(4721 S. K. m. 6, 501, 713) (1086 S. K. m. 237, 388)
Dava ve Karar: N. T. ve katılan davacılar M. Ç. ve M. T. ile M. O. ve müşterekleri, H. oğlu M. E., katılan davalı Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Karacabey Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 10.05.2007 gün ve 359/170 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi katılan davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı vekili, 33 ada 23 parselde pay maliki olarak görünen davalıların 50 yıl önce ölmüş olabileceklerini, haklarında hiçbir bilgi alınamadığını, bu kişilerin kim olduklarının, sağ olup olmadıklarının bilinmediğini, taşınmazın tamamına vekil edeninin yaklaşık 50 senedir tasarruf ettiğini, bu paylara ait kaydın hukuki değerini yitirdiklerini açıklayarak davalılar adına olan paylara ait tapu kaydının iptali ile taşınmazın tamamına vekil edeni adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Katılan davalı Hazine vekili, davalıların ölüm tarihlerinin belirlenerek mirasçılarının davaya katılmaları gerektiğini, bu halde de Hazine yönünden davanın husumetten reddini savunmuştur.
Davalı kayıt maliklerinden H. O.'un mirasçıları adına usule uygun tebligatlar yapılmış, yargılamaya gelen veya cevap veren olmamıştır.
Mahkemece, paydaşlardan birinin ölümünün üzerinden 20 yılı aşkın süre geçmesine rağmen intikal yapılmadığı, diğer paydaşın ise kim olduğunun belli olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, katılan davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 33 ada 23 parsel, 22.3.1972 tarihinde tapulama çalışmalarında Ağustos 1331 tarih 35, 30.3.1971 tarih 140 ve 10.9.1952 tarih 58 sıra numaralı tapu kayıtları uygulanmak suretiyle 3/8 payı N. oğlu S. T., 1/8 payı M. kızı H. O.ve 4/8 payı M. E. oğlu H. adlarına tesbit edilmiş, diğer payları da satın aldığına ilişkin itiraz sonunda Tapulama Komisyonunca 3.10.1972 tarihinde belge ibraz edilemediği ve taşınmazın tapulu olduğu nedeni ile itirazın reddine ve tesbit gibi tescile karar verilmiş, yine davacı S.'in açtığı dava sonunda Karacabey Kadastro Hakimliğinin 12.9.1974 tarih 1972/7 esas 1974/1 karar sayılı ilamı sonunda feragat nedeni ile davanın reddine karar verilerek, taşınmaz az yukarıda yazılı paylara göre 27.11.1 974 tarihinde tapuya tescil edilmiş, dava konusu paylara ait tapu kaydı dava tarihine kadar intikal görmemiştir.
Hükmün hangi hususları içermesi gerektiği HUMK'nun 388. maddesinde yazılıdır. Buna göre tarafların ve davaya katılanların isimleri hükümde bulunmalıdır. Davada H. O. mirasçılarından R. S.'in ismi Ş. olarak yazılmış olması doğru olmamış ise de bu husus mahkemece her zaman düzeltilebilecek maddi hata niteliğinde kabul edilerek bu hususta bir bozma sevk edilmemiştir.
Dava, TMK. nun 713/2. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Bu tür uyuşmazlıklarda davanın kayıt malikinin mirasçılarına, hiç mirasçı bırakmama ihtimali ve tapu sicilinin tutulmasından sorumlu olması göz önünde tutularak davanın Hazineye yöneltilmesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Davacı vekili dava dilekçesinde kayıt maliklerinin kim olduklarının, sağ olup olmadıklarının bilinmediği, haklarında bilgi alınamadığı ve 50 yıl müddetçe ölmüş olabileceklerini açıklayarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. TMK. nun 713/2. maddesinde 3 ayrı hal düzenlenmiştir. Birbirinden farklı olan bu haller gerek taraf teşkili ve gerekse doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından birbirinden farklıdır. Başka bir anlatımla; TMK. nun 713/2. maddesinde yazılı
Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş... halleri kazanmayı sağlayan davasız, aralıksız, 20 yıldan fazla malik sıfatıyla geçen zilyetlik olgusuyla birleşmiş, iç içe ve birbirinden ayrı üç dava sebebidir. Hiç şüphe yok ki bu sebeplere dayanılarak açılan dava sonunda verilecek hüküm diğer sebepler yönünden HUMK. nun 237. maddesinde yazılı kesin hükmü oluşturmaz. Görülmekte olan davada davacı vekili maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş olması sebeplerine dayanmış, sonuçta mahkemece pay maliklerinden birisi yönünden malikin bilinmeyen bir kişi olduğu, diğeri yönünden ölüm tarihinden itibaren 20 yıllık sürenin geçtiği görüşünden hareketle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava dilekçesinden davacının her iki sebebe de dayandığı anlaşılmaktadır.
Davalılardan H. O. adına kayıtlı 1/8 pay yönünden; 1/8 pay maliki H. O.'un gerek tapu kayıtlarındaki açıklamalar gerekse dosyada bulunan mirasçılık belgesine göre bilinen kişi olduğu hususunda tereddüt yoktur. Mirasçılık belgesine göre M. kızı H. O.1.5.1968 tarihinde ölmüş ve davalı gösterilen üç çocuğunu mirasçı olarak bırakmıştır. Keşifte ve 30.11.2006 tarihli yargılama oturumunda dinlenen Yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın davacının babası tarafından 40 sene önce kasap M. diye bilinen M. O.'tan satın alındığını, üzerine 30 yıl önce binaların yapıldığını, o tarihten beri önce davacının babası, sonra davacı tarafından kullanıldığını, davalıları ve kayıt maliklerini tanımadıklarını İfade etmişler, teknik bilirkişi taşınmazın komşu 13 parselle birlikte üzerlerine bina yapılmış olarak kullanıldığını açıklamıştır. Davacının babası S. T.'e ait mirasçılık belgesinde davacı dışında mirasçı görünen M. C. ve M. T.'de, 15.2.2007 tarihli yargılama oturumunda miras paylarını kardeşleri davacı Naip'e sattıklarını bildirmişlerdir. Dosya kapsamı, tüm bu açıklamalar ve beyanlar karşısında davacının taşınmazın tamamını dava tarihinden geriye doğru 20 yılı aşkın süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf ettiği, 1/8 pay maliki H. O.'un 1.5.1968 tarihinde öldüğü, tutanağın kesinleştiği 27.11.1974 tarihinden dava tarihine kadar da 20 yıllık kazanma süresinin geçtiği belirlendiğine göre H. O.'a ait tapu kaydının TMK'nun713/2. maddesi ne göre hukuki değerini yitirdiğinin kabulü gerekir. Bu nedenle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olmasında H. O.' ait 1/8 pay yönünden usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığından katılan davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının bu pay yönünden reddi ile hükmün bu paya ilişkin bölümünün esasinin ONANMASINA,
M. E. oğlu H.'e ait 4/8 paya gelince; öncelikle dava dilekçesi ve karar başlığında davalı olarak H. oğlu M. E. yazmaktadır. Tapu kaydında ise 4/8 pay maliki M. E. oğlu H. görünmektedir. Bu husus üzerinde mahkemece durulmalı ve davacı taraftan bu hususta açıklama istenerek tereddüt giderilmeli, payının iptali istenen davalının kim olduğu açıklığa kavuşturulmalıdır. Esasa gelince; Dava konusu 33 ada 23 parsel az yukarıda yazılı tapu kayıtları ve ekleri uygulanarak tapuya tescil edilmiştir. Her ne kadar dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar kayıt maliklerinin kimler olduklarını bilmediklerini, tanımadıklarını ifade etmişlerse de dayanak tapu kayıtlarına göre kayıt maliklerinden M. E. oğlu H.'in Abdullahpaşa mahallesinden H. Efendinin M. E. Efendi olduğu ve TMK. anlamında bilinen bir kişi olduğu anlaşılmaktadır.
Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan tümcesinden tapu kaydının hukuki durumunun açık olmaması, kayıt malikinin belirlenmemesi amaçlanmıştır. Kadastro yoluyla oluşturulan kayıtlarda, malik sütununun boş ve açık bırakılması, kayıt malikinin kimliğini ortaya koyacak bilgilerin bulunmaması, soyut bir ismin yazılı olması veya hayali ve mevcut olmayan bir kişi adına sicil oluşturulmuş olması halinde maliki tapu sicilinden anlaşılamayan kişiden söz edilebilir. Diğer yönden, kayıt malikinin veya mirasçılarının ve bunların adreslerinin bilinmemesi, tanınmamaları, kendilerine tebligat yapılamamış olması, o kişinin bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. Açıklanan nedenle mahkemece kayıt maliki M. E. oğlu H.'in bilinmeyen kişi olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Kayıt malikinin bilinen bir kişi olduğu anlaşıldığına göre bu durumda terditli talep dikkate alınarak davacı vekiline kayıt maliki M. E. oğlu H.'e ait mirasçılık belgesini ibraz edebilmesi için süre ve imkan verilmesi, mirasçılık belgesi ibraz edildiği takdirde davanın belirlenen mirasçılara yöneltilmesi, iddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin toplanarak davaya devam edilmesi gerekir. Davacı tarafça mirasçılık belgesi ibraz edilmediği, mirasçılar belirlenemediği takdirde, isteğin mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davası olduğu, TMK. nun 6. maddesinde yazılı herkesin iddiasını ispatla yükümlü bulunduğu ve ispat yükü üzerinde bulunan davacının davasını ispat edemediği göz önünde bulundurularak TMK.nun 501. maddesi hükmü uyarınca terekenin Devlete kalacağının kabulü gerekir. Bu şekilde devlete kalan bir yerin olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla kazanılması da mümkün olmaz. Mahkemece yukarıda yazılı hususlar gözetilmeden eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde bu pay yönünden de davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Diğer yandan; TMK. nun 713/2. maddesi aynı maddenin birinci fıkrasına yollamada bulunmak suretiyle bir düzenleme getirmiştir. Bu tür davalarda davanın başarıya ulaşması halinde gerek yasal hasım durumunda bulunan Hazine ve diğer kamu tüzel kişileri ve gerekse tapu iptali ve tescil davalarında kayıt malikinin mirasçıları harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar. Mahkemece bu hususun gözden kaçırılarak tapu iptali ve tescil davası ile ilgili yargılama gideri ve avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesi, karar ve ilam harcının da davacıya iadesine karar verilmiş olması da doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle katılan davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna uygun bulunmayan hükmün 4/8 pay maliki M. E. oğlu H.'e ait bölümü ile harç, yargılama gideri ve avukatlık ücretine ilişkin bölümlerinin BOZULMASINA, 26.05.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy