(1086 S. K. m. 179, 433) (4721 S. K. m. 706, 713) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Nihat Yılmaz ile Naci Yılmaz, dahili davalılar Şaziye Çoban ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Kazan Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 18.05.2004 gün ve 75/118 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalılardan Şaziye Çoban ve Naci Yılmaz vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, 317 parsel kapsamında kalan yaklaşık 2 dönüm yerin davalıların miras bırakanı tarafından 1970 yılında vekil edenine satılıp devredildiğini, satış parasının ödendiğini, satış vaadi sözleşmesine rağmen tapuda işlem yapmaktan kaçındıklarını açıklayarak bu yere ait tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Bir kısım davalılar vekili, dava konusu taşınmazın satılıp devredilmediğini, halen vekil edenleri tarafından zilyet edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, tapulu taşınmazın haricen satışının geçersiz bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine davacı vekili, hükmü esas bakımından, davalı vekili, cevap süresi içerisinde hükmün avukatlık ücretine ilişkin bölümünün düzeltilerek onanmasını açıklayarak temyiz isteğinde bulunmuştur.
Dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 317 parsel 17.4.1959 yılında hükmen davalıların miras bırakanı Halil oğlu Tahir Yılmaz adına tapuya tescil edilmiş, bu davanın açılması tarihinden sonra 1.3.2004 tarihinde intikal yoluyla Şaziye Çoban ve arkadaşları adına paylı mülkiyet esasına göre tapuya tesciline karar verilmiştir. Davanın açıldığı tarihte dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 317 parsel Tahir Yılmaz mirasçıları adına kayıtlıdır. Dava dilekçesinde davalı olarak Tahir Yılmaz mirasçıları Naci Yılmaz ve arkadaşları gösterilmiştir. HUMK. nun 179. maddesi hükmüne göre dava dilekçesinde tarafların ad ve soyadları ile adreslerinin açık seçik olarak gösterilmesi gerekir. Miras bırakanın mirasçıları denilmek suretiyle dava dilekçesinin kaleme alınmış olması anılan maddeye aykırıdır. Her ne kadar yargılama aşamalarında bu yön açıklattırılmış ve miras ortaklığına temsilci tayin edilmiş ise de, dava dilekçesi usulüne uygun olarak düzenlenmemiştir. Somut olayda; hüküm redde ilişkin olup bu yön bozma sebebi sayılmamıştır.
İşin esasına gelince; davacı vekili, dava konusu taşınmaz bölümünün 1970 yılında kayıt malikinin mirasçılarından satın ve devralındığını ileri sürmüş, dilekçenin deliller sütununda gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanmıştır. Harici satışın yapıldığı tarihte dava konusu yer tapuda kayıtlıdır. Tapulu bir taşınmazın haricen satış ve devri TMK. nun 706, Borçlar Kanunu'nun 213, Tapu Kanunu'nun 26. maddesi hükmü karşısında geçersizdir. Ancak, geçerli bir satış sözleşmesine dayanılarak taşınmazın satışı vaad edilmiş ise, bu sözleşmeden doğan kişisel hakka dayanarak iptal ve tescil isteyebilir.
Somut olayda; davacı vekilinin ileri sürdüğü 5.5.1970 gün 5747 yevmiye nolu satış sözleşmesinde davacı Nihat alıcılar arasında yer almadığı gibi, alıcıların külli halefleri arasında yer aldığı da ileri sürülüp kanıtlanmamıştır. Kişisel hak doğuran satış vaadi sözleşmesi taraflar yönünden bağlayıcı olup, taraf durumunu almayan bir kişinin böyle bir sözleşmeye dayanarak iptal ve tescil istemesi mümkün değildir. Diğer yönden, 1970 yılından bu yana dava konusu taşınmaz bölümünün davacının zilyetliğinde olduğu ileri sürülmüş ise de, kanunda belirtilen istisnalar dışında tapulu bir taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Somut olayda; TMK. nun 713/2. maddesine dayanılarak tapu kaydının hukuki değerini yitirdiği ileri sürülmediğine göre yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ileri sürdüğü temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
Bir kısım davalılar vekilinin temyiz isteğine gelince; davacı vekilinin temyiz dilekçesinin tebliği üzerine bir kısım davalılar vekili HUMK. nun 433. maddesinde belirtilen süre içerisinde cevap layihası ile avukatlık ücretinin eksik takdir edildiğini, tarife uyarınca avukatlık ücretinin belirlenmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasını istemiştir. Dava dilekçesinde dava konusu taşınmazın değeri gösterilmemiş bulunduğuna, keşifte beliren değer üzerinden de harç ikmal edilmediğine göre yazılı şekilde avukatlık ücretinin takdir ve tayininde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir. Bir kısım davalılar vekilinin de, avukatlık ücreti yönünden ileri sürmüş olduğu temyiz isteği yerinde değildir.
Sonuç: Davacı vekili ile bir kısım davalılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 10,10 YTL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 1,10 YTL'nın temyiz edenlerden ayrı ayrı alınmasına 11.02.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy