(4721 S. K. m. 713) (403 S. K. m. 26) (2863 S. K. m. 11)
K... Giyim Sanayi ve Ticaret Ltd. Şirketi ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair İstanbul Dördüncü Asliye Hukuk Hâkimliği'nden verilen 08.12.2004 gün ve 150/419 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı vekili, Hazine adına kayıtlı dava konusu 315 ada 116 parselin 37 m2lik bölümünün satın alma ve kazanmayı sağlayan eklemeli 40-50 yıllık zilyetlik nedeniyle kısmen iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, hükmen Hazine adına tescil edilen dava konusu taşınmaz hakkındaki davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın ilk maliki Vasil'in kaçak ve yitik kişilerden olduğu mallarının Hazine'ye kaldığı, bu tür yerlerin zilyetlik yolu ile kazanılmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
315 ada 116 parsel, aynı ada 64 parsel numarası ile Prodromos oğlu Vasil adına kayıtlı iken 03.11.1947 tarihinde bağış yolu ile kızı Eleni adına tescil edilmiş, 17.03.1949 tarihinde aynı ada 116 ve 117 parsellere ayrılmış, Eleni'nin 30.03.1970 ve 02.07.1980 tarihlerinde dava konusu taşınmaz bölümlerini kapsayan 116 parselin tamamını Sabahattin, Osman ve Emine'ye satması üzerine Hazine, tapu malikleri aleyhine açtığı dava sonunda İstanbul Dokuzuncu Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 05.07.1994 gün 82/282 esas ve karar sayılı hüküm ile İlk malik Vasilin ülkeyi izinsiz terk etmesi nedeniyle Türk vatandaşlığından çıkarıldığı ve malları Hazine'ye kaldığından 315 ada 116 parselin tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmiş, Yargıtay Birinci Hukuk Dairesinin onamasına karşı gelinen karar düzeltme isteği reddedilerek 26.10.1995 tarihinde kesinleşmiş, tarih ve sayısı yazılı hüküm uyarınca Hazine adına tescil edilmiştir.
Mahkemece, tapu kaydının oluşumu ve buna bağlı olarak taşınmazın niteliği gözönünde tutularak kayıt malikinin kaçak ve yitik kişilerden olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kaydın tesis tarihi ve dosya içeriğine göre, kayıt maliki Prodromos oğlu Vasil kaçak ve yitik kişi değildir. Kaçak ve yitik kişiler 27.05.1915 günlü Vaktiseferde İcrahatı Hükümete Karşı Gelenler İçin Ciheti Askeriyece İttihaz Olunacak Tedbirler Hakkında Kanunu Muvakkatin 1 ve 2. maddelerinde belirtilmiştir. Kayıt malikinin kaçak ve yitik kişi olduğu yolunda dosyada herhangi bir belge ve bilgi bulunmaması karşısında mahkemenin bu yoldaki nitelendirmesine katılmak mümkün olmamıştır. Meselenin Türk Vatandaşlık Kanunu hükümlerine göre değerlendirilmesi gerekir.
403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 26. maddesi aynen Yurt dışında bulunup da Türkiye Cumhuriyeti'nin iç ve dış güvenliği ile kanunun suç saydığı şekilde iktisadi veya mali güvenliği aleyhinde faaliyette bulunan veya yurt içinde bu tür faaliyetlerde bulunup da her ne suretle olursa olsun yurt dışına çıkan ve hakkında Türkiye'de bu nedenle kamu davası açılmasına veya ceza kovuşturmasına veya hükmün infazına olanak bulunmayan ve gelmesi için yapılan duyuruya rağmen üç ay içinde, savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde bir ay içinde yurda dönmeyen Türk vatandaşlığını sonradan kazanmış kişiler Bakanlar Kurulu kararı ile vatandaşlıktan çıkarılabilir demektedir. Aynı Kanun'un 35. maddesinde ise, 26. madde gereğince vatandaşlıktan çıkarılan kişilerin Türkiye'de bulunan mallarının Hazine'ce tasfiye edileceği düzenlenmiştir.
Somut olayda, az yukarıda belirtildiği gibi iptal ve tescile konu 116 parselin ilk maliki Vasilin 1924 yılında Türk vatandaşlığından çıkarıldığı, sonradan yurda dönmek ve pasaport almak için yaptığı başvuruların reddedildiği kesinleşmiş hüküm ile sabit olmuştur. Vatandaşlıktan çıkarıldıktan sonra ilgilinin Türkiye'de bulunan bütün malları Hazine'ce tasfiye edileceğinden üzerindeki hukuki tasarrufları geçersizdir. Bu nedenle Vasil'in Türk vatandaşlığını kaybettiği tarihten sonra kızına yaptığı bağış ve kızının üçüncü kişilere yaptığı satış, malların tasfiyesinin Hazine'ye geçişini ortadan kaldırmaz. Bu nitelikteki taşınmazların ise, olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması söz konusu olmaz.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, Türk vatandaşlığından çıkarılanlara ilişkin mülkiyet uygulaması ile intikal kanunlarında kaçak ve yitik olarak belirtilen kişilere ilişkin mülkiyet uygulaması birbirinden farklıdır. Görülmekte olan davada, Türk vatandaşlığından çıkarılanlara ilişkin durum söz konusudur. Her ne kadar yerel mahkemece, kaçak ve yitik kişilerden kalan malların zilyetlik ile kazanılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olması yasaya uygun değil ise de, ret kararı sonucu itibarıyla doğru görülmüştür.
Diğer yandan; dosya içeriğine göre, uyuşmazlık konusu parselin bulunduğu Eminönü ilçesinin tarihi yarımadası İstanbul 1 numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 12.07.1995 gün 6848 sayılı kararı uyarınca Kentsel Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmiştir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun H. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların koruma alanlarının zilyetlikle kazanılamayacağı açıklanmıştır. 27.07.2004 tarihinde yayınlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5226 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun'un 5. maddesi ile 2863 sayılı Kanun'un 11. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan koruma alanları ibaresinden sonra gelmek üzere sit alanları ibaresi eklenmiştir. 11. maddeye yapılan bu ekleme ile korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanları yanında sit alanlarının da zilyetlik yolu ile kazanılması yasaklanmıştır. Tanımı aynı Kanun'un 3. maddesinin 3. bendinde yapılan bu tür yerler hakkındaki 2863 sayılı Kanun ile bu kanunda değişiklik yapan ve ek hükümler getiren tüm kanunların hükümleri emredici nitelikte olup, görülmekte bulunan davalarda da gözönünde tutulması gerekir. Davanın bu açıklamalar nedeniyle de reddi doğrudur.
Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle, davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün ONANMASINA, 26.09.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy