(4721 S. K. m. 713, 715) (3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: N. ile Hazine ve H. Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne dair P. 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 14.09.2005 gün ve 421/538 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, imar-ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle kadastroca taşlık niteliğiyle tespit dışı bırakılan dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı yaklaşık 15 dekarlık yerin vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu yerin yeni sürüldüğünü, kazanma koşullarının oluşmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuş, yargılama aşamalarında bu yerin Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı köy temsilcisi keşif yerinde tescil konusu taşınmaz bölümünün davacının zilyetliğinde bulunduğunu bildirmiştir.
Mahkemece davanın kabulüne, H. Köyü Kırık mevkiinde bulunan teknik bilirkişinin 15.04.2005 günlü raporda A ve A4 ile gösterilen 9155 m2 yerin davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddesi hükümleri uyarınca tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkindir.
Tescil konusu taşınmaz 1967 yılında taşlık niteliğiyle tespit dışı bırakılan bir yerdir. Taşlık bir yer TMK. nun 715. maddesi hükmü uyarınca Devletin hüküm ve tasarrufun altında bulunan yerlerdendir. Böyle bir yer ancak 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesinde belirtilen koşullar altında para ve emek sarf edilmek suretiyle kültür arazisi haline getirilmesi ve bu olgunun tamamlandığı tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olması halinde kazanılabilir. Yerel bilirkişi ve tanıklar, tescil konusu taşınmazın 1970 ila 1971 yılları arasında davacı tarafından para ve emek sarf edilmek suretiyle taşları temizlenerek tarım arazisi haline getirildiğini, ziraatçı uzan bilirkişiler 12.06.2001 ve 04.04.2005 günlü raporlarında; tırılı, kumlu, taşlık toprak yapısında, içerisinde yer yer işlenememiş ana kayaların yer aldığı, bu yerin imar ve ihya edilerek 25 seneyi aşkın bir zamandan beri kullanıldığını bildirmesi üzerine mahkemece yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Bu tür uyuşmazlıklarda taşınmazın niteliği, üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç ve sürecinin takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında hava fotoğrafları ve topografik haritalardan yararlanmak suretiyle belirlenmesi gerekir. Somut olayda, 1991 tarihinde çekilmiş hava fotoğrafları üzerinde inceleme yapılarak taşınmazın o tarihte kültür arazisi olduğu açıklanmıştır. Bu inceleme dava tarihinden geriye doğru 20 yıllık evredeki taşınmazın niteliğini belirlemek bakımından yetersizdir. Oysaki, böyle bir sonuca ulaşabilmek için dava tarihinden geriye doğru en az 20 yıl ve daha önce çekilmiş hava fotoğrafları ve topografik haritaların istenerek stereskopik çiftler halinde incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Açıklanan şekilde dava konusu yeri içine alan yöreye ait eski tarihli hava fotoğraflan ve topografik haritaların getirtilerek yukarıda belirtildiği şekilde uzman bilirkişiler marifetiyle inceleme yapılması gerekmektedir. Ziraatçı uzman bilirkişinin raporundaki açıklamalar karşısında taşınmazın niteliği yönünden duraksama hasıl olmuştur.
Gerçektende bir yerin özel mülkiyet şeklinde tapuya tesciline karar verilebilmesi için diğer kazanma koşulları yanında taşınmazın niteliği itibariyle de kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir. Raporda, taşınmazın üzerinde yer yer işlenememiş kayaların bulunduğu, diğer bölümlerin taşlık bir yapıya sahip olduğu açıklanmıştır. Bu bilgiler göz önünde tutularak taşınmazın üstün vasfının açıklanması, taşlık ve kayalık alanlar tarıma elverişli değil ise bunların belirlenmesi, teknik bilirkişi tarafından krokisine işaret edilmesi, kazanılmaya elverişli yerler hakkındaki davanın kabulüne, taşlık ve kayalık bölümlere ilişkin davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktar sulu toprakta 40 kuru toprakta 100 dönümü geçmeyecektir. Anılan hüküm göz önünde tutularak 26.07.1972 tarihinden sonra davacı adına kadastro yolu ile veya açılan dava sonunda tescil edilmiş taşınmaz veya taşınmazlar var ise bunların miktarlarının, çalışma alanlarının, tescil tarihlerinin Tapu Sicil Müdürlüğü ile Kadastro Müdürlüğünden, açılmış dava olup olmadığının o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulup belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece bu husus araştırılmadan eksik inceleme ile ayrıca TMK. nun 713/4 ve 5. maddeleri gereğince yapılan 30.06.2006 tarihli gazete ilanı ve son mahalli ilanın yapıldığı 16.07.2005 tarihinden itibaren yasal üç aylık süre dolmadan yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması da doğru değildir.
Kabule göre; mahkeme tarafından A ve A 4 ile gösterilen 9155 m2 yerin davacı adına tesciline karar verilmiş ise de 11.12.2001 ve 05.04.2005 günlü teknik bilirkişi raporlarındaki açıklamalar ve koordinatlar dikkate alındığında A ile gösterilen taşınmazın A 4 ile gösterilen taşınmazı da kapsayıp kapsamadığı, hükümde mükerrer tescile karar verilip verilmediği hususunda tereddüt hasıl olmaktadır. Mahkemece yeniden yapılacak keşif sonunda alınacak teknik bilirkişi raporu ile bu tereddüdün giderilmesi, A ve A 4 ile gösterilen taşınmazların ayrı ayrı taşınmazlar mı, yoksa A'nın A 4'ü de kapsayan taşınmaz mı olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.01.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy