(6831 S. K. m. 2/B) (3402 S. K. m. 14, 16)
Dava: Gülsüm A. ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Kemalpaşa Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 16.07.2004 gün ve 43/1062 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, miras yoluyla intikal ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 3180 parselin Hazine üzerindeki tapu kaydının iptaliyle vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu parselin 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi hükmü uyarınca orman dışına çıkarılan ve zilyetlikle edinilemeyecek yerlerden olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu parselin öncesi itibariyle orman sayılmayan kültür arazisi niteliğinde bulunduğu ve tespit tarihine kadar kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
5306 m2 yüzölçüme sahip 3180 parselin kadastro tutanağında 1951 yılında yapılan orman sınırlama çalışmaları sırasında ormanlık sahada kaldığı, 1970 yılında yapılan kadastro çalışmalarında orman olması nedeniyle tespit dışı bırakılan bu yerin 1961 yılından beri Halil A.'un zeytinlik vasfıyla tasarrufta bulunduğu ve halen zilyetliğinin devam ettiği, 1988 yılında 55 no'lu Orman Kadastro Komisyonunca 6831 sayılı Orman Kanununun değişik 2/B maddesi uyarınca orman rejimi dışına çıkarıldığı, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 45.maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği belirtilerek 23.12.1991 tarihinde zeytinlik niteliğiyle Hazine adına tespit edilmiş, Ahmet Ali oğlu Halil A.'un 1961 yılından beri kullanımındadır beyanlar hanesine şerh edilmiştir. Sebebi açıklanmaksızın kadastro tutanağı komisyona sunulmuş, 19.8.1992 günlü kararla özet olarak, dava konusu taşınmazın orman sayılmayan ve nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılmayan yerlerden bulunduğu, ancak bu tür yerlerin gerçek kişiler tarafından kazanılmasının mümkün olamayacağı gerekçesiyle tespitin iptaline, senetsizden Hazine adına tarla niteliğiyle tesciline, beyanlar hanesine Halil A.'un zilyetliğinde bulunduğunun tespitine karar verilmiş, tespit 14.11.1992 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacılar görülmekte olan davada öncesi itibariyle orman olmayan bir yerin tespit öncesi kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır. Yerel bilirkişi ve tanıklar dava konusu taşınmazın tespit tarihine kadar davacılar ve miras bırakanı tarafından 20 yıldan fazla süreyle tasarrufta bulunduğunu, ziraatçı uzman bilirkişi zeytinli tarla niteliğinde, ormancı bilirkişilerin ayrı ayrı düzenlemiş oldukları raporlarda dava konusu yerin 1953 yılında yapılan ve aynı yıl kesinleşen orman sınırlama hattının dışında kalan, orman sayılmayan yerlerden bu nedenle de 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesinin uygulaması dışında kalan bir yer olduğunu bildirmeleri üzerine, mahkemece yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Taşınmazın ormanla olan niteliğinin belirlenmesi yönünden yapılan araştırma ve inceleme duraksama yaratmaktadır. İlk keşifte dinlenen bilirkişi orman yüksek mühendisi Tarcan T.'in düzenlediği 27.10.2000 günlü raporda dava konusu taşınmaz ve çevresindeki ormanlık alanda 1953 yılında 3116 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılan sınırlama çalışmaları sırasında Borukluk ve Bağazlıyan Devlet ormanları adı ile sınırlandırıldığı ve kesinleştiği, 1988 yılında 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesi hükmü uyarınca yapılan aplike ve çalışmalar sırasında taşınmazın orman tahdit sınırları dışında ve dolayısıyla 1988 yılında yapılan sınırlamanın aplikasyonunda orman sınırı dışında ve orman sayılmayan yerlerden olduğu açıklanmıştır.
Belirtildiği üzere ormancı bilirkişinin raporu kendi içinde çelişkilidir. Az önce de açıklandığı üzere kadastro tutanağında da dava konusu taşınmazın 1951 yılında yapılan orman sınırlamasında sınırlama hattının içinde kaldığı belirlenmiştir. Mahkemece, bu farklılıklar giderilmeden davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Bir yerin imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılabilmesi için taşınmazın kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir. Orman sayılan bir yerin zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olmaz. Diğer yönden 1971 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında da dava konusu taşınmazın orman niteliğiyle tespit dışı bırakıldığı tutanakta açıklanmıştır. Mahkemece taşınmazın tespit dışı bırakılma sebebi de sorulmamıştır. Tüm bu açıklamalar gözönünde tutularak taşınmazın tespit dışı bırakılma tarihinin ve sebebinin Kadastro Müdürlüğünden sorulması, ondan sonra yerel, teknik ve ormancı bilirkişiler aracılığıyla dava konusu taşınmaz başında keşif yapılmak suretiyle bu belgelerin yöntemine uygun olarak yerlerine uygulanması, dava konusu yerin 1951 yılında yapılan sınırlamada orman içerisine alınıp alınmadığının kesin olarak belirlenmesi, sınırlama içerisine alınmış bir yer ise çıkarma tarihinden sonra kazanma süresi ve koşulları geçmediğine göre davanın reddine, orman sayılmayan bir yer ise, orman niteliğiyle tespit dışı bırakılan böyle bir yerin salt zilyetlik yoluyla kazanılmayacağının düşünülmesi, böyle bir yerin orman sayılıp sayılmayacağının mahkemece tartışılıp değerlendirilmesi, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428.maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, 15.07.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy