(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: E. ile davalı-davacılar Hazine ve B. aralarındaki tapu iptali, tescil ve elatmanın önlenmesi davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair M. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 28.04.2005 gün ve 198/236 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı-davacı B. vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 07.02.2006 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı-davacı B. vekili Avukat M. ve karşı taraftan Hazine vekili Avukat A. geldiler. Başka kimse gelmedi Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı B. vekili, imar-ihya ve eklemeli kazandırıcı zamanaşımı nedenine dayanarak mevkii ve sınırları dava dilekçesinde yazılı taşınmazın vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ve birleşen 1997/706 esas sayılı dosya davacısı Hazine vekili, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki bu yerin idari yoldan 1826 parsel numarası ile Hazine adına tapuya tescil edildiğini belirterek, tescil davasının reddine, aynı yere B.'nin havuz ve ev yapmak suretiyle oluşturduğu elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, dava tarihine kadar kazanmaya yeterli zilyetlik süresi geçmediği gerekçesi ile davacı B.'nın davasının reddine,1826 parsel numaralı Hazine tapusu kapsamında kalması gerekçesiyle de Hazinenin elatmanın önlenmesi davasının kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı-davacı B. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bağımsız hak isteğinde bulunarak ayrı tescil davası açan davacı E. B. hakkında önceden verilen ret kararının onanarak kesinleşmesi nedeniyle yeniden hüküm kurulmamasında aykırılık bulunmamaktadır.
Çekişme konusu taşınmaz 1956 yılında yapılan kadastroda Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki hali yerlerden olması nedeniyle tespit dışı bırakılmış, 17.1.1996 tarihinde idari yoldan arsa niteliği ile 4812 m2 olarak 1826 parsel numarası ile Hazine adına tapuya tescil edilmiştir.
Taşınmazın bulunduğu yerde yapılan keşiflerde dinlenen tanıklar davacının taşınmaz üzerinde bulunan bir kısım deliceleri aşıladığı bir kısım yere de yeniden zeytin ağacı dikmek suretiyle 1970 yılından beri tasarrufta bulunduğunu, ev ve havuzun davacı B. ve miras bırakanı tarafından yaptırıldığını bildirmelerine, ormancı bilirkişinin taşınmazın 1949 yılında ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosunun 250-300 metre dışında olup 2/B uygulaması ile ilgisinin bulunmadığını, ziraatçı bilirkişinin, 1826 parsel üzerinde bulunan 30 yaşlarında mahsuldar 225 adet zeytin ağaçlarının bir kısmının aşılanmak bir kısmının dikilmek suretiyle oluşturulduğunu, imar-ihyanın tamamlandığını belirtmesine, dosya arasında bulunan mirasçılık belgesine göre B.' dan başka mirasçının bulunmamasına göre lehine zilyetlik ile kazanma koşuları gerçekleşmiştir. Her ne kadar mahkemece, davacının beyanlarının yanlış nitelendirilerek zilyetliğinin 1977 yılında başladığı ve komşu 1048 parselin 4.12.1992 tarihinde davacıya intikal etmesi nedeniyle dava tarihi itibarıyla kazanmaya yeterli zilyetlik süresinin geçmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Asıl ve birleşen dosyalarda davacı B. veya vekili tarafından verilen dilekçelerde, 2025 yıldan fazla zilyetliğin bulunduğu, 1977 yılından itibaren de vergisinin yatırıldığı bildirilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar karşısında, bu ifadenin zilyetliğe 1977 yılında başladığı şeklinde yorumlanması gerçeği yansıtmamaktadır. Bundan ayrı; dosya arasında bulunan tapu ve tedavül kayıtlarına göre, öncesi 395 parsel olan bitişik dava dışı 1048 parsel 16.3.1973 tarihinde davacı B. ve annesi F.'ye satış yolu ile geçmiş, sonra F.'nın ölümü üzerine tamamı 14.12.1992 tarihinde B.'ya intikal etmiştir. Açıklandığı gibi B.'nın komşu 1048 parseldeki tasarrufu 1992 yılından çok önce başlamıştır. Yerel mahkemenin bu ret gerekçesi de yerinde değildir.
Hazine adına idari yoldan tapunun oluşturulduğu tarihe kadar kazanma koşulları gerçekleştiğinden tescil isteğinin iptali de kapsadığı düşünülerek B. 'nın davasının kabulüne, Hazinenin elatmanın önlenmesi davasının reddine karar verilmesi gerekir iken yazılı şekilde karar verilmesi usul, kanun ve dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan gerekçelerle davalı-davacı B. vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, açıklandığı gibi yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA ve 11,20 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 07.02.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy