(3402 S. K. m. 12)
Dava: Sultan Koçyiğit ile Ayşedudu Birgül aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Sultandağı Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 08.03.2005 gün ve 190/22 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, 03.11.2003 havale tarihli dava dilekçesinde 160 ada 271 parsel sayılı taşınmazın kadastroda 5240 m2 miktarlı olarak vekil edeni adına tapuya tespit ve tescil edildiğini, aynı ada 279 parselin ise 6080 m2 olarak davalı adına tespit ve tescil edildiğini, oysa her iki taşınmazın evveliyatından tarafların ortak miras bırakanı annelerine ait iken ölümü ile davacılar ve dava dışı mirasçıya kaldığını, tüm mirasçıların katılımıyla 17.04.1974 tarihinde taksim anlaşması imzalandığını, sözleşmeye göre dava konusu ve taksim anında bir bütün olan bu yerin davacı ile davalıya özgülendiğini, taksimin eşit miktarlı olarak yapıldığını, ne var ki davalı tarafın taksimden sonra ortak sınırı davacı aleyhine bozarak kendisine ait yeri genişlettiğini, dolayısıyla kadastroda davacıya ait yerin 5240 m2, davalıya ait bölümün ise 6080 m2 olarak tespit ve tescil edildiğini, davalıya ait parseldeki 840 m2'lik fazlalıktan 420 m2'lik kısmının iptali ile müvekkiline ait parsele ilave edilerek tesciline karar verilmesini ve bu yere davalının haksız müdahalesinin önlenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı taraf vekili, 22.12.2003 tarihli cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazların evveliyatının bir bütün olduğunu ve bu yerin tarafların ortak miras bırakanından irsen intikal ettiğini, mirasçılar arasında 1974 yılında yapılan fiili ve rızai taksimle davacı ve davalının yerlerinin belirlendiğini, taksim tarihinden sonra ortak sınırın bozulmadığını ve kadastro tespitlerinin taksim sonucu oluşan eylemli kullanmaya göre belirlendiğini, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, taraflar arasında 17.04.1974 tarihinde düzenlenen uzlaşma senedine göre, taksimin yapıldığı, ancak taksim (uzlaşma) senedinde taksimin eşit olarak yapıldığına ilişkin herhangi bir cümlenin yazılı olmadığı, taksim tarihinden itibaren ortak sınırın değişmediği, kullanımın buna göre devam ettiği, kadastro tespitinin de müşterek sınır dikkate alınarak tespit ve tescil edildiği açıklanarak ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm,süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava 03.11.2003 günü açılmıştır. Davacı ve davalıya ortak miras bırakanlarından intikal eden ve 17.04.1974 tarihli uzlaşma senedi kapsamına göre rızaen taksim edilen taşınmazlardan 160 ada 271 nolu parsel senetsizden, 1937 tarih ve 2089 tahrir nolu vergi kaydı esas alınarak 11.11.1991 tarihinde davacı adına 5240 m2 olarak tespit edilmiş ve 02.11.1993 tarihinde kesinleşmiştir. Yine, 160 ada 279 parsel ise senetsizden, aynı vergi kaydı esas alınarak, aynı tarihte, Ayşe Dudu Birgül (davalı kişi) adına 6080 m2 tespit görmüş ve 02.11.1993 günü kesinleşmiştir. Bu durumda, davanın açıldığı tarih ile davacı ve davalıya ait parsellerin kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarih dikkate alındığında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesi uyarınca on yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu saptanmıştır. Bilindiği üzere, hak düşürücü süre olumsuz dava koşulu olup tüm def'i ve itirazlardan önce re'sen dikkate alınması gerekmektedir.
Sonuç: Hal böyle olunca, davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere kanıtlanamaması nedeniyle reddine karar verilmesi doğru değil ise de, hüküm sonucu itibariyle doğru olduğundan davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 11,20 YTL peşin harcın onama harcına mahsubuna, 22.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy