(4721 S. K. m. 713) (1086 S. K. m. 237)
Dava: Mehmet Ali K. ile Yaşar A. ve müşterekleri aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının kısmen kabulüne dair Serik Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 08.12.2004 gün ve 458/1138 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmiştir.
Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 11.10.2005 salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalılar vekili Avukat Rahmi A. geldi, karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalıların miras bırakanı Mustafa S. (Şahin) adına kayıtlı taşınmazı 1952 yılından bu yana vekil edeninin çekişmesiz, aralıksız malik sıfatıyla tasarrufta bulunduğunu, kayıt malikinin uzun yıllar önce öldüğünü, tapu kaydının intikal görmediğini, TMK. nun 713/2.maddesi hükmü karşısında hukuki değerini yitirdiğini ileri sürerek iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, teknik bilirkişinin düzenlediği 01.12.2004 günlü krokide A harfiyle gösterilen 14874, B harfi ile gösterilen 3420 m2 bölümlere ait tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hükmün, kabule ilişkin bölümü davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6 hektar yüzölçümlü 11 parsele ait kadastro tutanağında, 25.08.1952 tarihinde kadastro yoluyla davalıların miras bırakanı Ali oğlu Mustafa S. adına tespit ve tescil edilmiş, 15.04.1999 tarihinde kayıt malikinin soyadı Şahin olarak düzeltilmek suretiyle gerekli düzeltme yapılmış ve kayıt herhangi bir intikal görmemiştir. Dosya arasındaki mirasçılık belgesine göre, kayıt maliki Mustafa Ş. 05.03.1955 tarihinde ölmüş, mirasçı olarak davalıları bıraktığı belirlenmiştir.
Dava, TMK. nun 713/2. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK. nun 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir.
Anılan maddede, aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş, ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir denilmiştir.
Somut olayda; yerel bilirkişi ve tanıklar, 11 parselin belirlenen bölümlerinin davacı tarafından 40-50 yıldan bu yana üzerine ev yapmak ve bahçe olarak kullanılmak suretiyle tasarrufta bulunduğunu bildirmişlerdir. Yerel bilirkişi ve tanıkların beyanlarında geçen davacının dava konusu ettiği taşınmaz bölümleri teknik bilirkişi tarafından krokisine işaret edilmek suretiyle belirlenmiştir. Davacı vekili, ölüm sebebine dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Davacının, dava tarihinden önce 20 yıldan fazla süre ile taşınmazın belirlenen bölümlerini koşullarına uygun olarak tasarruf ettiği yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından açıklanmış, tapu kaydı intikal görmemiştir. Bu durumda, taşınmazın bu bölümlerine ilişkin tapu kaydının TMK. nun 713/2.maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirdiğinin kabulü gerekir. Davacının tespit öncesi sebebe dayanarak daha önce açmış olduğu tapu iptali ve tescil davası 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesinde belirtilen on yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle 29.12.1995 gün 683/912 esas ve karar sayılı hükümle reddedilmiş, bu yön kesinleşmiştir.
Davacı önceki davada tespit öncesi sebebe, görülmekte olan davada ise tespitten sonraki kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Dayanılan sebep bakımından farklılık mevcuttur. Bir hükmün HUMK. nun 237. maddesi hükmü uyarınca kesin hüküm sayılabilmesi için her iki davanın tarafları, davanın konusu yanında dayanılan hukuki sebebin de aynı olması gerekir. Görülmekte olan davada tespit sonrası sebebe dayanıldığına göre sebep birliğinden söz edilmesi mümkün olmaz. Tüm bu açıklamalar ve dosya içeriği gözönünde tutularak yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sonuç: Davalılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 54,00 YTL peşin harcın onama harcına mahsubuna, 11.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy