(7269 S. K. m. 21, 23, 40, Ek m. 9) (4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14)
Dava: Emine Uğur ve müdahil davacı Ahmet Uğur ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair İncesu Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 23.12.2004 gün ve 403/524 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, Hazine adına tapuda kayıtlı bulunan 128 ada 2 sayılı parselin 40-50 yıldan beri vekil edeninin zilyet ve tasarrufunda bulunduğunu belirterek anılan parselin tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunun yerlerden olduğunu, bu nedenle Hazine adına tespitinin yapıldığını, mera ve zilyetlik araştırmasının yapılması gerektiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 7269 sayılı Umumi Hayatta Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun hükümleri uyarınca yapılan Tahsis ve temlik hukuksal sebebine dayanılarak açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Uyuşmazlık konusu taşınmazın dayanağını oluşturan Hazinenin 20.01.1970 tarih ve 49 sıra nolu tapu kaydı; Kayseri İl İmar Müdürlüğünün 30.06.1969 günlü (aslında 27.06.1969 olacak) yazılarına göre, 7269 sayılı Afetler Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca İmar ve İskan Bakanlığınca afete maruz kalan ailelere yeni konut yapılması amacıyla Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin parselasyon planı yapıldıktan sonra Hazine adına tapuya kayıt ve tescili sonucu oluşmuştur.
Dava konusu parsel, 17.02.2004 tarihinde 3402 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılan kadastro çalışmaları sırasında Hazineye ait 49 sıra nolu tapu kaydı dayanak yapılarak 128 ada 2 nolu parsel ile Hazine adına tespiti yapılmış olup, tutanağın 16.04.2004 tarihinde kesinleşmesi ile tapu oluşmuştur. Kadastro tutanağının edinme sebebinde; ...İl İmar Müdürlüğünün 27.06.1969 tarihinde tanzim edilen parselasyon planını aynen uyduğu ve parsel üzerinde 1972 yılında Ali kızı Emine Uğur tarafından yapılan binanın bulunduğu açıklanmıştır. Kayseri Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünün 01.07.2004 gün ve 2499 sayılı yazılarında ise; 08.07.1969 yılında toplam 63 aileye kura çektirildiği, iki ailenin kura dışı tutulduğu ve kura çeken 63 aileden 20 aileye evini yapana yardım metodu ile afet konutunun yapıldığı, 06.08.1984 yılında tapularının verildiği, söz konusu 69 adet taşınmazın Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğünden 02.05.1984 günlü olur ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü adına konut ve kamu tesisleri yapılmak üzere tahsislerinin sağlandığı, taşınmazlar Hazine adına tapuda kayıtlı olmakla beraber, bakanlıkları adına tahsisin bulunduğu, köy muhtarlığınca 18.04.1972 tarihinde 2.bir kura listesi düzenlenmiş ise de, bu liste bakımından kendilerinin ya da bakanlıklarının herhangi bir onayının bulunmadığı, belgelerin ekte gönderildiği bildirilmiştir.
Keşifte dinlenen Teknik Bilirkişi Ramazan Gökçen, 09.11.2004 günlü rapor ve krokisinde; İl İmar Müdürlüğünce 27.06.1969 yılında düzenlenen afet evleri parselasyon planında; kura'da hak sahibi Hacı Mehmet Uğur adına olan 42 numara ile belirlenen yer, kadastro paftası uygulamasında 128 ada 2 nolu parsel olarak bu yere uygulandığını ve tespit edildiğini ifade etmiştir. 7269 sayılı Kanun gereğince 08.07.1969 tarihinde çekilen ve düzenlenen kura listesinin 27.sırasında davacının eşi Hacı Mehmet Uğur'a parselasyon planında 42 numara ile gösterilen parselin düştüğü anlaşılmıştır. Dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar, yukarıdaki açıklamaları doğrular biçimde beyanda bulunmuşlar ve devamla, 20 hak sahibine Devlet tarafından yardım yapılarak evlerinin yapılmasının sağlandığını, geriye kalan hak sahiplerine ise yardım metodu ile evlerinin yapılmasına yardımcı olunacağı söylenmesine karşın uzun süre bu evlerin yapılmadığını, bu nedenle kura sonucu hak sahibi olanların kendi imkanlarıyla parselasyon planındaki yerleri üzerinde evlerini yaptıklarını, davacının eşi Hacı Mehmet Uğur'un da 1972 yılında ev ve müştemilatlarını inşa ettiğini, bu tarihten beri de davacı tarafından kullanıldığını, uzman bilirkişi ziraat mühendisi ise taşınmazın üzerinde avlulu ev ve müştemilatın bulunduğunu, etrafının taşla çevrili olduğunu beyan etmişlerdir.
Uyuşmazlığın çözümünde esas olan 7269 sayılı Yasanın ilgili maddeleri;
7269 sayılı Kanunun 21/1. madde ve fıkrası; afet bölgesi içinde ve dışında tespit olunan imar ve iskan alanları içindeki taşınmaz mallardan Hazineye, Özel İdareye, Belediyeye, Köy Tüzel Kişiliğine veya Katma Bütçeli İdarelere ait olanlardan (Kamu hizmetine tahsis edilenler hariç) ihtiyaca tekabül eden miktarı, İmar ve İskan Bakanlığının isteği üzerine bedelsiz olarak bu işe tahsis ve temlik olunur.
Aynı Kanunun 23/1. madde ve fıkrası; Hazine mülkiyetine geçen arsalardan İmar ve İskan Bakanlığınca görülen lüzum üzerine, toplu inşaat yapılmayan yerlerde bu kanundan faydalanacak olanlardan yapısını belli süre içerisinde yapmayı taahhüt edenlere noter huzurunda kura çekilerek arsaları verilebileceği gibi, bunlara ayrıca teknik yardım ve borçlandırmak suretiyle yapı malzemesi ve para yardımı yapılabilir.
7269 sayılı Kanunun 40/1. madde ve fıkrası; bu kanuna göre arsa olarak dağıtılan ve üzerinde bina inşa edilen taşınmaz mallar, hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek suretiyle verilir. Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca o yerde borçlandırmanın ilanı tarihinden itibaren bakanlıkça kabul edilebilir mazereti dışında iki ay içerisinde borçlanmalarını yapmayanlarla, borçlanmasını yapmış olmasına rağmen binayı bakanlıkça mahallinde yaptırılacak duyurudan itibaren 45 gün içinde teslim almayanların hak sahipliği kendiliğinden sona erer.
7269 sayılı Kanunun ek madde 9;1. maddede öngörülen afetlerle ilgili olarak yeni yerleşim alanları sağlanması amacıyla mer'a vasfı taşıyan yerlerin tahsis amacı, 4342 sayılı Mera Kanunu hükümlerine göre değiştirilerek, Hazine adına arsa olarak tescil ettirilir. Bu arsalar, tescil tarihi itibariyle öngörülen amaçla kullanılmak üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığına tahsis edilmiş sayılır.
Denilmektedir.
Açıklanan bu hukuki ve somut olgular ile yasa maddeleri karşısında; açılan davanın salt zilyetlik hukuki nedenine dayalı olarak TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddeleri gereğince görülüp çözümlenmesi gereken bir dava olduğunu söylemek güçtür. Davacının en erken zilyetliği kura çekiminin yapıldığı 06.08.1969 tarihinden itibaren başlamakta olup, Hazine adına tapunun oluştuğu 20.01.1970 tarihine kadar kazanmayı sağlayan 20 yıllık zilyetlik süresi dolmamaktadır. Tapulu yerler üzerinde sürdürülen zilyetlik ise hukuken bir değer taşımamaktadır. O halde, TMK.nun 713/1. maddesi anlamında açılan tipik bir tescil davası olduğunu söylemek pek olanaklı değildir. Tüm bunlara karşın davacı belgesizden bir taşınmaz edineceği gözetilerek, somut olayda TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddelerinde yazılı koşulların tümü olmasa bile, bir kısmını aramak zorunluluğu vardır.
Öte yandan, uyuşmazlığın 7269 sayılı Afetler Kanununun öngördüğü hükümler çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Somut olayda; afet sonucu taşınmaz davacıya onaylanan kura sonucu tahsisle temlik edilmiştir. 7269 sayılı Kanunun 23. maddesi uyarınca,
20 aileye yardım metodu devreye sokularak evleri yapılmış ve tapuları verilmiştir. Davacının da içinde bulunduğu diğer ailelere ise bu şekilde bir yardım sözü verildiği halde, yerine getirilmemiştir. Davacı, afet tarihinden itibaren 4 yıl beklemiş, olumlu bir sonuç alamayınca zorunlu olarak verilen arsa üzerinden 1972 yılında kendi imkanlarıyla evini yapmıştır. Halen de içinde oturmaktadır. Afetin olduğu 1969 yılından bu yana 36 yıl gibi azımsanmayacak uzun bir süre geçmiştir. Ama henüz tapusunu almamıştır. Bu olaylar silsilesi ortada bir sosyal yaranın bulunduğunu ve bir çözümsüzlüğün olduğunu göstermektedir. İdari birimlerde çözümü bulamayan davacı, son çare olarak yargıya başvurmak suretiyle, sorununa çözüm aramak zorunda bırakılmıştır. Şu halde, halkın en son çözüm yeri olarak başvurduğu yargının bu soruna bir çözüm bulması zorunluluğu vardır. Bu bakımdan 20 yıllık kazanma süresi dolmadığından davanın reddi gerekir ya da idareye başvursun tapusunu alsın, şeklinde ortaya çıkabilecek görüş, çözümü zorlaştıracağı ve dahada uzatacağı gibi adil olacağını söylemekte pek mümkün değildir.
Dava, 7269 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılan tahsis ve temlik hukuksal sebebine dayanılarak açılan bir dava olduğunun kabulü gerekir. Hiç şüphe yok ki zilyetliğe dayalı olarak açılan tescil davaları için aranan bazı koşullar burada da aranmalıdır. (Örneğin; miktar araştırması ... vs., 3402 SK.md.14 gibi)
Taşınmaz, Hazine adına tapulu olmakla beraber afet evlerinin yapılması için Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğüne tahsis edildiği bir gerçektir. Hazine adına tapuya bağlanmasındaki gerçek amaç da afetzedelere ev yapmak içindir. Yoksa Hazinenin özel mülkü olması gibi bir niyet ve amaç bulunmamaktadır. O nedenle, yapılan tahsisle bir bakıma taşınmazın fiilen (eylemli olarak) Hazinenin mülkiyetinden çıktığının ve kayda değer bir hakkının kalmadığının da kabulü gerekir. 7269 sayılı Kanunun 21/1. madde ve fıkrası, bedelsiz arsa tahsis ve temlikini, 23/1. madde ve fıkrası ise, hak sahiplerine kura çekilerek arsaların verileceğini ve teknik yardım yapılacağını öngördüğüne göre, davacıya bu şekilde yapılan tahsisin fiilen (eylemli olarak yapılan) bir tahsis ve temlik olduğunda da duraksamamak gerekir. 7269 sayılı Kanunun 40/1. madde ve fıkrası ile ek 9. madde ile getirilen hükümler de yukarıdaki somut olguyu destekler biçimdedir.
Tüm bu açıklamalar karşısında, davacı davasını kanıtladığına göre, davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde bulunmadığından reddi ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve 2588 sayılı Kanunla eklenen 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/İ maddesi uyarınca Hazineden harç alınmasına mahal olmadığına 22.02.2005 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı vekili, Küllü Köyü, 128 ada, 2 parsel sayılı taşınmazın, kadastroda Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, bu yere vekil edeninin yıllar önce etrafını çevirerek ev inşa ettiğini, zilyetliğin 40-50 seneden beri müvekkilinde bulunduğunu açıklayarak davalı Hazine adına olan tapu kaydının iptali ve vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, mer'a araştırması yapılmasını ve bu yerin Bayındırlık ve İskan Bakanlığından afet bölgesi evleri yapılma ve arsaların tahsislerinin araştırılmasına değindikten sonra davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 7269 sayılı Kanunun 21, 23, 24 ve öteki ilgili maddeleri irdelenip yorumlandıktan sonra 7269 sayılı Kanun ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 18. maddelerine atıfta bulunularak; zilyetlikle mülk edinme koşulları davacı yararına gerçekleştiğinden davanın kabulüne, davalı Hazine adına kayıtlı 128 ada 2 parsel kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Hüküm, süresi içerisinde davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki; 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara İlişkin Kanun hükümleri uyarınca, yapılan afet kadastrosu: 5602, 766 ve 3402 sayılı Yasalara göre yapılmış bir tapulama/kadastro işlemi değildir. Yine, 2981/3290 sayılı Yasanın 10/B ve 10/C ile 3194 sayılı Kanunun 18.maddesine göre yapılmış bir imar işlemi de değildir. Afet kadastrosu 7269 sayılı Yasadan kaynaklanan ve temelinde idari bir işlem olan özel bir kadastro işlemidir.
7269 sayılı Yasanın 1051 ve 3956 sayılı Yasalarla değişik 1.maddesi ...deprem, yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, taşma ve benzeri afetlerde yapıları ve kamu tesisleri genel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesi muhtemel olan yerlerde alınacak tedbirlerle yapılacak yardımlar hakkında bu kanun hükümlerinin uygulanacağı... yazılıdır.
Aynı Yasanın 21. maddesi ...Afet bölgesi içinde ve dışında tespit olunan imar ve iskan alanları içindeki taşınmaz mallardan Hazineye, özel idareye, belediyeye, köy tüzel kişiliğine veya katma bütçeli dairelere ait olanlardan (Vakıflar Genel Müdürlüğü taşınmaz malları ile Hazineye, özel idareye ve belediyeye ait taşınmaz mallardan bir kamu hizmetine tahsis edilenler hariç) ihtiyaca tekabül eden miktarı, İmar ve İskan Bakanlığının isteği üzerine bedelsiz olarak bu işe tahsis ve temlik olunur... yazılıdır.
Aynı Yasanın 23. maddesi ise ...Hazine mülkiyetine geçen arsalardan İmar ve İskan Bakanlığınca görülen lüzum üzerine toplu inşaat yapılmayan yerlerde bu kanundan faydalanacak olanlardan yapısının belli süre içerisinde yapmayı taahhüt edenlere noter huzurunda kura çekilerek arsaları verilebileceği gibi, bunlara ayrıca teknik yardım ve borçlandırmak suretiyle yapı malzemesi ve para yardımı da yapılabilir... vs yazılıdır.
Bu Kanunun 28. maddesi ise ...Bu kanundan faydalanmak suretiyle inşaat kredisi verilmesini ya da bina yaptırılmasını isteyenlerin İmar ve İskan Bakanlığınca yapılacak yardıma dair o yerde yapılan ilandan itibaren iki ay içinde mahallin en büyük mülkiye amirine yazılı müracaatta bulunmaları ve taahhütname vermeleri mecburidir... vs. şeklindedir.
7269 sayılı Yasanın 31. maddesi ise ...Bu kanuna veya afete ilişkin hükümler taşıyan diğer kanunlara göre yapılan veya yaptırılan binalardan ve çeşitli biçimlerde iktisap olunan arsa veya arazilerden türlü sebeplerle arta kalanlar hali hazır durumlarıyla belirtilen öncelik sırasına göre rayiç bedeli üzerinden satılabilir veya devredilebilir... hükmü getirilmiştir.
Değinilen Kanunun 1051 ve 3177 sayılı Yasalarla değişik 40. maddesi ise ...Bu kanuna göre arsa olarak dağıtılan veya üzerinde bina inşa edilen taşınmaz mallar, hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek suretiyle verilir. Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca o yerde borçlandırmanın ilanı tarihinden itibaren bakanlıkça kabul edilebilir, mazereti dışında iki ay içerisinde borçlanmalarını yapmayanlarla, borçlanmasını yapmış olmasına rağmen binayı bakanlıkça mahallinde yaptırılacak duyurudan itibaren 45 gün içinde teslim almayanların hak sahipliği kendiliğinden sona erer... şeklindedir.
Somut olayda, İncesu İlçesi, Küllü Köyü'ndeki afet nedeniyle 7269 sayılı Yasa hükümlerine göre çalışma yapıldığı, 27.06.1969 tarihinde afet evleri parselasyon planının hazırlandığı, 08.07.1969 tarihinde toplam 65 aileye kura çektirildiği, bunlardan 20 aileye yardım metodu ile afet konutunun yaptırıldığı ve yaptırılan afet konutlarının 06.08.1984 tarihinde ilgililerine tapularının intikal ettirildiği, evlerini yapmayanlar ve Yasanın aradığı koşulları yerine getirmeyenlere (süresinde yazılı müracaatta bulunmayanlar ve süresinde taahhüt vermeyenler) kur'a çekilerek belirlenen ve özgülenen arsaların tapularının devir edilmediği, ne var ki, kura sonucu adlarına yer belirlenenlerin zaman içerisinde o yerleri sahiplenerek ve kendi imkanlarıyla buralara bina ve eklentilerini inşa ettikleri, şimdi ise TMK.nun 713/1. maddesine tutunarak eldeki davaları açarak ve tespit öncesi kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine tutunarak iptal ve tescil talep ettikleri anlaşılmaktadır.
Görüldüğü üzere; 7269 sayılı Yasanın amacı bu Kanunun 1.maddesinde belirtilen afetler nedeniyle bu yasada düzenlenen biçimde zarar görenlere arsa üretmek ve bina inşa etmek ... vs. şeklindedir. Bu yasada hiçbir şekilde kişilere tahsis yoktur. Öte yandan, somut olayda 2510 ve 4753 sayılı Yasanın belirttiği biçimde bir özgülenme de söz konusu olamaz.
1982 yılında kabul edilen TC Anayasasına göre yasama, yürütme ve yargı erkleri düzenlenmiştir. Eldeki olayda, davacıya 7269 sayılı Yasaya göre tahsis edilmiş ve devir edilmiş hiçbir arsa söz konusu değildir. Davacı taraf, idareye yazılı müracaatta bulunmamış ve taahhütname vermemiştir. Esasen koşulları oluşmuş olsa idi daha önce tapuları verilen 20 kişi gibi öteki kura çektirilen şahıslara da idarece tapularının devir ve temlik edileceği izahtan varestedir. Bu nedenle yargının, yürütmen in yapacağı bir iş onun yerine geçerek yazılı olduğu biçimde soruna çözüm bulmaya yönelmesi görev ve yetki alanını aşar. Bu durum ise erkler arasında çatışmaya yol açar.
Dava konusu yer 1969 yılından itibaren Hazine adına tapuda kayıtlıdır. 2004 yılında yapılan arazi kadastrosunda Hazine tapusu esas alınarak Hazine üzerine tespit ve tescil edilmiştir. Tapulu bir yerin zilyetlikle iktisabı mümkün değildir. Bir başka anlatımla; davacı, Hazinenin tapulu yerinde işgalci durumundadır. İdarenin, davacıdan ecrimisil vs. talep etmemesi yönetimin takdiri ya da sosyal devlet anlayışından öteye gidemez.
Hal böyle olunca, davacı taraf 7269 sayılı Yasaya göre kendisinden beklenen sorumlulukları süresi içerisinde ve bugüne kadar yerine getirmeyerek Hazinenin tapulu taşınmazını işgal etmiş olup; bu olgu göz ardı edilerek yerel mahkemece yazılı olduğu üzere karar verilerek kamunun tapulu taşınmazlarının işgalleri mahkemelerce geçerli sayılacak duruma getirilmiş ki bu durum hukuk devleti anlayışıyla bağdaşamaz. Öyle ise, usul ve yasaya aykırı olan mahalli mahkeme kararının bozularak davanın reddine karar verilmesi şeklinde hüküm oluşturması gerekirken; 7269 sayılı Yasanın hükümlerine ve 3402 sayılı Kanunun 14 ve 18. maddeleriyle TMK.nun 713/1. maddesine aykırı olan yerel mahkeme kararının onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmak mümkün olmamıştır. Bu sebeplerle kararın bozulması görüşündeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy