(4721 S. K. m. 713, 715) (3402 S. K. m. 14, 16)
Dava: D. ile C. ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Uşak Sulh Hukuk Hakimliği'nden verilen 31.05.2005 gün ve 28/860 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı C. ve S. vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıların murisi Mehmet adına tapuda kayıtlı 120 ada 32 nolu parselin içerisinde kendisine ait yaklaşık 4000 m2'lik yerin tespit edildiğini belirterek bu yere ait tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan C. ve S. vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı Mustafa ve Abdullah, taşınmazın karayoluna kadar olan kısmının kullanılmadığını, ekilebilir arazi olmadığım, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Diğer davalılar Elif, Emine ve Ayşe'ye yöntemine uygun bir biçimde dava dilekçesi tebliğ edilmesine karşın yargılama oturumlarına katılmamışlardır.
Mahkemece, teknik bilirkişi Muharrem ve arkadaşının 11.05.2005 günlü rapor ve krokilerinde A ve D harfi ile gösterilen taşınmaz bölümleri hakkındaki davanın kabulüne, diğer mirasçıların elbirliği mülkiyetinde bulunan paylarını yargılama sırasında tapuda yapılan taksimle davalı C.' e devrettikleri gerekçesiyle paylarını devredenler bakımından davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı C. ve S. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, muristen intikal, satın alma ve devir hukuki sebeplerine dayalı olarak TMK'nun 713/1 ve 3402 Sayılı Kanunun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Uyuşmazlık konusu 120 ada 32 nolu parsel, 07.05.2001 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında tarla niteliği ile davalıların miras bırakanı Mehmet adına tespit edilmiş, kadastro tutanağının 21.12.2001 tarihinde kesinleşmesiyle tapu kaydı oluşmuştur. Dosya arasında bulunan tapu kaydına göre, 21.07.2003 tarihinde yapılan taksim sonucu taşınmazın tamamı davalı C.' e intikal etmiştir. Keşiflerde dinlenen yerel bilirkişiler teknik bilirkişinin krokisinde A ve D harfleriyle gösterdikleri taşınmaz bölümlerinin davacı tarafından 1960'lı yıllarda Nurullah isimli şahıstan satın alındığını, o tarihten itibaren davacı, davalıların ve murislerinin bu taşınmaz bölümleri üzerinde herhangi bir tasarruflarının bulunmadığını açıklamışlardır. Dinlenen taraf tanıkları da yerel bilirkişilerin beyanını doğrular nitelikte ifade verdikleri belirlenmiştir. Uzman bilirkişi ziraat mühendisi Faruk 08.10.2004 günlü raporunda; Türkiye'deki toprak sınıflamasının geniş bir özetini ve bilgisini verdikten sonra ... tarımsal arazilerin kıymetlendirilmesinde ve sınıflandırılmasında esas alınan ve açıklanan kriterler bakımından davaya konu taşınmaza bakıldığında, taşınmazın sahip olduğu taşlık ve kayalık, yüzlek toprak derinliği, oluşmamış toprak yapısı ve kaba toprak strüktürü gibi niteliklerden dolayı tarımsal arazi olarak kabul etme olanağı bulunmadığını açıklamıştır. Dosyadaki bilgilere göre taşınmazın cebel olduğu, hiç kullanılmadığı açık bir biçimde belirlenmiştir. Nitelikleri belirlenen böyle bir taşınmaz TMK'nun 715 ve 3402 Sayılı Kanunun 16/C maddeleri kapsamında Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan bir yer olduğunun kabulü gerekir.
Esasen böyle bir yerin davalılar tarafından da edinilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ne var ki, kadastro çalışmaları sırasında hiç edinilemeyecek böyle bir yer tarla niteliğiyle davalılar adına tespit edilmiş olmaktadır. TMK'nun 715. maddesinde "sahipli yerler ile yaran kamuya ait mallar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Aksi ispatlanmadıkça yaran kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynaklar kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz" denilmektedir. Saptanan bu hukuki ve somut olgular ile TMK'nun 715. maddesinin açık hükmüne karşın dosya kapsamına uymayan bir gerekçeyle krokide A ve D harfleriyle gösterilen taşınmaz bölümleri hakkındaki davanın kabulüne karar verilmiş bulunması usul ve kanuna aykırıdır. Belirtilen hukuki ve somut olgular karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Öte yandan davalı S. vekili, her ne kadar vekil edenine karşı açılan davanın reddedildiğini, bu nedenle red durumu gözetilerek vekil edeni yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücreti taktir edilmesi gerektiği gerekçesiyle ayrıca hükmü temyiz etmiş ise de, dava açıldığı sırada Süleyman da tapu maliki Mehmet'in mirasçılarından biri olup hak sahibi ve maliktir. Süleyman da malikler arasında bulunduğuna göre davanın kendisine yöneltilmesi usul hukuku hükümlerine uygundur. Ancak yargılama sırasında ve davanın açılmasından 7 ay sonra taksim sonucu S.'ın payı C.'e geçmiştir. Bu nedenle davalı Süleyman vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde bulunmadığından REDDİNE,
Sonuç: Davalı C. vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 20,60.- YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 16.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy