(1086 S. K. m. 274)
Dava: F. Kaya mirasçısı A.Kaya ile H. Güneş ve müşterekleri aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının reddine dair Arpaçay Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 14.01.2005 gün ve 28/7 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 29.11.2005 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden A. Kaya vekili Avukat İ. Babür geldi. Karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, vekil edeni ile davalı H. ve Nurettin'in ortak miras bırakanı Meydan Ali'den kalan dava dilekçesinde mevkileri yazılı toplam 12 kıt'a taşınmazın taksim edilmediği halde davalı H.'in B. Güneş'e satıp devrettiğini, bu nedenle yararlanmasının önlendiğini açıklayarak davalıların elatmasının önlenilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı H., miras bırakanı babası Meydan A.'den kalan dava konusu yerleri davalı B.'ye satıp devrettiğini,
Davalı Nurettin, sebep açıklamaksızın,
Davalı B. de dava konusu yerleri H. Güneş'ten satın ve devraldığını, mülkiyet hakkının dolduğunu belirterek,
Mahkemece, dava konusu taşınmazların satış ve devir tarihinden dava tarihine kadar 20 yıldan fazla sürenin geçmesi nedeniyle davalı B.'nin mülkiyet hakkının dolduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine göre, davayı açan davacının annesi F. ile davalı H. ve Nurettin 1976 yılında ölen Meydan Ali'nin çocuklarıdır. Dava, Meydan A.'nin mirasçılarından F. tarafından açılmış, yargılamanın devamı sırasında ölümü üzerine mirasçılardan A. Kaya vekaletname vermek suretiyle davayı yürütmüş ve sonuçlandırmıştır.
Dava konusu yerlerin 1976 yılında ölen Meydan A.'den kaldığı ve terekesinin taksim edilmediği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Meydan A.'nin ölüm tarihine göre terekesi elbirliği ile mülkiyet hükümlerine tabi olup, TMK. nun 701 ve 702. maddesi hükümleri uyarınca elbirliği mülkiyette birlikte tasarruf esası caridir. Başka bir anlatımla terekeye dahil bir veya birkaç taşınmazın satış ve devrinin geçerli olabilmesi için tüm mirasçıların katılımıyla satışın yapılması gerekir. Mirasçılardan bir veya birkaçının tek başına yapmış olduğu satış elbirliği ile mülkiyet hali sebebiyle geçersizdir. Böyle bir satışa dayanılarak alıcının mülkiyet hakkını edinmesi mümkün olmaz. Ancak, tapusuz olan bir yerin satış ve devrinden itibaren 20 yıldan fazla süreyle koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olması halinde mülkiyet hakkı edinilebilir. Davalı B. taşınmazları satın ve devraldıktan sonra 20 yıldan fazla süreyle tasarrufta bulunduğunu açıklamış, mahkemece de savunmaya değer verilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. TMK. nun 713/5. fıkrasının son cümlesi hükmü karşısında ret gerekçesi yerinde bulunmaktadır.
Gerçekten de anılan maddede, 1. fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda mülkiyet hakkı kazanılmış olur. Ne var ki; böyle bir sonuca ulaşmak için satış ve devir tarihinden itibaren, kazanma koşullarının oluştuğunun belirlenmesi gerekir.
Dava konusu yerler tapusuzdur. Tapusuz taşınmazlar satış ve devir bakımından menkul hükmünde sayılır. TMK. nun 763. maddesi hükmüne göre, bir menkulün mülkiyetinin nakli için satışla birlikte zilyetliğinin de devri gerekir. Diğer yönden tapusuz taşınmazlarda satış ve devrin her türlü delille kanıtlanması mümkündür. Davayı açan F. Kaya, tanıklarını dosya arasındaki tarihsiz dilekçeyle mahkemeye sunmuş, gösterilen tanıklar dinlenilmeden liste dışı H. Balkaya'nın bilgisine başvurulmuştur.
HUMK. nun 274. maddesi hükmü uyarınca liste dışı tanık dinlenilmesi yasaktır. Ne var ki, tanık listesi hakimin havalesini içermemektedir. Bu husus üzerinde durulması, geçerli bir tanık listesi ise davacı tarafın göstermiş olduğu tanıkların dinlenilmesi, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekir. Dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların beyanları satış ve devir olgusu bakımından tutarsızlık içerisindedir. Bir kısım tanıklar miras bırakanın ölümünden 2-3 sene sonra, bir kısmı da 5 - 10 sene sonra H.'in bu yerleri davalı B.'ye satıp devrettiklerini bildirmişlerdir.
Mahkemece bu husus gereği gibi araştırılmamıştır. Davalının dayandığı 26.12.2003 günlü satış ve devir sözleşmesi daha sonraki bir tarihte düzenlenmiş olup, içeriğine göre H.'in bu yerleri miras bırakanın ölüm tarihinden önce 1975 yılında sattığı açıklanmıştır. Senetteki bilgilerde savunmayla çelişmektedir. Tüm bu açıklamalar göz önünde tutularak yukarıda belirtilen esaslar çerçevesinde taraf delillerinin eksiksiz olarak toplanıp birlikte değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 400 YTL Avukatlık ücretinin davalılardan alınarak Yargıtay duruşmasında Avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine ve 11,20 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 29.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy