(3402 S. K. m. 16)
Dava: M. T. ve müşterekleri ile E. K. aralarındaki taşınmaza ve suya elatmanın önlenilmesi davasının kabulüne dair Gazipaşa Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 04.11.2003 gün ve 195/274 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, Kızılgüney Köyü sınırları içerisinde kalan Verem Yaylası Übüklü Pınarı mevkiindeki taşınmazına ve içindeki su kaynağına davalının yararlanmalarına karşı koyduğunu belirterek elatmasının önlenilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı E., dava konusu yerin yaylak bir yer olduğunu, ayrıca taşınmaza ve suya elatmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı E. K. tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamalar ve dosya içeriğine göre, dava konusu taşınmaz Verem Yaylası'nda bulunan yaylak niteliğinde bir yerdir. Her ne kadar davacılar sınırları belirtilen mülkiyeti kendilerine ait taşınmaza ve içindeki su kaynağına davalının elattığını ileri sürmüşlerse de uyuşmazlığın taşınmazın niteliği gözönünde tutularak 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B ve 4342 sayılı Mer'a Kanunu hükümleri çerçevesinde çözüme kavuşturulması gerekmektedir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16. maddesinin B fıkrası hükmüne göre, yaylaklar kamunun yararlanmasına tahsis edilen yerlerdir. 4342 sayılı Mer'a Kanununun 3. maddesinin e bendinde Yaylak: Çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yer olarak tanımlanmış, 4. maddesinde de mer'a, yaylak ve kışlakların kullanma hakkının bir veya birden çok köy veya Belediye'ye ait olduğu belirtilmiş, bu yerlerin Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu vurgulanmıştır. Aynı maddenin 3. fıkrasında da mer'a ve kışlaklar gibi yaylakların özel mülkiyete geçirilemeyeceği, amacı dışında kullanılamayacağı ve zamanaşımının uygulanamayacağı açıklanmıştır. Mer'a Kanununda belirtilen amaca ve yapılan tanımlara uygun olarak bu tür yerlerden yararlanılması mümkündür. Mer'a Kanunu'nun 20. maddesinde de nitelikleri belirtilen inşaatların dışında bu tür yerlerde ev, ahır ve benzeri inşaatların yapılamayacağı belirtilmiştir. Tüm bu açıklamalar karşısında tanımları yapılan yararlanma ve kullanma amacı belirtilen yaylak niteliğindeki bir yerin tasarruf edilmesi ve edinilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davacıların dava konusu yerin kendilerine ait tarla olduğu yolundaki iddiaları kanuna uygun değildir. Ancak kanunda belirtilen amaç çerçevesinde davacıların yaylak niteliğinde olan bu yerin otundan ve suyundan yararlanmalarına karşı konulamaz. Davacılar, dava konusu yerin kendilerine ait olduğu yolundaki iddiaları ile, yukarıda yapılan açıklamalar karşısında yararlandıkları yaylak niteliğindeki bu yere elatmanın önlenilmesini amaçladıklarının kabulü gerekir. Somut olayda davalı E., davacılar taşınmazına ve su kaynağına elatmadığını bildirmiş ise de, 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenilmesi Hakkında Kanuna dayanılarak davacılar aleyhine başvuruda bulunduğuna, bu yerden yararlanmalarının önlenilmesine karar verildiğine göre davacıların yaylak niteliğindeki bu yerden yararlanmalarına karşı konulduğunun kabulü gerekir. Mahkemece toplanan deliller ve dosya içeriği gözönünde tutularak 28.3.2003 günlü krokide A ve C harfleriyle gösterilen taşınmaz bölümü ve su kaynağına davalının elatmasının önlenilmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sonuç: Davalı E.'nin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 10,10 YTL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 16,90 YTL'nın temyiz edenden alınmasına 02.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy