(2709 S. K. m. 152) (4721 S. K. m. 712, 713, 992) (3402 S. K. m. 13, 14) (1086 S. K. m. 258, 259, 265, 428)
Dava: ...... ile Hazine, ...... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Gaziantep 4. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 14.06.2007 gün ve 356/245 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalılar ...... ve müşterekleri vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 29.01.2008 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden ...... ve müşterekleri vekili Avukat ...... ve Avukat ...... geldiler. Karşı taraftan Hazine vekili Avukat ......, ...... bizzat ve vekili Avukat ...... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı ...... vekili, 15, 17,94, 100, 132, 158, 161, 182,202, 207, 228, 231, 235, 237, 245, 248, 265 ve 267 parsellerdeki davalı gerçek kişilerin miras bırakanı ...... adına yazılı payların Gaziantep 1. Noterliğince düzenlenen 23.10.1975 gün ve 19678 yevmiye numaralı "satış ve vaadi ferağ senedi" başlıklı belge ile satın ve devraldığını, kayıt maliki ......'nin 16.5.1976 tarihinde öldüğünü, dava konusu payların 2.9.2005 tarihine kadar intikal ettirilmediğini, gerek satın alma ve gerekse kayıt malikinin ölüm tarihinden dava tarihine kadar yasada belirtilen koşullar altında veki1 edeni tarafından tasarruf edildiğini, tüm parsellere ait tapu kayıtlarının TMK.nun 713/2.maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirdiğini ileri sürerek bu paylara ilişkin tapu kayıtlarının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, Hazine hakkındaki davanın husumet ve hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle,
Kayıt malikinin mirasçıları olan davalı gerçek kişiler, davacının dayandığı satış belgesinin zamanaşımına uğradığını 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde yazılı 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının dava konusu yerleri ortaklık sözleşmesi uyarınca elinde tuttuğunu açıklayarak,
Davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, uyulan Yargıtay bozma ilamı uyarınca 132 ve 265 parseller hakkındaki davanın feragat,
Hazine hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine,
Diğer parsellere ilişkin davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hükmün, kabule ilişkin bölümü davalı gerçek kişiler vekili tarafından temyiz edilmiştir.
T.C. Anayasa'sının Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi başlıklı 152. maddesinde aynen "bir davaya bakmakta olan mahkeme uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Mahkeme Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi görmezse bu iddia temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır" denilmiştir. Metni aynen yukarıya alınan hüküm karşısında Anayasaya aykırılık iddiasının temyiz inceleme merciince karara bağlanması gerekir.
İptali istenilen TMK'nun 713/2. maddesi hükmü şöyledir; " ... maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir ... ." Kural olarak tapulu bir taşınmazın tamamı, bir payı veya bölünebilir bir parçasının olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilmesi mümkün değildir. TMK.nun 992.maddesi tapulu taşınmazların olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılmasını önlemektedir. Anılan hükme göre, kayıt maliki taşınmazın zilyedi sayılır. Bunun anlamı, tapu sicili zilyetliğe karinedir. Bu hüküm karşısında kayıt sahibinin zilyetliği yanında üçüncü kişinin zilyetliği kabul edilmemiştir. Ne var ki, haklı bir sebep olmadan uzun süre bir kimsenin taşınmaz üzerindeki zilyedliğini sürdürmesi nedeniyle ortaya çıkan fiili durumun haklı bir sebebe dayanır hale getirilmesi karşısında kanun koyucu fiili duruma üstünlük tanımak suretiyle böyle bir yerin kazanılmasının mümkün olabileceğini öngörmüştür. İşte TMK. nun 712, 713 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesinde belirtilen koşullar altında tapulu bir taşınmaza zilyet olunması halinde eski malikin mülkiyet hakkı son bulur ve yeni zilyedin olağanüstü zamanaşımı yoluyla mülkiyet hakkı doğar. Anılan maddelerde olağanüstü zamanaşımının eski malik yönünden mülkiyet hakkını sona erdiren, zilyet bakımından da hak sağlayan bir işlevi kabul edilmiştir. Esasen tapu sicilinin tutulmasından sorumlu olan Devlet fiili durumun hukukileştirilmesinde de yarar görmüştür. Anılan hükümlerde bu amaçla sevk edilmiştir. Bu açıklamalar karşısında TMK.nun 713/2. maddesinin Anayasaya aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. Davalı gerçek kişiler vekilinin bu yöne ilişen Anayasaya aykırılık iddiasının reddine karar verilip işin esasının incelenmesine geçildi.
Dava konusu payları kapsayan tüm parsellere ait kadastro tutanaklarında bir kısım parsellerin belgesizden, bir kısım parsellerin de dayanak tapu kayıtlarına dayanılarak 2/8 pay K1, 3/8'er paylarda ...... ve ...... adına 1972 yılında tespit edilmiş, şimdiki davanın davalılarının miras bırakanı ......'nin itirazı üzerine Gaziantep Kadastro Komisyonunun 3.4.1974 günlü kararla tespitin değiştirilerek 8/32 payı ...... geriye kalan paylar da diğer tespit malikleri adına tespit edilmiş, tüm parsellere ait kadastro tutanakları 31.5.1984 tarihinde kesinleşmek suretiyle sicil oluşmuştur.
Davacı vekili, tespitten önceki ve sonraki kazanmayı sağlayan hukuki nedene dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Az yukarıda açıklandığı üzere davalı Hazine vekili ile davalı gerçek kişiler, hak düşürücü sürenin geçtiğini ileri sürmüşlerdir. Görülmekte olan davada davacı vekili tespitten sonraki satın alma ve zilyetlik hukuki nedenine dayanmıştır. Tespitten sonraki olaylar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde yazılı hak düşürücü süreye tabi değildir. Tespit sonrası sebepler bakımından süreye bağlı olmaksızın her zaman dava açılması mümkündür. Nitekim mahkemece bozmadan önce dava hak düşürücü sürenin geçmiş olması noktasından reddedilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine Dairece bu ilkelere temas edilmek suretiyle hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gereğine işaret edilmişti. Tüm bu açıklamalar karşısında davalı Hazine ve gerçek kişi vekillerinin bu yöne ilişen savunmaları yerinde değildir.
Davacı vekili TMK.nun 713/2.maddesine dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Kural olarak tapulu bir taşınmazın tamamı, bölünebilir bir parçasının veya bir payının olağanüstü zamanaşımı yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak kanunun açıkça düzenlediği ayrık hallerde kazanma söz konusu olabilir. Kanunun düzenlediği bu hallerin başında TMK.nun 713/2.maddesi hükmü gelmektedir. Dava konusu payları kapsayan parseller tespit öncesi kısmen tapulu, kısmen tapusuz ise de tüm parsellere ait tespitler 31.5.1984 tarihinde kesinleşmek suretiyle sicil oluşmuştur. Bu tarihten itibaren dava konusu paylar TMK.nun 713/2.maddesinin etkisinde kalır. Aşağıda da temas edileceği üzere davacı uyuşmazlık konusu paylar dışında kalan parsellerin diğer bölümlerini 23.10.1975 tarihinde satın aldığına, kayıt maliki ...... 16.5.1976 tarihinde öldüğüne, kadastro yoluyla sicillerin oluştuğu 31.5.1984 tarihinden 2.9.2005 dava tarihine kadar TMK.nun 713/2.maddesindeki yollama nedeniyle aynı maddenin 1.fıkrasında yazılı koşullar geçmiş bulunduğuna göre uyuşmazlık konusu paylara ilişkin tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirmesi söz konusu olabilir. Önceki bozmada da bu yönlere temas edilmiş ancak kazanma koşullarının geçip geçmediğinin araştırılması yönünden bozma sevk edilmiştir. Gerçekten de uyuşmazlık konusu payların TMK.nun 713/2.maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirebilmesi için zilyetliğin davasız aralıksız malik sıfatıyla ve 20 yıldan fazla süreyle geçmiş olması gerekir. Bozmadan sonra dinlenen yerel bilirkişi ve davacı tanıkları davacının bizzat bulunmadığı evrelerde babası, kardeşi ve çocuklarının dava tarihine kadar dava konusu yerleri kendi mülkleri olarak kullandığını, yarıcılık ilişkisinin olmadığını bildirmiş olmalarına karşı davalıların dinlenen bir kısım tanıkları 1994 ve 1995 yıllarında davalı K5'la dosya içeriğine göre davacının kardeşi olan K6'e başvurduklarını, K6'in bir miktar para ve ayın olarak ödediğini, bunun dışında bilgilerinin bulunmadığını, K5'ın aldığı para ve ayınların kira parası karşılığı olduğunu söylediğini bildirmişlerdir. Mahkemece uyulan bozma ilamı uyarınca kısaca özetlenen deliller gözönünde tutularak yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Tapusuz veya tapulu bir yerin olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla kazanılabilmesi için yasada belirtilen tüm koşulların birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Davacının dava tarihine kadar 20 yılı aşkın süreyle zilyetliğinin geçtiği açıklanmış ise de, zilyetliğinin aralıksız malik sıfatıyla geçip geçmediği gereği gibi araştırılıp belirlenememiştir. Hemen belirtelim ki uyuşmazlık hakkında hüküm kurulabilmesi için tarafların gösterdikleri tüm delillerin eksiksiz toplanması gerekir. Davalı gerçek kişiler delillerini 29.11.2006 havale tarihli layihayla mahkemeye sunmuş olmalarına rağmen bir kısım tanıkları dinlenilmeden uyuşmazlık sona erdirilmiştir. Sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek bakımından taraf delillerinin eksiksiz toplanıp, birlikte değerlendirilmesi gerekir. Diğer yandan zilyetliğin süreci ve niteliği bakımından yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının beyanları arasında ortaya çıkan aykırılık giderilmeden hüküm kurulmuş olması da doğru görülmemiştir. Bundan ayrı davacının yurt dışına çıkış ve orada kalma süreleri ile vatandaşlık durumu da gereği gibi araştırılmamıştır. Tüm bu açıklamalar gözönünde tutularak davacının dava tarihinden önceki dönemlerde yurtdışına giriş ve çıkışlarının yetkili mercilerden ayrıntılı olarak sorulup alınacak cevapların ve taraflar arasında miras ilişkisi bulunup bulunmadığının sorulması gerekirse bu konuda mirasçılık belgesi ve aile nüfus kayıt örneklerinin getirtilip dosya arasına konulması, ondan sonra davacının dava konusu payları kapsayan parseller üzerinde geçen zilyetliğinin süreci ve niteliğinin belirlenmesi bakımından yerel bilirkişi ve tanıkların HUMK.nun 258.maddesi hükmü uyarınca davetiyeyle çağrılarak aynı Kanunun 259.maddesi uyarınca taşınmaz başında dinlenilmeleri, davacının bu yerdeki zilyetliğinin aralıksız ve malik sıfatıyla geçip geçmediğinin olaylara dayalı olarak kendilerinden sorulması, beyanları arasında aykırılık meydana geldiği taktirde HUMK.nun 265.maddesi hükmü nazara alınarak yüzleştirme suretiyle bu hususun giderilmesine çalışılması, taraflar arasında mirasçılık ilişkisi mevcut ise kazanmanın olamayacağının düşünülmesi, tüm deliller eksiksiz olarak toplanıp birlikte değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Kabul şekline göre de; yargılama giderlerinin davalılara yükletilmiş olması doğru görülmemiştir. Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin yerleşmiş uygulamalarına göre TMK. 713/2.maddesine dayalı uyuşmazlıklarda davanın başarıya ulaşması halinde kayıt malikinin mirasçıları olan davalı gerçek kişiler yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar. Mahkemece bu husus gözden kaçırılarak geriye kalan harcın, yargılama giderlerinin ve avukatlık ücretinin davalı gerçek kişilerden alınmasına karar verilmiş olması da doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davalı gerçek kişiler vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün HUMK.428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 550 YTL. avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı Hazine ile davalı gerçek kişilere verilmesine ve 5.743,60 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine 06.05.2008 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, TMK. nın 713/2. maddesi fıkrası gereğince tapu kaydının hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Davanın kabulüne ilişkin hükmün temyiz edilmesi üzerine Yüksek Daire çoğunluğunca harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilemeyeceği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, TMK. nun 713/2. fıkrasındaki hukuki sebeplere dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında davanın kabulüne karar verilmesi halinde harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilip yükletilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
TMK. nun 713/2. fıkrasındaki hukuki nedenlere dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davaları; kamusal yönü ağır basan, kamu düzenini yakından ilgilendiren, tapu sicilinin sağlıklı ve düzenli tutulması işlevini (amacını) öngören özel nitelikli davalar olduğundan duraksamamak gerekir. Açıklanan bu nitelikleriyle sözü edilen davalar kendiliğinden (re’sen) araştırma ve inceleme yöntemine tabi olup, dava koşulunun (taraf teşkilinin) yargılama sırasında da tamamlanması ve yerine getirilmesi mümkündür. Yani hakim bu tür davalarda tarafların iddia ve savunmasıyla bağlı değildir. Şu halde saptanan bu özellikleri ile anılan davalar HUMK. nun öngördüğü klasik tapu iptali ve tescil davalarından ayrılmaktadırlar. Esasen bu konuda bir uyuşmazlıkta yoktur.
İlke olarak tüm tapu iptali ve tescil davalarında, (TMK. nun 713/2. fıkrasında öngörülen davalarda dahil olmak üzere) husumet tapuda kayıt maliki görünen kişiye yöneltilir. Kayıt maliki ölmüş ise, mirasçılarına, malik mirasçı bırakmadan ölmüş ise TMK. nun 501. maddesi hükmü uyarınca son mirasçının Hazine olduğu düşünülerek Hazineye husumet yöneltilir. Bu yönüyle TMK. nun 713/1. fıkrası gereğince açılan tescil davalarından ayrılmaktadırlar. Gerçekten çoğunluğun da vurguladığı gibi TMK. nun 713/1. fıkrasında; “aynı koşullar altında, …” denilmek suretiyle TMK. nun 713/1. fıkrasına yollama yapılmıştır. Ancak bu tapu iptali ve tescil davası olarak açılan davalarda davanın kabulü halinde tüm yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılacağı ve davacı yararına vekalet ücretine hükmedilemeyeceği biçiminde yorumlanmamalıdır. Dava koşulunu, yargılama sırasında yerine getirme hususu ile, araştırma ve inceleme yöntemi klasik tapu iptali ve tescil davalarından farklı da olsa, sonuç itibariyle dava bir tapu iptali ve tescil davasıdır ve böyle olduğunun kabulü gerekir.
O halde, saptanan bu olgular karşısında HUMK. nun 417. maddesinde açıklanan genel kural uyarınca davayı kaybeden taraf sözü edilen tüm yargılama giderlerini ödemekle yükümlüdür.
Nitekim, zilyetliğe dayanılarak (kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak) Hazineye karşı açılan tapu iptali ve tescil davalarında, davayı kaybeden Hazine yargılama giderleriyle sorumlu tutulmaktadır. (HGK. 20.11.1981 T., 8/483-753 E/K, HGK. 25.4.1979 T., 8/696-403 E/K., YKD. 1980/5, sh: 633-634, Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C:5, 2001 Baskı, sh: 5339). Daire uygulaması da halen bu yöndedir. Esasen Prof. Dr. Baki Kuru; TMK. nın 713/1 ve 2. fıkraları gereğince açılan davalarda, davayı kaybedenin her iki halde de yargılama giderlerinden sorumlu olduğunu vurgulamaktadır. (Kaynak aynı eser ve aynı sayfa). Öte yandan Kanun gereği, harç hariç Hazinenin de tapu iptali ve tescil davalarında diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulması gerekmektedir.
Şu halde yapılan bu açıklamalar karşısında yerel mahkemenin davayı kaybeden tarafı yargılama giderleriyle sorumlu tutması yerinde bulunduğundan sayın Daire çoğunluğunun bu yöne ilişkin bozma şeklinde gerçekleşen görüşlerine katılmıyorum.06.05.2008 (¤¤)