(4721 S. K. m. 683, 737) (Arıcılık Yönetmeliği m. 14, 15, 16)
Dava: Havva ve müşterekleri ile İbrahim aralarındaki komşuluk hukukundan kaynaklanan el atmanın önlenmesi davasının kabulüne dair Serik 2. Asliye Hukuk Hakimliği'nden verilen 20.09.2005 gün ve 449/553 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, davalının kendilerine ait narenciye bahçelerinin bulunduğu bölgede arıcılık yaptığını, narenciye bahçelerinin ilaçlanması sonucu arıların öldüğünü, davalının daha önce haklarında bu nedenle tazminat davası açtığını ve kazandığını, ancak arı kovanlarının narenciye bahçelerinden yaklaşık 6 km. uzakta olması gerektiğini açıklayarak davalıya ait an kovanlarının narenciye bahçelerinden uzaklaştırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, Ancılık Yönetmeliğinin imkanlar ölçüsünde özen yükümlülüğü getirdiğini, 14. maddenin amir hüküm olmadığını, 15. maddenin ise zirai mücadele yapanlara ihbar yükümlülüğü getirdiğini, 16. maddenin de ilaçlamanın yapılmasıyla ilgili olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, uzman bilirkişilerin raporu esas alınarak davalıya ait arı kovanlarının yönetmelik hükümlerine uygun olarak en az 6. km uzağa taşınmasına karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, narenciye bahçeleri yakınında bulunan arı kovanlarının sözü edilen bahçelerden uzaklaştırılmasına ilişkin bir nevi komşuluk hukukundan ve mülkiyet hakkının kullanılmasından kaynaklanan müdahalenin önlenmesi davasıdır.
Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmişse de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Dava dosyası ile dosya arasında bulunan aynı yer 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait ve davalı İbrahim tarafından açılan 2004/393 Esas ve 2005/621 Karar sayılı tazminat dosyası birlikte incelendiğinde, davalı İbrahim'in davacı sıfatıyla açtığı tazminat davasında;
... Köyü, mevkiinde oturduğunu, aynı mevkide 100 adet fenni ara kovanının bulunduğunu, profesyonel arıcılık yaptığını, arı kovanlarının bulunduğu yere yakın Hüseyin ve Seher'e ait narenciye bahçeleri bulunduğunu, zirai mücadele yönetmenliği ile arıcılık yönetmeliğine uygun ilaçlama yapılmadığını, arılarının bundan zarar gördüğünü ve öldüklerini açıklayarak tazminat isteğinde bulunmuş, mahkemece tarafların ortak (müterafik) kusurlarının bulunduğu gerekçesiyle tazminatın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Sözü edilen hüküm Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin denetiminden geçerek onanmıştır.
Davacılar, tazminat davasıyla verilen hüküm karşısında ve her zaman tazminatla karşılaşmamaları için narenciye bahçelerinin yakınında bulunan davalıya ait arı kovanlarının sözü edilen bahçelerden uzaklaştırılmasını istemişlerdir. TMK'nun 683. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarruf ta bulunma yetkisine sahiptir. Yapılan bu tanıma göre mülkiyet; sahibine geniş haklar ve buna bağlı olarak yetkiler bahşettiği gibi buna karşılık önemli ödevler de yüklemektedir. Mülkiyet hakkının verdiği bu yükümlülük gereği taşınmaz maliki taşınmazını kullanırken komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlüdür. Komşu Hakkı-Kullanma Biçimi başlığını taşıyan TMK'nun 737. maddesi bu konuyu açık bir biçimde düzenlemektedir. Aynı şekilde komşu taşınmaz malikleri de mülkiyet hakkından doğan ekonomik ve sosyal haklarını kullanırken komşusuna zarar vermemekle yükümlüdür. Somut olayda davalının komşu taşınmazı söz konusu değil ise de kendisine veya başkasına ait ya da kamu mülkiyetinde bulunan yerler üzerine yerleştirdiği 100'ün üstünde bulunan arı kovanlarının doğrudan olmasa bile dolaylı olarak davacılara zarar verdiği ve davacıların bundan etkilendikleri açık bir gerçektir.
Uzman bilirkişi ziraat mühendisleri Selma ve Gökhan ile arıcılık teknikeri Mehmet'in hazırladıkları 09.06.2005 günlü raporlarında; ... bitki üreticisinin ve arı yetiştiricisinin kendilerine düşen görevleri de yerine getirmeleri gerektiğini, bitki üreticisinin arıya zararsız ilaçları birinci planda kullanmak zorunda olduğunu, ilaçlamayı akşam geç saatlerde veya sabah erken uygulamaya sokmasının daha uygun olacağını, kural olarak hiçbir bitkiye, çiçekleme devresinde ilaçlama yapılamayacağını, çok zorunlu ise çevresindeki arıcıları ilaç atmadan bir hafta önce uyarılmasının yönetmelik gereği olduğunu açıklamışlar ve bundan ayrı arı yetiştiricisinin de arılık yerini seçerken arıların ilaçlamadan zarar görmemesi için bölgenin mücadele programını öğrenmeleri, ilaçlama yapılacak sahaların 6 km. uzağına arı kovanlarını yerleştirmeleri gerektiğini vurgulamışlardır ...
Anılan bilirkişiler Arıcılık Yönetmeliğinin 14, 15 ve 16. maddelerinde açıklanan ve uyulması gereken konulara kısmen değinmişler, ancak yönetmeliğin ve yukarıda mülkiyet hakkına ilişkin olarak gösterilen TMK'nun ilgili hükümlerinin taraflara yükledikleri yükümlülükleri yerine getirip getirmedikleri ya da ne derecede yerine getirdikleri konularında bir açıklamada bulunmamışlardır. Mahkemece bu husus üzerinde durulmamıştır. Arıcılık Yönetmeliğinin 14. maddesi arı kovanlarının en az 6 km uzakta olmasını öngörmüş, mücadele başlığını taşıyan 15. maddesinde ise, zirai mücadele yapılacak yerlerdeki ve çevresindeki arıcılar mücadeleyi yapacak kuruluş ve şahıslar tarafından 7 gün önce haberdar edileceğini, arıcıların bakanlık il/ilçe müdürlüklerinden bulundukları yöredeki mücadele programları hakkında bilgi almaları gerektiğine işaret edilmiştir. Aynı yönetmeliğin ilaç uygulaması başlığını taşıyan 16. maddesinde, arıların ilaçlardan zarar görmelerinin asgari düzeyde tutmak için ilaç tatbik edecek kişi ve kuruluşlarca aynı maddenin A, B, C, D, E ve F bentlerinde gösterilen hususları göz önünde bulundurulur, denilmiştir. Uzman ve teknik bilirkişiler raporlarında bu hususlara değinmemişlerdir.
Taraflar, haklarını kullanırken bulundukları duruma, olayın niteliğine, yasal dayanaklarla belirlenen çerçeveye, yerel örf ve adetlere, hoş görülebilecek dereceye kadar bazı yükümlülüklere (doğan zararlara) karşılıklı olarak katlanmaya, buna karşılık hoş görü sınırını aşan olaylardan ise kaçınmaya özen göstermek zorundadır. Bu bakımdan yapılacak araştırma inceleme, delil toplama ve değerlendirme de bu doğrultuda olması gerekir.
Şu halde, mahkemece yapılacak iş, taşınmaz mülkiyetini düzenleyen MK'nun ilgili hükümleri ile Arıcılık Yönetmeliğinin taraflara yüklediği ödevlerin taraflarca ne derece yerine getirdikleri, yönetmeliğin 14.15 ve 16. maddeleriyle diğer maddelerde açıklanan hususların tek tek incelenerek açıklığa kavuşturulması, ilaçlamaların ne zaman yapıldığı, arıcılık yapanlara bilgi verilip verilmediği, gerekli ilanların yapılıp yapılmadığı, ilaçlamanın daha çok hangi zaman dilimleri içinde yapıldığı, gece saatlerinde ilaçlama yapıldığı takdirde arıların ortaya çıktığı gündüz saatlerinde etkisinin kalıp kalmayacağı, yapılan ilaçlamaların normal koşullarda etki süresinin ne kadar olduğu, arıların ve aynı zamanda narenciye bahçesi sahiplerinin karşılıklı olarak zarar görmemeleri gözetilerek ilaçlamanın daha çok hangi zaman dilimleri içerisinde yapılmasının teknik olarak mümkün bulunduğu hususlarının daha önce götürülmeyen uzman başka bilirkişilerce araştırılıp belirlenmesi, ilaç uygulamasına ve mücadeleye ilişkin Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı il ve ilçe Müdürlüklerinin öngördükleri bilgi ve belgelerin getirtilerek dosya arasına konulması, ilaçlamaya ve ilanlara ilişkin varsa tutanak ve belgelerin de aynı şekilde bulundukları yerlerden istenerek getirtilip dosyaya eklenmesi, kısaca Arıcılık Yönetmeliği, TMK'nun ilgili hükümleri uyarınca tarafların ne şekilde yükümlülüklerini yerine getirdikleri ve arı kovanları mümkün olduğu kadar yerinde tutulmaları halinde davacıların zararını ve arıların ölmelerini önleme imkanı bulunup bulunmadığının da araştırılması, varsa önleyici, yöntemlerin tek tek saptanması, tüm bu konularda uzman ve teknik bilirkişilerden gerekçeli ve denetime açık rapor alınması, ondan sonra tüm deliller değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ve HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23,10.- YTL peşin harcın istek halinde davalıya iadesine, 22.02.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy