(3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: Mehmet F. Ekmen ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Didim Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 13.10.2004 gün ve 186/408 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 27.09.2005 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat Fahrettin Midyat ve karşı taraftan Hazine vekili Avukat Gülderen Şahin geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, imar-ihya ve 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkındaki Kanun uyarınca 2077 parselin tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, imar-ihya olgusunun ve 3573 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ıslah çalışmalarının tamamlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu 2077 parsel, 3573 sayılı Kanun hükümleri uyarınca isteklilerine tevzii edilmek üzere parsellendiği, Süleyman oğlu İbrahim Şam'ın işgalinde olduğu, ancak gerekli evrakı müsbiteleri tamamlamadığı belirtilerek 30.07.1981 tarihinde kadastro yolu ile Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir.
Dava imar-ihya ve 3573 sayılı Kanun hükümlerine dayanılarak açılmış tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Orman sayılan yerlerde bulunan delicelerin kazanılması ancak 3573 sayılı Kanun hükümlerine göre olur. Orman sayılmayan yerlerdeki delicelerin kazanılması ise 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinde belirtilen imar-ihya ile kazanılması mümkündür.
Bir yerin 3573 sayılı Kanun hükümleri uyarınca kazanılması için, idarece tevzii edilmiş olması, aşılama ve temizleme yapacağına dair taahhütte bulunulması, ıslah ve temizleme şartlarının tamamlandığına dair raporun verilmesi gerekmektedir. Dosya kapsamına göre davacı ve satıcısı için belirtilen koşullar yerine getirilmemiştir. Bu nedenle davacının 3573 sayılı Kanuna göre tescil isteğinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
İmar-ihya ve kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetlik hukuki nedenine dayalı tescil isteğine gelince; Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki bir yerin tapuya tesciline karar verilebilmesi için 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinde belirtilen koşullar altında tasarruf edilmiş olması gerekir. Anılan maddeye göre orman sayılmayan, kamu hizmetine tahsis edilmeyen bu tür bir yerin para ve emek sarfedilmek suretiyle kültür arazisi niteliği kazandırılması ve bu olgunun tamamlandığı tarihten itibaren 20 yıldan fazla süreyle 14. maddedeki koşullar altında tasarruf edilmesi halinde tesciline karar verilebileceği açıklanmış, son fıkrasında da il, ilçe ve kasabaların imar planları içerisinde bulunan yerlerin ihya yoluyla kazanılması yasaklanmıştır. Somut olayda; yerel bilirkişi ve tanıklar ifadelerinde, taşınmaz üzerindeki deliceliklerin 45-50 yıl önce Süleyman Şam tarafından aşılanmaya başlanıldığını, ölünce oğlu İbrahim'in kullandığını, ancak mirasçıları fazla ilgilenmediğinden ağaçların gelişmediğini, tümünün aşılanamadığını belirtmişlerdir. Uyulan bozma ilamı doğrultusunda yapılan keşifte dinlenen Orman Yüksek Mühendisi Ali Çabuk raporunda, 1966 yılında yapılan ve 1967'de kesinleşen orman kadastro çalışmasına göre orman sayılmayan alanda kaldığını, zeminin % 20-30 eğimli olup yer yer yüzeye çıkmış ana kayaların bulunduğunu, dağınık vaziyette doğal ardıç ve pırnal meşe ağaçlarının bulunduğunu, uzun zamandan beri herhangi bir faaliyet yapılmadığını belirtmiştir. Ziraat bilirkişisi Ayşe Toker, taşınmazın turizm ve balıkçılık alanlarına yakın olduğunu, içinde 1235 adet dağınık vaziyette aşılanmış zeytin ağacının, 345 adet aşılanmamış deliceliğin ve yer yer ardıç ve meşe ağaçlarının bulunduğunu, toprağın yok denecek kadar az olması nedeniyle ağaçların gelişmediğini, aşılamaya 45-50 yıl önce başlanıldığını, düzenli bakım ve budamalarının yapılmadığını, en son 2-3 yıl önce kısmen budama yapıldığını, arazinin yapısı nedeniyle düzenli olarak temizlenmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Bu açıklamalar karşısında, taşınmazın imar-ihya olgusunun tamamlanmadığının kabulünde aykırılık bulunmamaktadır.
Sonuç: Yukarıda belirtilen gerekçeler nedeniyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun görülen yerel mahkeme hükmünün ONANMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 400 YTL. Avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında Avukat marifetiyle temsil olunan davalı Hazineye verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 11,20 YTL peşin harcın onama harcına mahsubuna, 27.09.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy