(1086 S. K. m. 92, 95) (3402 S. K. m. 12)
Dava: Ş. Çolakvermiş ile E. Çaylak ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Devrek Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 07.04.2005 gün ve 461/152 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, 96 ada 6 parsel kapsamında kalan 280 m2'lik taşınmaz bölümünü Devrek Noterliğince düzenlenen 05.07.1979 gün 5379 yevmiye nolu belgeyle satın ve devraldığını açıklayarak bu yere ait tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı M. Özsaraç ve bir kısım arkadaşları, hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, davalı A. Fahrettin Özsaraç, E. Çaylak, N. Özsaraç ve H. Özsaraç davayı kabul ettiklerini bildirmişlerdir.
Mahkemece, hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 96 ada 6 parsel kadastro yoluyla T. Özsaraç ve arkadaşları adına 19.03.1983 tarihinde paylı mülkiyet şeklinde tespit edilmiş, tutanak 27.05.1987 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı tespitten önceki satın almaya dayanarak iptal ve tescil istediğine göre davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde belirtilen süre içerisinde açılıp açılmadığının gözönünde tutulması gerekir.
Somut olayda, tutanağın kesinleştiği tarihten, 20.08.2003 dava tarihine kadar on yıllık hak düşürücü süre geçmiş bulunduğuna göre davanın bu sebeple reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir. Ne var ki; paydaşlardan davalı E. Çaylak, N. Özsaraç, H. Özsaraç ve A. Fahrettin Özsaraç davayı kabul ettiklerini bildirmişlerdir. Tek kişi mülkiyetinde olduğu gibi paylı mülkiyette de paydaşlardan her biri payı üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir, paya yönelik olarak açılmış bulunan bir davayı kabul edebilirler.
Her ne kadar somut olayda hak düşürücü süre geçmiş ise de, adı geçen davalıların kabul beyanları gözönünde tutularak onların payları yönünden uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir. Zira, HUMK. nun 92. maddesine göre; kabul, iki taraftan birinin diğerinin netice-i talebine muvafakat etmesi olup, aynı Kanunun 95. maddesine göre, kesin bir hükmün sonuçlarını hasıl eder. Kabul beyanıyla hak düşürücü sürenin aynı olayda birleşmesi halinde yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü kabul beyanı gözönünde tutulmak suretiyle davanın sona erdirilmesi gerekir.
Mahkemece davalı E. Çaylak ve arkadaşlarının kabul beyanları gözden kaçırılarak onların payları yönünden açılmış bulunan davanın da hak düşürücü sürenin geçmiş olmasıyla reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazlarının kabulü ile davalı E. Çaylak, N. Özsaraç, H. Özsaraç ve A. Fahrettin Özsaraç'ın paylarına ilişkin hüküm bölümlerinin BOZULMASINA ve 11,20 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 20.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy