(3402 S. K. m. 15, 29, 33) (4721 S. K. m. 28, 676)
Dava: Mehmet Cessur ile Meryem Ersanım aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Çavdır Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 23.12.2004 gün ve 112/158 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Mehmet Cesur, ortak miras bırakan Süleyman Cesur'dan intikal eden taşınmazların taksim edildiğini, dava dışı 204 ve 1284 parsellerin kendisine, 502 ve 970 parsellerin davalıya isabet ettiğini, 502 ve 970 parsellerin davalı adına taksim uyarınca tescil edildiği halde 204 ve 1284 parsellerin adına tesciline muvafakat vermediğini açıklayarak davalı adına yazılı bulunan 502 ve 970 parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile miras bırakan Süleyman Cesur mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Meryem, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece taksim olgusunun yazılı sözleşme ile kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Ortak miras bırakan Süleyman Cesur'un mirasçılık belgesi taraflardan istenilmediği gibi taksim tarihi üzerinde de durulmamıştır. Tarafların iddia ve savunmalarındaki açıklamalarına göre Süleyman Cesur'un mirasçıları olduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamakla birlikte taksimin usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığının belirlenmesi bakımından mirasçılık belgesine ihtiyaç bulunmaktadır. TMK.nun 676.maddesinin 3.fıkrası hükmüne göre; paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılış şekline bağlıdır. Kural olarak, geçerli bir taksimden söz edebilmek için tüm mirasçıların katılımı ile yapılmış geçerli yazılı bir taksim sözleşmesinin bulunması gerekir. Ana kural bu olmakla birlikte, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 33.maddesinin 3.fıkrası hükmü ile genel hüküm niteliği kazandırılan aynı Kanunun 15. maddesinin birinci fıkrasında, tapuda kayıtlı taşınmaz malların malikleri veya bunların mirasçıları arasında, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların ise 14. madde gereğince belirlenen zilyetleri arasında taksim edildikleri belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanları ile sabit olduğu takdirde bu malların taksim gereğince zilyetleri adına tespit olunacağı belirtilmiştir. Anılan hükme göre taksimin her türlü delille kanıtlanması mümkündür. Ancak, böyle bir sonuca ulaşabilmek için taksimin kadastro tespitinden önceki bir evrede yapılmış olması gerekir. Kadastro yoluyla sicil oluştuktan sonra mirasçılar arasında yapılacak taksimin TMK.nun hükümlerine göre yapılması gerekir. Somut olayda; dava konusu parsellerin kadastro tutanakları getirtilmediği ve taksim tarihi de belirlenmediği için taksimin kadastro tespitinden önce veya sonra yapılıp yapılmadığı anlaşılmamaktadır. Az öncede açıklandığı üzere; taksimin kadastro tespitinden önce veya sonra yapılması halinde ispat hukuku yönünden izlenecek yol farklılık arz edecektir. Mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan, taksim olgusunun belge ile kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Tüm bu açıklamalar gözönünde tutularak, ortak miras bırakan Süleyman'ın mirasçılık belgesinin taraflardan, dava konusu parsellerin kadastro tutanakları, kadastro yoluyla tescilden sonraki el değiştirmelerini gösterir tapu kayıtlarının Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi, taksim tarihinin belirlenmesi, ondan sonra yukarıdaki açıklamaların ışığı altında taksim kadastro tespitinden önceki evrede yapılmışsa iddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin toplanarak sonucuna göre, taksim kadastro yoluyla sicilin oluşmasından sonraki bir dönemde yapılmış ise ve taksim sözleşmesi de ileri sürülmediğinden şimdiki gibi davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Davacı, dilekçesinde dava konusu parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile ortak miras bırakan Süleyman Cesur adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. TMK.nun 28. maddesine göre; ölüm ile kişilik sona erer. Bu nedenle, dava başarıya ulaştığı takdirde ölü miras bırakan Süleyman adına iptal ve tescile karar verilmesi mümkün olmaz. Mirasçılarının tayin edilmemesi nedeniyle ölü kişi adına tespite imkan veren 3402 sayılı Kadastro Kanununun 29.maddesinin genel mahkemelerde uygulama kabiliyeti de bulunmamaktadır. Davanın mirasçılar arasında görülmekte olduğu nazara alınarak dava kanıtlandığı takdirde davacının payı oranında iptal ve tescile karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 11,20 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 05.04.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy