(3402 S. K. m. 14) (766 S. K. m. 33)
Dava: Mehmet A. ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Çivril Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 10.11.2003 gün ve 365/630 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, 50 seneyi aşkın kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 3337 ve 3340 parsellerin Hazine üzerindeki tapu kayıtlarının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, kazanma koşullarının davacı lehine oluşmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu parseller senetsizden 21.10.1983 tarihinde Hazine adına tespit edilmiş, davacının kardeşi Mustafa A.'in itirazı üzerine, Komisyonca 337 parselin 17500 m2'si davacı Mehmet A., geriye kalan 10800 m2'si Hazine adına tespit edilmiş, Mustafa A.'in süresinde Çivril Kadastro Mahkemesine açmış olduğu davaya davacı Mehmet A. dahil edilmek suretiyle yapılan yargılama sonunda 01.11.1994 gün 25/61 esas ve karar sayılı hükümle dava konusu parsellerin tespit gibi Hazine adına tesciline, davaya dahil edilen Mehmet A.'in usulüne uygun bir itirazı bulunmadığından onun yönünden davanın görev yönünden reddine karar verilmiş, hüküm 13.07.1995 tarihinde kesinleşmiştir.
Görülmekte olan davada; davacı, tespit öncesi sebebe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece, kadastro tespitlerinin 1617 sayılı Ön Tedbirler Kanununun 20.maddesiyle değişik 766 sayılı Tapulama Kanununun değişik 33.maddesi hükmü uyarınca yapıldığını, tespitin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine göre zilyedin aynı çalışma alanı içinde belgesizden 50 dönümden fazla yer edinemeyeceği göz önünde tutularak davanın reddine karar verilmiştir. Gerçektende kadastro tespitlerinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 766 sayılı Tapulama Kanununun değişik 33.maddesi hükmüne göre vergi kaydı gibi bir belge olmaksızın zilyedin aynı çalışma alanında edinebileceği her taşınmazın toplam büyüklüğünün 20 dönümü, toplam olarak 50 dönümü geçmeyeceği düzenlenmiş bulunmakta idi. 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmü ile kazanma limitleri zilyet lehine değiştirilerek bir kişinin belgesizden aynı çalışma alanı içinde sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüm edinilebileceği belirtilmiştir. Lehe olan bu hüküm gözönünde tutularak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir. Dava konusu parseller hakkında Çivril Kadastro Mahkemesine açılan kadastro tespitine itiraz davasına davacı dahil edilmiş ise de, mahkemece onun davası yönünden görevsizlik kararı verildiğine ve Kadastro Mahkemesince verilen yukarıda tarih ve sayısı yazılan hüküm davacı yönünden kesin hüküm oluşturmadığına göre taraf delillerinin yöntemine uygun bir biçimde toplanıp değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 11,20 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 07.07.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy