiklerini açıklamak suretiyle vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK. nun 713/1, 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil davasıdır.
Mahkemece, kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya koşullarının davacı yararına gerçekleştiği görüşünden hareketle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Uyuşmazlık konusu taşınmazlar 1965 yılında yapılan kadastro (tapulama) çalışmaları sırasında Delicelik niteliğiyle tespit dışı bırakılmıştır. Keşif sırasında dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar davacının imar ve ihyayı tamamladığını, 30 yıldır zilyet olduğunu açıklamışlar, uzman bilirkişi ziraat mühendisi ise taşınmazın kapama zeytinlik olduğunu bildirmiştir. Ancak bu bilgiler sonuca ulaşmak bakımından yeterli görülmemektedir. Bir yerin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle edinilebilmesi için diğer kazanma koşulları yanında taşınmazların niteliğinin de kazanmaya elverişli bulunması gerekir. Dava konusu yere komşu 392 sayılı parsele ait tapu kaydının beyanlar hanesinde, taşınmazın birinci derece arkeolojik sit alanında kaldığı açıklanmış olmasına karşın, bu bilgiden hareketle dava konusu taşınmazlar bakımından 2863 sayılı Yasa hükümleri uyarınca herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamış, mahkemece bu husus üzerinde durulmamıştır.
5226 sayılı Kanunla değişik 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 11. maddesinin 1.fıkrasının son cümlesinde sit alanlarının kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle iktisap edilemeyeceği belirtilmiştir. Sözü edilen 2863 sayılı Kanun kamu düzeniyle ilgilidir. Bu bakımdan 5226 sayılı Kanunla değişik 2863 sayılı Kanunun 11. maddesi karşısında taşınmazların hukuki durumunun değerlendirilmesi buna ilişkin belgelerin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulundan getirtilmesi yapılacak keşifte bu belgelerin uygulanması ve dinlenecek uzman bilirkişi arkeolog vasıtasıyla taşınmazların niteliğinin saptanması gerekir.
Dava konusu yerin az önce açıklanan 2863 sayılı Kanun kapsamında kalmadığının tespiti halinde; taşınmazlar delicelik olarak tespit dışı bırakıldığından 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca orman araştırma ve incelemesinin yapılarak, Devlet ormanı içerisinde olduğunun saptanması halinde bu sefer durumun 3573 sayılı Zeytinliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılanması Hakkındaki Kanunun 3, 4 ve 5. maddesi hükümleri gereğince gerekli araştırma ve incelemenin yapılması düşünülmelidir. Şayet taşınmazlar yapılacak araştırma ve inceleme sonucu Devlet ormanı dışında kalan bir yer ise bu taktirde TMK. nun 713/1, 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerinde açıklanan ve kazanmayı sağlayan zilyetlikle ilgili tüm olumlu-olumsuz koşulların araştırılıp belirlenmesi, HUMK. nun 366. maddesi esas alınarak uyuşmazlık konusu yerin renkli fotoğrafları çektirilerek dosyaya eklenmesi gerekmektedir.
Bundan ayrı, taşınmazların dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklarca zeytinlik olarak tasarruf edildiğinin açıklandığı, uzman bilirkişi ziraat mühendisi ise raporunda kapama zeytinlik niteliğinde bir yer olduğunu bildirildiği, ancak dava konusu yerin miktarı ile üzerinde bulunan zeytin ağaçlarının sayısı arasında açık bir oransızlık bulunduğu halde, uzman bilirkişi bu konuda görüş ortaya koyamadığı gibi, mahkemece de bu husus üzerinde durulmamış olması da doğru görülmemiştir.
Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında gerekli araştırma ve inceleme yapılmadan yazılı gerekçeyle hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme kararının HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 07.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy