(4721 S. K. m. 713/1)
Dava: A.Ç. ve müşterekleri, dahili davacı S.G. E. ve müşterekleri ile Hazine, Orman Genel Müdürlüğü, C. Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair i. 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 29.12.2004 gün ve 430/1045 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalılar Orman İdaresi vekili, Hazine vekili, davacı A.Ç. ve müşterekleri vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 31.01.2006 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden A.Ç. ve müşterekleri vekili Avukat Ş.A., Hazine vekili Avukat A.O., Orman Genel Müdürlüğü vekili Avukat I.H.S. geldi. Karşı taraftan S.G. ve müşterekleri vekili Avukat G.N. geldi. C. Köyünden kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı A.Ç. ve arkadaşları vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazların bir bölümünün 29.1.1955 tarihinde ölen miras bırakanları H. oğlu A.K. 'den miras yoluyla intikal ve diğer mirasçıların paylarının satın alınması taşınmazın diğer bir bölümüne dava dışı Hacı... 'in eşi E. 'den vekil edenlerinin satın ve devraldıklarını dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarrufta bulunduğunu belirterek paylan oranında vekil edenleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili ile Orman Genel Müdürlüğü vekili, tescil konusu taşınmazların orman sayılan yerlerden olduğunu, taşınmazın bir bölümünün de Karayolları Genel Müdürlüğünce kamulaştırıldığını, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, tescil konusu taşınmazların 29.1.1955 tarihinde ölen taraf gerçek kişilerin kök ortak miras bırakanları H. oğlu A. G. mirasçıları adına tapuya tesciline, Devlet Karayolu altında kalan taşınmaz bölümlerinin mülkiyetinin tespitine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar A. ç. ve arkadaşları vekili ile davalı Hazine vekili, davalı Orman Genel Müdürlüğü vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Tescil konusu taşınmazlar 1974 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında orman niteliğiyle tespit dışı bırakılmışlar, 1979 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca 31 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından yapılan orman sınırlandırma çalışmaları sırasında orman dışında bırakılmışlardır.
Davacı A.ç. ve arkadaşları, tescil konusu taşınmazların bir bölümünün 29.1.1955 tarihinde ölen A.' den kaldığını, yapılan taksimde bir bölümünün kendilerine kaldığını, kız çocuklarına kalan taşınmaz bölümünün ise davacılardan A. 'a satıldığını, taşınmazın bir bölümün ise H... 'in eşi E.'den satın aldıklarını dava tarihine kadar vekil edenlerinin zilyet olduğunu, adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Tescil konusu taşınmazların bir bölümünün 29.1.1955 tarihinde ölen A.'den kaldığı hususunda uyuşmazlık bulunmadığına göre, bu bölüme ilişkin taksim olgusunun, kalan bölümünün ise üçüncü kişiden satın alındığının davacılar tarafından kanıtlanması gerekir. Somut olayda; taksimin kadastrodan önce yapıldığı ileri sürüldüğüne göre 3402 sayılı Kadastro Kanununun 15. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre; tapusuz bulunan bu yerlerin taksimi her türlü delille kanıtlanabilir. Davacı A.Ç. ve arkadaşlarının dinletmiş olduğu tanıklardan H.A., A.U. ve D.Y., miras bırakan A.'den kaldığını ancak taksimi bilmediklerini, uzun zamandan beri davacıların kullandığını bildirmişler, dinlenen diğer tanıklar S.Y., LY., M.E. ve M.A., tescile konu taşınmazı üç bölüm halinde incelemek gerektiğini, taksim ile doğudaki bölümün kızlara kaldığını, onlarında davacı A. 'a sattıklarını, batıdaki bölümün A.'nin oğulları M. ve H.'e kaldığını, güney bölümün ise M. ve H. tarafından Hacı... 'in eşi E.'den satın alındığını, dava tarihine kadar davacıların taşınmazları kullandığını bildirmişlerdir. Mahkemece, taksim olgusu ve satın alma gereği gibi araştırılıp belirlenmemiştir. Bu hususlar üzerinde durulması, geçerli bir taksim yapılıp yapılmadığı, taksime tüm mirasçıların katılıp katılmadıkları, taksimde davacılar ve davaya katılan mirasçılara yer verilip verilmediğinin, dosya arasında bulunan pay satış senetleri zemine uygulanması ve geçerliliği tartışılıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu hususlar araştırılmadan, taşınmazların taksim edilmediği görüşünden hareketle ortak miras bırakan A.G. mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Davacı A.Ç. ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde bulunmaktadır.
Davalı Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü vekillerinin temyiz itirazlarına gelince; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre aşağıda belirtilen husus dışında davalı Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü vekillerinin temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.
Tapusuz taşınmazların TMK. nun 713/1. maddesine göre tescili istenildiğine, taşınmazların bir bölümünün Devlet karayolu altında kalması nedeniyle mülkiyetinin tespitine karar verildiğine göre, TMK. nun 713/3. maddesi hükmü göz önünde tutularak ilgisi yönünden davanın Karayolları Genel Müdürlüğüne yöneltilmesi, yargılamaya geldiği takdirde savunma ve delillerinin tespiti de gerekir. Tescil konusu taşınmazların kesinleşen orman tahdit hattının dışında, orman sayılmayan yerlerden olduğu kabul edilerek yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de, orman yönünden yapılan inceleme de yetersizdir. Gerek 15.02.2000 günlü rapor ve gerekse 28.11.2001 raporunda taşınmazın kültür arazisi olarak orman dışına gösterildiği açıklanmış, raporların diğer bölümlerinde orman olmayan yerlerden olduğu belirtilmiştir. Kültür arazisi niteliğiyle orman dışına çıkarılan bir yer ile hiç orman sayılmayan yer arasında fark bulunmaktadır. Hiç orman sayılmayan bir yer üzerinde zilyetliğin kurulduğu tarihten itibaren kazanılması mümkün olup, nitelik kaybı sebebiyle dışarı çıkarılan bir yerin çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren ancak kazanılması mümkün olabilir. Tüm bu yönler göz önünde tutularak yerel, teknik ve ormancı bilirkişiler aracılığıyla tescil konusu taşınmazların başında yeniden keşif yapılması, sınırlandırmaya ait harita ve tutanakların yerlerine uygulanması, dava konusu yerlerin nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan veya hiç orman sayılmayan yerlerden olup olmadığının araştırılıp belirlenmesi ve taşınmazların orman sınırlandırma haritasına göre konumlarının teknik bilirkişi tarafından krokisine işlenmesi gerekmektedir.
Miktar araştırması yönünden yapılan inceleme de eksiktir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre; vergi kaydı gibi bir belgeye dayanmaksızın zilyedin aynı çalışma alanında kazanabileceği miktarlar suluda 40, kuru toprakta 100 dönümü geçemez. Somut olayda, davacıların dayandıkları 1939 tarih 38 tahrir numaralı vergi kaydının yüzölçümü 11.000 m2, aynı tarih ve 39 tahrir numaralı vergi kaydının yüzölçümü 10.000 m2 ve aynı tarih 40 tahrir numaralı vergi kaydının ise yüzölçümü 20.000 m2 olup, 39 ve 40 numaralı belgeler değişme ve genişletmeye elverişli sınırları içermektedir. Bu nedenle her iki vergi kaydı miktarı ile geçerlidir. Vergi kaydı dışında kalan taşınmaz bölümlerinin kazanılabilecek miktarları az önce de açıklandığı üzere suluda 40, kuruda 100 dönümü geçemez.
Somut olayda; 105.131.98 m2 yerin davacılar adına tapuya tesciline, 34.319.03 m2'nin de Devlet karayolu altında kalması nedeniyle tespitine karar verilmiştir. Elbirliği mülkiyetinde, miras bırakana bağlı olarak tüm mirasçılar Kadastro Kanununun 14. maddesindeki kazanma ve miktarlar bakımından tek kişi sayılırlar. Aynı çalışma alanında tüm mirasçıların belgesizden kazanabilecekleri miktar 40 ve 100 dönümü geçemez. Taksimin ve satışın kanıtlanamaması halinde tescil ve tespit edilen miktarlar karşısında kanunda öngörülen bu sınırlar aşılmış olacaktır. Davacıların dayandıkları vergi kayıtlarının kapsamında kalan miktarların belge dışında kalan yerler bakımından seçimlik hakkının hatırlatılmak suretiyle kazanabilecekleri miktarların belirlenmesi, teknik bilirkişi tarafından krokisine işaret edilmesi, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Sonuç: Davacı A.Ç. ve arkadaşları vekili ile davalı Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü vekillerinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 450 YTL Avukatlık ücretinin taraf gerçek kişilerden alınarak Yargıtay duruşmasında Avukat marifetiyle temsil olunan davalılar Hazine ve Orman Genel Müdürlüğüne verilmesine ve 376,70 YTL peşin harcın istek halinde temyiz eden Orman İdaresine, 380,00 YTL peşin harcın da istek halinde temyiz eden A.Ç. ve müştereklerine iadelerine 31.01.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy