(1086 S. K. m. 258, 259, 265)
Dava ve Karar: H. B. ile Hazine, Serince Köyü Tüzel Kişiliği ve katılan davalı A. Y. aralarındaki tescil davasının reddine dair Gaziantep 1. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 22.9.2005 gün ve 466/387 Sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 11.4.2006 salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden H. B. bizzat ve vekili geldi. Karşı taraftan Hazine vekili geldi. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı vekili, dava dilekçesinde belirttiği yaklaşık 25 dönüm yüzölçümündeki bir parça taşınmazın bağış ve kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetlik sebebiyle vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, taşlık olarak tespit dışı bırakılan taşınmazın idari yoldan Hazine adına tapuya tescil edildiğini, takas ile A. Y.'a devredildiğini davaya katılan davalı A. Y. tapu sicilindeki kayda güvenerek takas yolu ile taşınmazı edindiğini, iyi niyetli olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, tapudan satın alan A. Y.'ın kötüniyetinin kanıtlanmadığı, aynı yer hakkında dava dışı kişi tarafından açılan davanın reddine karar verildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tescile konu taşınmaz 1968 yılında yapılan kadastroda Taşlık olarak tespit dışı bırakılmış, 29.9.2003 tarihinde idari yoldan 31.918.74 m2 yüzölçümü ile 1656 parsel numarası verilerek Hazine adına tescil edildikten sonra, 1.4.2005 tarihinde takas yolu ile A. Y. adına tescil edilmiştir. Davacı tapu iptali ve tescil davasını yeni malik A. Y.'a karşı sürdürmüştür.
Yerel bilirkişi ve tanıklar soyut anlatımları ile davacının eklemeli 20 yılı aşan zilyetliğini açıklamışlarsa da yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Ziraatçı bilirkişinin raporu, taşınmazın 20 yıl süre ile ekonomik amaca uygun kültür arazisi niteliği ile tasarruf edildiğini açıklamaktan uzaktır. Taşınmaz üzerinde çoğu 6-8 yaşlarında olan meyve ağaçlarının bulunması karşısında öncesinde ne nitelik ile tasarruf edildiği üzerinde durulmamıştır. Maddi olaylardan sayılan zilyetliğin her türlü delille kanıtlanması mümkün bulunmaktadır. Yerel bilirkişi ve tanıkların H.U.M.K.nun 258. maddesi hükmü uyarınca yeniden keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılmaları, aynı Kanunun 259. maddesi hükmü uyarınca taşınmaz başında yapılacak keşif yerinde dinlenilerek, taşınmazın öncesinin ne ve kime ait olduğunun, kimler tarafından ne şekilde kullanıldığının, uyuşmazlık konusu olan bu yerin halen kimler tarafından zilyet ve tasarruf edildiğinin, üstün kullanma hakkının kimde bulunduğunun kendilerinden sorulup belirlenmesine çalışılması, beyanları arasında aykırılık çıktığı takdirde aynı Kanunun 265. maddesi hükmü göz önünde tutularak çelişkinin giderilmesine çalışılması gerekir. Her ne kadar, 1656 parselin bir bölümü hakkında dava dışı üçüncü kişiler tarafından Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesine açılan tescil davası 24.7.1998 gün 169/280 esas ve karar sayılı hüküm ile ... taşınmazın taşlık olarak tespit dışı bırakılmış olması karşısında imar ihyaya dayanılmamış olması ve yerel bilirkişi ile tanıkların imar ihyadan bahsetmemiş olmaları karşısında davanın reddine, ... karar verilmiş ve hüküm kesinleşmişse de ret hükmü davacının kendi zilyetliğini kanıtlaması bakımından engel teşkil etmediğinden bu yöndeki yerel mahkemenin ret gerekçesi de yerinde değildir.
Bundan ayrı; 5519 Sayılı Kanuna göre, her türlü tescil mahkeme hükmü ile olur. Yasal dayanağı olmadan Hazinenin tek taraflı tasarrufu ile tapusuz taşınmazı kendi adına tapu siciline tescil ettirmesi yolsuz tescil mahiyetindedir. Taşınmazı bu yolda davaya katılan A. Y. tapuda takas yolu ile edinmiştir. Kayıt maliki A.'in ediniminde kötü niyetli olduğu hususunda davacı tarafın delilleri toplanmamıştır. Bu yöne ilişkin olarak taraflara delillerini sunmaları için süre ve imkan verilmeli, bildirmeleri halinde intikal tarihinde alıcının ediniminde kötü veya iyi niyetli olup olmadığı araştırılmalı, bundan sonra toplanan delillere göre karar verilmesi gerekirken bu yön üzerinde de durulmadan karar verilmesi isabetli görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda belirtilen gerekçeler nedeniyle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle usul, kanun ve dosya içeriğine uygun düşmeyen mahkeme hükmünün H.U.M.K.428. maddesi uyarınca bozmada oybirliği ile gerekçede oyçokluğu ile BOZULMASINA ve 11,20 YTL peşin harcın istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 11.04.2006 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Dava; kazanmayı sağlayan zilyetlik, bağış, eklemeli zilyetlik, imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak T.M.K.nun 713/1, 996, Borçlar Kanununun 234, 237/1 ve devamı maddeleri ile 3402 Sayılı Kanunun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil davasıdır.
Ancak, davanın açılmasından sonra taşınmazın Hazine adına idari yoldan tapuya bağlanması sonucu dava, tapu iptali ve tescil davasına dönüşmüştür.
Mahkemece, HUMK.nun 186. maddesi gereğince davaya katılan A. Y.'ın yapılan takasla kötü niyetinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine davacı vekili tarafından temyiz edilen hüküm Yüksek Daire çoğunluğunca; 1- Davacının ekonomik amaca uygun zilyetlik imar ve ihya koşullarıyla 10 yıllık kazanma süresinin oluşup oluşmadığı, 2- 5519 Sayılı Kanuna göre, her türlü tescil mahkeme hükmü ile olduğu, yasal dayanağı olmadan Hazinenin tek taraflı tasarrufu ile tapusuz taşınmazı kendi adına tapu siciline tescil ettirilmesi yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu, 3- Takas yoluyla edinen A. Y.'ın ediniminde kötü niyetli olduğu konusunda davacı tarafın delillerinin toplanamadığı gerekçesiyle ve eksik araştırmaya yönelik olarak bozulmuştur.
Uyuşmazlık konusu taşınmaz 1968 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında taşlık niteliğiyle tespit dışı bırakılan bir yerdir. Davacı vekili, 29.5.2002 tarihinde açtığı tescil davası ile tescil isteğinde bulunmuştur. Dava konusu yapılan yer, yargılama sırasında 29.9.2003 tarihinde ihdasen (idari yoldan) Hazine adına tapuya bağlanmıştır. 1.4.2005 tarihinde tapuda yapılan takas ile taşınmazın A. Y.'a devri sağlanmıştır. H.U.M.K.nun 186. maddesi gereğince dava A.'e yöneltilmiş, dava tapu iptali ve tescil davası olarak yürütülmüştür.
Yapılan bozma nedenlerinin irdelenmesi;
1- Kazanmayı sağlayan zilyetlik imar ve ihya ile kazanma süresinin oluşup oluşmadığı;
Dava konusu taşınmazın davacının dedesi V.'tan geldiği, ölümü ile kızı F.'ya ve davacının babasına intikal ettiği, eklemeli zilyetlik de dahil toplam zilyetlik sürelerinin 35 yılı aştığı, 1969 yılında yapılan bağışla davacıya geçtiği, davaya konu yer içerisinde bulunan taşların 25-30 yıl önce temizlenmek suretiyle imar ve ihya edildiği, öncesinde kültür arazisi olarak (tahıl ekimi yapılarak) kullanıldığı, sonrasında ise yaklaşık 6 dönümüne fıstık, ceviz ağacı ve bağ çubuğu dikildiği, geri kalan kısmın tarımsal amaçlı olarak tasarruf edildiği, keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklarca ifade edilmiştir. Uzman bilirkişi ziraat yüksek mühendisi de raporunda; taşınmaz üzerinde yaşları 6 ila 30 arasında değişen değişik sayılarda ceviz, badem, kayısı ve zeytin ağaçlarının olduğuna, keşif tarihi itibariyle taşınmazın nadasa bırakıldığına ve tarım arazisi niteliğinde bulunduğuna işaret edilmiştir. Teknik bilirkişinin raporu da bu olguları doğrulamaktadır.
O halde belirlenen bu olgular karşısında kazanma koşulları ve süresi ile imar ve ihya koşullarının dava tarihine kadar davacı yararına gerçekleştiğini söylemek mümkündür.
İhdasen tapunun oluştuğu durumlarda ise, aynı şekilde kazanma süresi ve koşullarının ihdasen tapunun oluştuğu tarihe kadar gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılır. Yüksek özel dairenin bugüne kadarki uygulamasıyla Yüksek Yargıtay uygulaması da bu yöndedir.
2- Davalı A. Y.'ın somut olayda kötü niyetinin olup olmadığı;
Birinci şıkta yapılan açıklamaya bağlı olarak gerçekten A.'in takas olayında kötü niyetinin bulunup bulunmadığı, T.M.K.nun 1023, 1024. maddeleriyle 8.11.1991 tarih 1990/4 E., 1991/3 ve 14.2.1951 tarih 17/1 Sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararları ışığında araştırılması ve tarafların bu yöne ilişkin delillerini sunmaları için kendilerine süre ve imkan tanınması gerekir. Bu bakımdan Sayın çoğunluğun bu yöndeki bozma nedenine katılıyorum.
3- Hazine adına yapılan tescilin yolsuz tescil niteliğinde bulunup bulunmadığı;
1515 Sayılı Kanun ek madde 1'de (25.1.1950 tarih ve 5519 Sayılı ek Kanunun 1. maddesi hükmü olup, ek madde haline getirilmiştir); Gayrimenkul malların 1515 Sayılı Kanunun 1. maddesine göre yapılacak tescilleri ile tapuda kayıtlı olmayıp da kişilerin tasarrufları altında bulunan gayrimenkul malların tapuya tescilleri yargıç kararıyla yapılır denilmektedir. Bu olgu doğrudur. Ancak, ne var ki; 2644 Sayılı Kanunun 1. maddesinde; Gayrimenkullerin tescilinde, o gayrimenkul Devlete ait ise bulunduğu yerdeki en büyük mal memuru, hususi idareye ait ise Vali, Evkafa ait ise Evkaf müdürü veya memuru, belediyeye ait ise belediye reisi, köye ait ise muhtar ve mahsus kanunla teşekkül etmiş diğer hükmü şahıslara ait ise bunların kanuni mümessilleri salahiyetlidirler. Bu mümessillerin salahiyetlerini kullanma şeklini gösteren kanunlar hükmü yerinde durmaktadır açıklamasına yer verilmiştir. Bundan ayrı, 7269 Sayılı Kanunun 1051 Sayılı Kanunla değişik 17, 3083 Sayılı Kanunun 6, 3202 S.K.nun 2, 3402 S.K.nun 22, 1744 S.K.nun 2 ve 6831 S.K.nun değişik 2/B maddelerinde de benzer hükümlere yer verilmiş ve idari yoldan tescili öngörülmüştür.
Şu halde, 5519 Sayılı Kanunun açık hükmüne karşın 2644 ve diğer Kanunlarda yer alan ve yukarda gösterilen madde metinleri gözetildiğinde, Hazine adına idari yoldan yapılan tapuya kayıt ve tescilin T.M.K.nun 1025. maddesi anlamında bir yolsuz tescil niteliğinde (yani yok hükmünde) olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. Çünkü, haklı bir sebep olmaksızın yapılan bir tescil olduğundan söz edilebilme olanağı yoktur. Bu bakımdan Daire çoğunluğunun bu yöndeki görüşünde isabet bulunduğunu söylemek güçtür. Kaldı ki, çoğunluk bir yandan ihdasen Hazine adına oluşan tapunun yolsuz tescil niteliğinde olduğunu kabul etmekte, öte yandan yolsuz tescile dayalı olarak oluşturulan tapu kaydı kapsamında kalan taşınmazı takas yoluyla devralanın kötü niyetinin olup olmadığının araştırılmasına işaret edilmektedir. Şayet Hazine tapusu yok hükmünde ise buna gerek olabilir mi? Kanaatimizce buna gerek yoktur. Esasen işlemin temeli yok sayıldığına göre böyle bir ispata da gerek olmaması gerekir. Bu iki durumun kendi içerisinde bir çelişki yarattığı açıktır.
Saptanan bu hukuki ve somut olgular karşısında, ikinci şıkta belirttiğimiz nedenler dışında Sayın Daire çoğunluğunun diğer yönlerdeki bozma gerekçelerine açıkladığımız sebeplerle katılmıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy