(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14, 16)
Dava: Bilal Yeğen ve Elife Yeğen ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Pozantı Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 23.09.1999 gün ve 165/247 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, satın alma ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 224 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaliyle vekil edenleri adına müştereken tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, dava konusu yerin zilyetlikle iktisabı mümkün olmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, davacılar lehine yasada belirtilen zilyetlik şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davaya konu taşınmazın yayla ve orman sayılmayan yerlerden olup, evvelki maliklerle birlikte davacıların nizasız ve fasılasız zilyetliğinin 20 yıldan fazla sürdüğü, 1970 yılına kadar tarla, daha sonra da arsa olarak kullanıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava kazanmayı sağlayan zilyetlik ve harici satın alma hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kanunun 14. maddeleri gereğince açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazın kadastro tutanağının incelenmesinde kime ait olduğu ve kimin tarafından kullanılageldiğinin bilinemediğinden bahisle arsa niteliğiyle Hazine adına tespit gördüğü, askı ilan süresi içerisinde, Semiha Çiftçi ve Rasim Yüksek tarafından ayrı ayrı açılan ve birleştirilerek görülen davalar neticesinde Pozantı Kadastro Mahkemesinin 25.7.1996 tarih 1994/203 esas 1996/135 karar sayılı ilamıyla taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında sayılan (hali görünümlü tepecik) niteliğinde eğimli arazi olduğu, tarımsal kullanıma elverişli olmadığı gibi mevcut delillere göre zilyetlikle kazanıma da elverişli olmadığı, davacıların zilyetlik iddialarını da ispat edemedikleri belirtilerek davanın reddine karar verilmiş, iş bu karar davacılardan Semiha Çiftçi'nin vaki temyiz talebi üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 17.2.1997 tarih 1997/407 esas 1997/542 karar sayılı ilamıyla onanmış ve hüküm 29.5.1998 tarihinde kesinleşmiştir. Bu dosyada dinlenen 1337 (1921) doğumlu mahalli bilirkişi Ahmet Atıcı taşınmazın eskiden tamamen eğimli küçük bir tepe şeklinde hali görünümlü boş arazi olduğunu, ekilip biçildiğine hiç tanık olmadığını belirtmiş, aynı mahalli bilirkişi davacı tanığı olarak mahkememiz dosyasının 14.7.1999 tarihli keşfinde alınan beyanında ise, taşınmazın 1970 yılına kadar tarla, daha sonra da arsa olarak kullanıldığını, 1970 yılından beri boş olarak kaldığı için terk edilmiş gibi görüldüğünü ancak, etrafının tel çitle çevrili olduğunu belirtmiştir. Dosyamızdaki mahalli bilirkişi Faruk Kızılkan'ın beyanında Semiha Çiftçi'nin davacıların bayiileriyle birlikte Hüseyin Baykuş'un mirasçısı olduğu ve taşınmazı taksim ettikleri anlaşılmaktadır. Kadastro Mahkemesinin ilamında belirlenen taşınmazın niteliği gereği davacılar içinde zilyetlik koşullarının oluşmadığı anlaşılmıştır. Dava tarihi olan 10.8.1995 tarihinde bahsi geçen Kadastro Mahkemesi dosyası ile davalı olması nedeniyle taşınmaz henüz tapuda kayıtlı değildir. Kesinleşen Kadastro Mahkemesinin hükmü ile belirlenen taşınmazın niteliği, bu dosya için güçlü delil teşkil eder. Bundan ayrı mahkeme gerekçesinde davaya konu yerin Tekir yaylası hudutları içerisinde bulunduğunu, ancak taşınmazın kullanım şekli itibariyle Tekir yaylasının genel tanımı yapılan yayla tipine uymadığı, burasının Çukurova'ya nazaran daha serin olmasından dolayı halk arasında özel yayla olarak anıldığı açıklanmıştır. Bu tanımlamadan ve dosya kapsamından taşınmazın Tekir yaylası şeklinde vasıflandırılan yörede kaldığı kuşkusuzdur. Davacıların taşınmazı arsa olarak kullanmaları ve o bölgeye yerleşen diğer insanların arsa niteliği kazandırılan bu yerlere evler inşa edip yazın mesire yeri (özel yayla evi) olarak kullanmaları taşınmazın niteliğini değiştirmeyeceğinden nizalı taşınmaz ve çevresinin öncesinin yayla yeri olduğunu ve bu maksatla kullanıldığının kabulü gerekir. (HGK 29.5.1996 gün 1996/7-295-425; 7.4.1999 gün 1999/16-187-184; 01.11.2000 gün 2000/8-1338 esas 1601 karar) 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi gereğince kamu malı niteliğindeki yaylak yerleri özel mülkiyete konu olan ve dolayısıyla zilyetlikle kazanılan yerlerden sayılamaz.
Sonuç: Yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken değişik düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle oyçokluğuyla BOZULMASINA, 08.12.2005 tarihinde karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy