(4721 S. K. m. 973, 981, 982, 983, 984) (1086 S. K. m. 8)
H. ile Hazine ve T. aralarındaki el atmanın önlenmesi davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Sındırgı Sulh Hukuk Hakimliği'nden verilen
. gün ve 393/455 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar
Davacı vekili, davalının müvekkilinden 1999 yılında satın aldığı, yerin kuzey kısmında yer alan davacıya ait 1500 m2 yüzölçümündeki yere, 20.12.2002 tarihinde sürerek tecavüz ettiğini, davalının tecavüz ettiği yeri de satın aldığını ileri sürdüğünü, davalının tarla satış senedindeki 10000 m2 yüzölçümündeki miktarı değiştirerek 20000 m2'ye çıkarttığını ve ayrıca "havutun altı da dahildir" sözlerini sözleşmeye ilave ediğini böylece tahrifat yaptığını açıklayarak davalının müdahalesinin mennine ve 50.000.000.-TL ecrimisile hükmedilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddine karar verilmesini savunmuş, bilahare taşınmazı senetle satın aldığını, senetteki yanlışlıkları düzelttiğini, bu nedenle hakkında açılan kamu davasına ilişkin Sındırgı Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen mahkumiyet kararını temyiz ettiğini açıklamıştır.
Mahkemece, davanın zilyetliğin korunması niteliğinde olduğu açıklanarak TMK 984. maddesi gereğince süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Sındırgı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/62 Esas.,2003/177 Karar sayılı kararıyla taşınmazın değeri itibariyle Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu açıklanarak görevsizlik kararı verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine dairemiz 31.05.2004 tarih, 2004/3801 Esas, 4320 Karar sayılı kararıyla taşınmazın keşifte belirlenen değeri ve tazminat miktarına göre davaya bakmak görevinin Sulh Hukuk Mahkemesine ait olduğu vurgulayarak hükmü onamıştır.
Davacı açmış olduğu müdahalenin men'i davasında davalının satın aldığı yerden fazla yer kullandığını ileri sürmüş, davalı da satış senedindeki miktarı düzelterek "20000 m2" yer satın aldığını ve havutun altı mevkiinin de satın aldığı yere dahil olduğunu savunmaktadır. Bu hale göre davacı, davalının satın aldığı yerden fazla yer kullandığını, davalı da yine aynı satış senedine dayanarak daha fazla yer kullanması gerektiğini ileri sürmektedir.
TMK'nun 981, 982, 983, 984 maddeleri mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir hakkı bulunmayan kimsenin zilyetliğini korumak üzere konulmuş hükümleri ihtiva etmektedir. TMK'nun 973.maddesinde zilyetlik bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyetidir biçiminde tanımlanmıştır. TMK'nun 982 ve 983. maddelerinde de zilyetlik herhangi bir hakka bağlı olmaksızın dava yoluyla korunmuştur. Hemen belirtmek gerekir ki zilyetliğin korunması davasıyla zilyet, zilyetliğin hakka dayandığını ispat külfetine katlanmadan sadece zilyetliğini öne sürerek Hukuk Mahkemelerinde uygulanan basit yargılama usulünü sağladığı kolaylıklardan yararlanır. Zilyet, zilyetliğin arkasında bulunan ayni (nesnel) veya şahsi (kişisel) bir hakka dayandığı takdirde dava bir hak davası niteliğini kazanır. Hukuk Genel Kurulu'nun 06.10.1993 gün, l993/14- 423/561 sayılı ve Hukuk Genel Kurulu'nun 15.06.1983 gün, 3351/679 ve 25.11.1987 gün,394/876 sayılı kararlarında da aynı görüş benimsenmiştir.
Olayımızda davacı ve davalı taraf aynı satış senedine dayanarak talepte bulunduklarına göre her iki tarafın ayrı ayrı şahsi hakka dayandığının kabulü gerekir. Bu itibarla dava zilyetliğin korunmasına yönelik bir dava olmayıp, şahsi hakka dayalı el atmanın önlenmesi niteliğindedir, Bu durumda toplanan deliller değerlendirilerek davanın sonuçlandırılması gerekirken TMK'nun 984.maddesinde açıklanan sürenin geçirildiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile eksik incelemeye dayalı, usul ve kanuna aykırı hükmün HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 13.50.-YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 13.02.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy