(4721 S. K. m. 713, 996) (3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: Ali İhsan Kılınç ile Hazine ve Ahatlar Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil ve elatmanın önlenmesi davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Köşk Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 18.11.2003 gün ve 47/118 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava dilekçesinde, mevkii ve sınırlarını açıkladığı yaklaşık 20 dönüm miktarında bulunan taşınmaz parçasının zilyet ve tasarrufunda bulunduğunu, Hazineyle bir ilgisinin bulunmadığını belirterek adına tapuya tesciline, davalı köy tüzel kişiliğinin suya yaptığı müdahalenin önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, su davasının Hazineyle bir ilgisinin bulunmadığını, tescili istenen taşınmazın ise, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı Köy Tüzel Kişiliğini temsilen köy muhtarı, 22.05.2001 tarihli yargılama oturumunda, suyun köye ait olduğunu, davacıyla bir ilgisinin bulunmadığını, bu bakımdan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, Suya vaki müdahalenin önlenmesi davasının kanıtlanmaması nedeniyle reddine, tescili istenen taşınmaz bölümü hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, esastan ve vekalet ücreti yönünden Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, harici satın alma, eklemeli zilyetlik, imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK. nun 713/1, 996 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil ve suya yapılan müdahalenin önlenmesine ilişkindir.
Mahkemece, kazanma koşulları ve sürenin davacı yararına gerçekleştiği görüşünden hareketle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, tescili istenen (A) harfi ile gösterilen yer bakımından yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Keşifte dinlenen zirai bilirkişi Yusuf Taşkın'ın 06.12.2001 ve 16.10.2003 günlü raporlarında; ...Taşınmaz üzerinde meyve yetiştiriciliğine 1999 yılında başlandığı kanaatine varıldığını, bir kısmında sebze yetiştirildiğini, ancak bu işlemin yapılmasına 2-3 yıldan önce başlamış olabileceğini, fidanların dikildiği alanlar incelendiğinde; toprak yapısının killi, milli ve humuslu bir yapıya sahip olduğunu, %15 ila % 20 arasında meyilli bulunduğunu, arazinin doğal örtüsü olan geven, eğrelti otları ve yaban otları gibi bitki kalıntılarına rastlandığını, halen sürülüp işlenen ve meyve fidanlarının dikildiği alanlarda da bu kalıntılara rastlandığını, taşınmaz üzerinde 2-3 yaşlarında toplam 340 adet meyve ağacının yer aldığını, B harfi ile gösterilen alanda ise doğal olarak yetişen bitkiler bozulmadan yetişmekte olduğunu açıklamıştır. Zirai bilirkişinin her iki raporunda açıkladığı taşınmazın niteliğine ilişkin bilgiler gözetildiğinde, ilke olarak geven, eğrelti otları ve diğer yabani otların mer'a bitki örtüsünü çağrıştırdığı açıktır. Taşınmazın ekilemez kısımlarının da bulunduğu raporda açıklanmıştır. Teknik bilirkişi Halim Yılmaz ve arkadaşının 30.11.2001 günlü rapor ve krokisinde B harfi ile işaretlediği sarıyla taralı taşınmaz bölümünün zirai bilirkişi raporuna göre doğal olarak yetişen bitkilerle kaplı olduğunu bildirmiştir. Doğal bitkilerden kastı, taşınmazın diğer bölümü için açıkladığı ve üzerinde bulunduğu geven, eğrelti otları ve yaban otları olduğundan duraksamamak gerekir. O halde, taşınmazın B harfi ile gösterilen kısmı hakkındaki davanın reddine karar verilmemiş bulunması doğru değildir.
Mahkemece A ve B bölümleri bir bütün kabul edilerek tescil davasının kabulüne karar verilmiştir. Taşınmazın A bölümü ile ilgili olarak yapılan araştırma ve inceleme zirai bilirkişinin yukarıda açıklanan bilgileri gözönünde tutulduğunda yeterli olmadığı görülmektedir. Bu bakımdan taşınmaz üzerinde bulunan ve mer'a bitki örtüsünü çağrıştıran geven, eğrelti otu ve ismini açıklamadığı diğer yabani otlar esas alınmak suretiyle taşınmazın tahsisli ve kadim mer'adan açılan yerlerden olup olmadığı konusunda gerekli araştırma ve incelemenin yapılması zorunludur. (Kadastro Müdürlüğünün yazısına göre, taşınmazın bulunduğu köyde kadastro çalışmaları yapılmamıştır) Bu bakımdan, tesciline karar verilen dava konusu yerin kadim ve tahsisli mer'adan açılmak suretiyle elde edildiğinin anlaşılması açısından taşınmazın bulunduğu köye ait tahsisli ve kadim mer'a kayıtlarının olup olmadığının Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü (İl Özel İdare Müdürlüğü) ile İlçe Özel İdare ve Tapu Sicil Müdürlüklerinden sorulması, varsa kayıt ve belgeler ile haritalar getirtilerek dosya arasına konulması, ondan sonra yapılacak keşifte teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar vasıtasıyla zemine uygulanması, taşınmazın tahsisli ve kadim mer'a kayıtları kapsamında kalıp kalmadığının saptanması, şayet sözü edilen kayıtlar kapsamında kalmıyor ise, bu takdirde yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulmak suretiyle tescili istenen yerin kadim mer'adan açılan ve kültür arazisi haline getirilen yerlerden olup olmadığının belirlenmesi, yerel bilirkişi ve tanıkların mer'adan yararı bulunmayan komşu köyler halkı arasından seçilerek HUMK. nun 258 ve 259.maddeleri gereğince keşifte dinlenmelerinin sağlanması, daha önce dinlenen zirai bilirkişi dışında keşifte dinlenecek uzman bilirkişi ziraat yüksek mühendisi veya mühendisinden taşınmaz ve çevresi bir bütün olarak toprak yapısı itibariyle karşılaştırılmak suretiyle incelemesi yapılarak taşınmazın kesin niteliğini bildiren gerekçeli ve denetime açık rapor sunulmasının istenilmesi, taşınmazın çevresinde başka şahıslara ait taşınmazlar bulunup bulunmadığı veya hali boş arazi olarak görülüp görülmediği hususlarını bilirkişiye krokisi üzerinde işaret ettirilmesinin sağlanması, çevre taşınmazların niteliklerinin de gösterilmesinin istenmesi, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek krokide A harfi ile gösterilen taşınmaz hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi, krokide B ile işaretlenen taşınmaz hakkındaki davanın ise önceki bilgiler gözönünde tutularak reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle her iki taşınmaz parçası hakkında davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.
Hazinenin vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarına gelince: Hazine vekili her ne kadar suya yönelik davanın esastan reddine karar verildiği gerekçesiyle Hazine yararına vekalet ücreti takdirini istemiş ise de, davacı dava dilekçesinin 4.paragrafında açıkça; köy tüzel kişiliğinin kendisine ait suya müdahale ettiğini, seçim nedeniyle muhtarla arasının açıldığını, bu nedenle muhtarın kendisine ait suyu köy halkının kullanması için götürdüğünü ve bu şekilde müdahalede bulunduğunu belirterek dava açmıştır. Bu açıklamalar karşısında Hazinenin suya elatmanın önlenmesi için açılan davada taraf sıfatını almadığı, sadece suyla birlikte açılan tescil davası için davalı safhında yer aldığı ve kanuni hasım durumunda bulunduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan bu nedenlerle suya yapılan müdahalenin önlenmesi davasının esastan reddedilmesi üzerine Hazine yararına mahkemece vekalet ücretine hükmedilmemiş olmasında usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır. Sözü edilen davada gerçek hasımın Hazine olmadığı davalı köy tüzel kişiliği olduğu dosya kapsamındaki bilgilerle sabittir. Tescil davası nedeniyle hasım gösterilen Hazinenin su için açılan davada da hasım olduğu anlamına gelmez. Bu bakımdan Hazinenin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmadığından reddiyle suya yönelik vekalet ücretine ilişkin hüküm bölümünün açıklanan nedenlerle ONANMASINA,
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin kabulüne karar verilen tescil ile ilgili hüküm bölümüne yönelik temyiz itirazları yerinde bulunduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve 2588 sayılı Kanunla eklenen 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/İ maddesi uyarınca Hazineden harç alınmasına mahal olmadığına 08.07.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy