(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14)
Dava: Fevzi ile Hazine ve Zeytinbağı Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Mudanya Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 06.10.1998 gün ve 302/319 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafında süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde; mevkii ve sınırlarını açıkladığı yaklaşık 2,5 dönümlük taşınmazın zilyetliğinin Süleyman Tuzcu'dan vekil edeni tarafından devraldığını, zilyet ve tasarrufunda bulunduğunu belirterek adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, taşınmaz üzerinde bulunan zeytin ağaçlarının genç yaşta bulunduğunu, zilyetlik süresinin dolmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, teknik bilirkişinin krokisinde A harfi ile işaretli 2100,11 m2'lik taşınmaz için davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, harici satın alma, eklemeli zilyetlik ve zilyetlik hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK. nun 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddesi uyarınca açılan tescil davasıdır.
Davacı vekili, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tescil isteğinde bulunmuştur. Yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın üzerinde 50-60 yaşlarında zeytin ağaçlarının bulunduğunu 50 yılı aşkın bir süreden beri davacı ve satıcısı tarafından kullanıldığını, taşınmazın 3.şahıslarla bir ilgisinin bulunmadığını bildirmeleri üzerine davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Mahkemece, taşınmazın bulunduğu bölgede kadastro çalışmalarının yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise, taşınmazın hangi tarihte ve ne niteliği ile tespit dışı bırakıldığı hususu araştırılıp belirlenmemiştir. Bu bakımdan, öncelikle taşınmazın bulunduğu yörede kadastro çalışmalarının yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise hangi tarihte yapıldığı ve taşınmazın niteliğinin belirlenip belirlenmediği, belirlenmiş ise ne niteliği ile işlem gördüğü, tespit dışı bırakılan yerlerden ise, hangi tarihte ve ne niteliği ile tespit dışı bırakıldığı konusunun Kadastro Müdürlüğünden sorulması ve gelecek yazı cevabına göre kadastro yazısı ile diğer deliller birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılması gerekmektedir.
Öte yandan, her ne kadar Hazine vekili yargılama sırasında taşınmazın Hazineye ait tapu kaydı kapsamında kaldığını ileri sürmemiş ise de, 20.12.2004 günlü temyiz dilekçelerinde; "Dosya içerisinde mevcut 05.06.1995 tarih, cilt 241, sayfa 83, sıra no 5'deki tapu kaydı dava konusu taşınmaza aittir." açıklaması karşısında bu hususun da araştırılması gerekir. Tapu kaydı ilk oluşturulduğu günden itibaren tüm geldi ve gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulması, yeniden yapılacak keşifte tapu kaydının teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar vasıtasıyla zemine uygulanması, taşınmazın savunulduğu biçimde bildirilen tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığının kesin olarak saptanması gerekir. Taşınmaz, bildirilen tapu kaydı kapsamında kalması ve tescil hükmünün de onanıp kesinleşmesi halinde çifte tapuya yol açar. Bu husus kamu düzeniyle ilgili olup, mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden göz önünde tutulması gereken bir olgudur. Açıklanan bu hukuki ve somut olgular karşısında belirtilen hususlarda gerekli araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra daha önce toplanan delillerle birlikte değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde görüldüğünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ve HUMK. nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA 21.02.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy