(3402 S. K. m. 14, 17, 20)
Dava: Kemal Bulut, müdahil Mustafa Uyanık ile Hazine, Gölbaşı Belediye Başkanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, Gazi Üniversitesi Rektörlüğü, Örencik Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının reddine dair Gölbaşı-Ankara Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 06.04.2005 gün ve 232/276 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı Kemal Bulut vekilleri Avukat Saadet Ayan, Avukat Rasim Hacımahmutoğlu ile davalı Hazine vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 29.11.2005 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden Kemal bulut ile vekili Avukat Rasim Hacımahmutoğlu ve Hazine vekili Avukat Sema Selçuk geldiler. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın Raşit Bulut tarafından imar ihya edilerek kültür arazisi haline getirdiğini, daha sonra oğlu vekil edeni davacı Kemal Bulut'a bağışlayıp teslim ettiğini, kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetliğe dayanarak vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiş, yargılamanın devamı sırasında taşınmazın idari yoldan Hazine ve Gölbaşı Belediye Tüzel Kişiliği adına tescil edildiğinin belirlenmesi üzerine iptal ve tescile ilişkin Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinin 1987/314 esas nolu dava dosyası bağlantı nedeniyle bu dosyayla birleştirilerek yargılama yürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır.
Davalı Hazine vekili, mera niteliğiyle tespit dışı bırakılan dava konusu taşınmazın zilyetlik yoluyla kazanılacak yerlerden olmadığını belirterek davanın reddine, özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden ise Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Gölbaşı Belediye Başkanlığı vekili, imar planı kapsamında kalan yerlerin zilyetlik yoluyla kazanılmasının mümkün olamayacağını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, mer'aların zilyetlik yoluyla kazanılamayacağı gerekçesiyle davacı Kemal Bulut'un davasının reddine, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Gazi Üniversitesi Rektörlüğü hakkındaki önceki hükmün kesinleşmiş olması nedeniyle yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı Kemal Bulut vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz bölümleri 1951 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında mera niteliğiyle tespit dışı bırakılmış, 25.12.1986 tarihinde idari yoldan K-2 ada 1 parsel arsa niteliğiyle Gölbaşı Belediye Tüzel Kişiliği, K-2 ada 2 parsel ve K-3 ada 2 parsel arsa niteliğiyle Hazine adına tespit edilmiş, 29.05.1998 tarihinde yapılan imar uygulamasında dava konusu taşınmazların bir kısmı 1202 ada 1 parsel numarasıyla tapuya tescil edilmiş, geriye kalan bölümde imar planında park olarak belirlenmiş, bu bölümler tescil edilmeyen alanda bırakılmıştır. Yargılama aşamalarında bu durumun belirlenmesi üzerine davacı vekili 30.05.2002 günlü yargılama oturumunda, teknik bilirkişi İsmail Tosunoğlu'nun düzenlediği rapora ekli 04.12.2000 günlü krokide A1 ve B1 ile gösterilen taşınmaz bölümleri hakkındaki davanın yürütülmesini, diğer bölümler hakkındaki davasını atiye terk ettiğini bildirmiş, davalı vekilleri davacı vekilinin bir kısım taşınmaz bölümleri hakkındaki davanın atiye terk edilmesine bir diyeceği olmadığını bildirmişlerdir. Tüm bu açıklamalara göre, uyuşmazlık 29.05.1998 tarihinde yapılan imar uygulamasında park yeri olarak gösterilen ve teknik bilirkişinin krokisinde A1 harfi ile gösterilen 2525 m2 ve B1 harfi ile gösterilen 7369 m2 taşınmaz bölümlerine ilişkin bulunmaktadır.
İşin esasına gelince; Keşif yerinde dinlenen yerel bilirkişi ve davacı tanıkları, öncesi itibariyle taşlık olan tescil konusu taşınmaz bölümlerini davacının babası Raşit Bulut'un 1960 ila 1963 yılları arasında para ve emek sarf ederek ihya ettiğini, tarla haline getirdiğini, 1963 yılında davacıya bağışlayıp teslim ettiğini, o tarihten sonrada davacının hububat tarımı yapmak suretiyle tarla olarak tasarruf ettiğini, mera olmadığını, davalı Hazine tanığı Ahmet Yıldırım davacının yapılan keşif tarihlerinden geriye doğru 15 yıldan beri, diğer tanık Nezir Gül davacının zilyetlik süresini ve sürecini bilmediğini, Hazinenin sunduğu deliller arasında bulunan idari tahkikat tutanağını okumadan imzaladıklarını, ziraatçı uzman bilirkişi 40-50 yıldan beri tarım arazisi olarak tasarruf edilen 3.sınıf kültür arazisi olduğunu belirtmiştir.
Mahkemece taşınmazın tespit dışı bırakılma tarihindeki niteliği göz önünde tutularak yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Hemen belirtelim ki, bir yerin mer'a olarak tespit dışı bırakılmış olması veya sınırlandırılması, o yerin mer'a olduğu anlamına gelmez. Böyle bir sonuca ulaşabilmek için gerekli araştırma ve incelemenin yapılması gerekir. Kadastroca yapılan bu belirlemenin aksi dava yoluyla her zaman kanıtlanabilir. Mahkemece toplanan deliller ve dosya içeriğine ters düşen gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Az yukarıda da açıklandığı üzere; toplanan deliller ve dosya içeriğine göre, dava konusu taşınmaz bölümlerinin idari yoldan Hazine ve Belediye adına tescil edildiği tarihe kadar kazanma koşullarının oluştuğu anlaşılmakta ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Kadastro Müdürlüğünün 10.05.2000 tarihli karşılık yazısında ve paftada, dava konusu taşınmazın 1951 yılında mer'a olarak tespit dışı bırakıldığı bildirilmiştir. Taşınmazın mer'a niteliğinde bir yer olmadığı yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından ifade edildiğine göre kadim mer'a olmadığının kabulü gerekir. Ancak, tahsisli mer'a olup olmadığı yönünden herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Taşınmazın bulunduğu yerde tahsisli mer'a bulunup bulunmadığının, mevcut ise norm kararı ve haritasının İl Özel İdare Müdürlüğünden, ayrıca taşınmazın önceki niteliğinin belirlenmesine esas olmak üzere hava fotoğrafları ve topoğrafik haritaların ilgili yerlerden istenip dosya arasına konulması, ondan sonra yerel ve teknik bilirkişiler aracılığıyla bu belgelerin yerlerine uygulanması, bunlara göre taşınmazın önceki niteliğinin belirlenmesine çalışılması, imar uygulamasında park yeri olarak belirtilen bu yerin eylemli olarak park vasfı ile kullanılıp kullanılmadığının araştırılıp belirlenmesi, teknik bilirkişiden gerekçeli rapor alınması, taşınmaz imar planındaki amaca uygun olarak park haline getirilen bir taşınmaz ise kamu emlaki niteliğini alacağından böyle bir yerin özel mülkiyet şeklinde tapuya tescili mümkün olamayacağından davacının davasının mülkiyetin tespiti davası olarak sonuçlandırılmasının düşünülmesi, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekir. Davacı vekili, dava konusu taşınmaz bölümlerini vekil edeninin miras bırakanı Raşit tarafından ihya edildiğini ileri sürmüştür. Bir yerin ihya yoluyla kazanılabilmesi için 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesinde yazılı koşulların araştırılıp belirlenmesi gerekir. İhya olgusunun tamamlandığı belirlenmiş ise de, Kadastro Kanununun 17. maddesinin son fıkrasındaki düzenleme karşısında herhangi bir inceleme yapılmamıştır. Anılan hükme göre, il, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmazların ihya yoluyla kazanılması yasaklanmıştır. Taşınmazın Gölbaşı Belediye imar planı içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır. Ancak, imar ve ihya olgusunun yapıldığı ve bu olgunun tamamlandığı tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile tasarruf edildikten sonra imar planı içerisine alınmış ise kazanılmış haklar gözetilerek uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir. Başka bir anlatımla; imar planı içerisine alınma tarihine kadar 17. maddedeki koşullar tamamlanmış ise taşınmazın daha sonra imar planı içerisine alınması kazanmayı önlemez. Önceki bozma kararlarında bu yönler açıkça bozma sebebi yapılmamış ise de, taşınmazın niteliğinin belirlenmesi ve imar planı içerisinde kalıp kalmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması, yargılama bitinceye dek her zaman araştırılıp belirlenmesi gereken yönler olup, bu aşamada göz önünde tutulmasında herhangi bir engel bulunmamaktadır. Kaldı ki, önceki bozma nedenlerine göre bu yönler bozmanın kapsamında sayılır. Davacılar vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunmaktadır.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Yukarıda belirtilen açıklamalar ve yapılacak araştırma ve inceleme sonunda, bu yer davacı adına tescil edilmediği takdirde Hazinenin tescil isteği hakkında bir karar verilmesi gerekirken bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru değildir. Hazine vekilinin bu yönü amaçlayan temyiz itirazları yerinde bulunmaktadır.
Sonuç: Yukarıdan beri izah edilen sebep ve gerekçelere göre davacı vekili ile davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 11,20 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 29.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy