(4721 S. K. m. 713) (1086 S. K. m. 237) (1757 S. K. m. 235/A)
Havva ve müşterekleri ile Hüseyin ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Eskişehir Üçüncü Sulh Hukuk Hâkimliği'nden verilen 03.10.2006 gün ve 262/1595 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacılar vekili, davalıların miras bırakanı Hasan adına kayıtlı bulunan 1286 parseli 1959 yılında vekil edenine miras bırakanından satın ve devraldığını, o tarihten bu yana taşınmaza zilyet olduklarını, tapu kaydının intikal görmediğini, TMK' nın 713/2. maddesi uyarınca hukuki değerini yitirdiğini ileri sürerek iptali ile vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hüseyin, davayı kabul ettiğini belirtmiş, diğer bir kısım davalılar vekili, davacılardan Ahmet'in aynı konuda daha önce açmış olduğu davanın reddedildiğini, kesin hüküm bulunduğunu belirterek bu davanın da reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu parselin davalıların miras bırakanı Hasan'a takyitli olarak verildiğini, bu şekilde dağıtılan taşınmazların satışının geçersiz olduğunu, kazanma koşullarının takyit süresinin bitiminden itibaren başlaması gerektiğini, o tarihten dava tarihine kadar kazanma süresi ve koşullarının geçmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu parsel, 13.03.1953 tarihinde tapulama yoluyla Halil oğlu Hasan adına tespit ve tescil edilmiş, beyanlar hanesinde dağıtılan bu parselin 4753 sayılı Kanun hükümleri uyarınca takyitli olduğu açıklanmıştır.
Kadastro tutanağında dağıtıma dayalı olarak oluşturulan önceki tapu kaydına dayanılarak Halil oğlu Hasan adına 13.03.1953 tarihinde tespit edilmiş, tespitin kesinleşmesi üzerine tapuya tescil edilmiş, tutanağın ve tapu kaydının beyanlar hanesinde dağıtılan bu parselin 4753 sayılı Kanun hükümleri uyarınca takyitli olduğu açıklanmıştır.
4753 sayılı Kanun'a göre dağıtılan taşınmazların, aynı Kanun'un 57 ve 58. maddeleri hükmü uyarınca 20 yıl süre ile başkasına satış ve devirleri yasaklanmıştır. Dağıtım amacına aykırı her türlü tasarruf, bu hükümler karşısında hükümsüzdür. Satış ve devri yasaklanan böyle bir yerin satın alınması geçersiz olup, sürdürülen zilyetlik hukuken bir değer taşımaz. Başka bir anlatımla, 4753 sayılı Kanun hükümleri uyarınca dağıtılan taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetlik, aynı Kanun'un 57 ve 58. maddelerinde belirtilen takyit süresi içerisinde kazanma bakımından herhangi bir değer taşımaz. 4753 sayılı Kanun, ek ve tadilleri 1973 yılında yürürlüğe giren 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanunu'nun 235/A maddesi hükmü ile ortadan kaldırılmıştır. Bu tarihten itibaren 4753 sayılı Kanun'la getirilen yasaklama da sona erdirilmiştir. Bu durumda, TMK' nın 713. maddesindeki kazanma bakımından sürenin başlangıç tarihinin takyidin kalktığı tarihten itibaren hesap edilmesi gerekir. 1757 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre geçtiği gibi, dava konusu parsel de intikal görmemiştir. Davacılar ve miras bırakanın dava tarihinden geriye doğru 20 yıldan fazla süreyle dava konusu parseli koşullarına uygun olarak tasarrufta bulundukları belirlendiğine göre, tapu kaydı TMK' nın 713/2. maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirmiş olur. Mahkemece takyitli olarak dağıtılan taşınmazların satışının geçersiz olduğu ve dava tarihine kadar kazanma süresinin geçmediği yönündeki gerekçesi yukarıda yapılan açıklamalar karşısında yerinde görülmemiştir. Kesin hükme ilişkin gerekçeye gelince; davacılardan Ahmet'in tek başına aynı yer hakkında daha önce Eskişehir İkinci Asliye Hukuk Mahkemesine açmış olduğu dava usul yönünden reddedilmiştir. Usule ilişkin bu hüküm, HUMK' nın 237. maddesi hükmü uyarınca uyuşmazlığın çözümünde kesin hüküm olarak kabul edilemez. Tüm bu açıklamalar karşısında, toplanan deliller ve dosya içeriğine göre dava kanıtlanmış bulunduğuna göre kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK' nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 19.03.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy