(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 12) (1086 S. K. m. 258, 259)
...... ile ...... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Gaziantep 2. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 25.12.2007 gün ve 166/516 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı ...... vekili, 265 parseldeki ¾ payın vekil edeni tarafından önceki malikleri ...... ve ......’dan tapu yoluyla satın ve devralındığını, satıcı ......’ın da Gaziantep 1.Noterliğince düzenlenen 23.10.1975 gün ve 19678 yevmiye numaralı “satış ve vaadi ferağ senedi” başlıklı belge ile satın ve devraldığını, taşınmazın tamamına eklemeli 20 yılı aşkın süreden beri davacı ve satıcıların zilyet olduğunu, ¼ kayıt maliki ...... 16.5.1976 tarihinde öldüğünü, dava konusu payın 26.4.2006 tarihine kadar intikal ettirilmediğini, gerek satın alma ve gerekse kayıt malikinin ölüm tarihinden dava tarihine kadar yasada belirtilen koşullar altında vekil edeni tarafından tasarruf edildiğini, ...... adına olan tapu payının TMK.nun 713/2.maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirdiğini ileri sürerek bu paya ilişkin tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davacının dayandığı satış belgesinin zamanaşımına uğradığını, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde yazılı 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının dava konusu yerleri ortaklık sözleşmesi uyarınca elinde tuttuğunu, malik sıfatıyla zilyetlik bulunmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, ......’nin bilinen ve tanınan kişi olduğu, davacının zilyetliğinin malik sıfatıyla olmadığı, kazanma koşullarının tamamlanmadığı, davalılar ...... ile ......’ın taraf sıfatının bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 265 parsel kadastro tutanağında, uygulanan tapu kayıtları kapsamında kaldığından 6/32 pay ......0, 13/32’şer pay ...... ve ...... adlarına 1972 yılında tespit edilmiş, şimdiki davanın bir kısım davalılarının miras bırakanı ......’nin itirazı üzerine Gaziantep Kadastro Komisyonunun 3.4.1974 günlü kararı ile tespitin değiştirilerek 8/32 payı ......, geriye kalan paylarda diğer tespit malikleri adına tespit edilmiş, kadastro tutanağı 31.5.1984 tarihinde kesinleşmek suretiyle sicil oluşmuştur.
...... dışındaki pay malikleri toplam 24/32 paylarını 24.1.1985 tarihinde ......’a satmış, söz konusu pay birbirini takip eden satışlar sonunda görülmekte olan davanın davacısı ......’a satılmıştır. ......’ye ait 8/32 pay ise 26.4.2006 tarihinde mirasçıları ......, ...... ve ......’a intikal etmiştir. Dava mülkiyetin aktarılmasını amaçlayan tapu iptali ve tescile ilişkin olup, bu tür davalar tapu sicilinde malik görünen kişi ya da kişilere karşı açılır. Dava tarihi itibarıyla davalılar ...... ve ...... tapu sicilinde malik olarak görünmemektedir. Adı geçen davalılar hakkındaki davanın taraf sıfatı yokluğu gerekçesiyle reddine karar verilmiş olmasında isabetsizlik görülmediğinden davalılar ...... ve ......’a ilişkin hüküm bölümünün ONANMASINA,
Görülmekte olan davada davacı vekili, tespitten sonraki satın alma ve eklemeli zilyetlik hukuki nedenine dayanmıştır. Tespitten sonraki olaylar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde yazılı hak düşürücü süreye tabi değildir. Tespit sonrası sebepler bakımından süreye bağlı olmaksızın her zaman dava açılması mümkündür.
Davacı vekili, ¼ pay maliki ......’nin ölüm nedenine dayanarak TMK.nun 713/2.hükmü uyarınca iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Her ne kadar mahkemece verilen ret kararında ......’nin bilinen ve tanınan kişi olduğu belirtilmişse de davacı yan anılan kanun maddesindeki “...tapu kütüğünden malikin kim olduğunun anlaşılamaması...” hukuki nedenine dayanmadığından açıklanan ret gerekçesi yerinde değildir. Kural olarak tapulu bir taşınmazın tamamının, bölünebilir bir parçasının veya bir payının olağanüstü zamanaşımı yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak kanunun açıkça düzenlediği ayrık hallerde kazanma söz konusu olabilir. Kanunun düzenlediği bu hallerin başında TMK.nun 713/2.maddesi hükmü gelmektedir. Dava konusu payları kapsayan parsele ait tespit 31.5.1984 tarihinde kesinleşmek suretiyle sicil oluşmuştur. Bu tarihten itibaren dava konusu paylar TMK.nun 713/2.maddesinin etkisinde kalır. Aşağıda da temas edileceği üzere, davacının uyuşmazlık konusu paylar dışında kalan parselin diğer bölümlerini satıcı ...... 23.10.1975 tarihinde satın aldığına, kayıt maliki ......16.5.1976 tarihinde öldüğüne, kadastro yoluyla sicillerin oluştuğu 31.5.1984 tarihinden 26.4.2006 intikal tarihine kadar TMK.713/2.maddesindeki yollama nedeniyle aynı maddenin 1.fıkrasında yazılı koşullar geçmiş bulunduğuna göre uyuşmazlık konusu paylara ilişkin tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirmesi söz konusu olabilir. Gerçekten de uyuşmazlık konusu payların TMK. nun 713/2.maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirebilmesi için zilyetliğin davasız, aralıksız, malik sıfatıyla ve 20 yıldan fazla süreyle geçmiş olması gerekir. Dinlenen yerel bilirkişiler ve davacı tanıkları, davacının ve satıcılar ...... ve ......’ın zilyet olduğunu, yarıcılık ilişkisinin olmadığını bildirmiş olmalarına karşın davalıların dinlenen bir kısım tanıkları, 1994 ve 1995 yıllarında davalı ......’la dosya içeriğine göre davacının kardeşi olan ......’e başvurduklarını, ......’in bir miktar para ve ayın olarak ödediğini, bunun dışında bilgilerinin bulunmadığını, ......’ın aldığı para ve ayınların kira parasının karşılığı olduğunu söylediğini bildirmişlerdir. Mahkemece kısaca özetlenen deliller gözönünde tutularak yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Tapusuz veya tapulu bir yerin olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla kazanılabilmesi için yasada belirtilen tüm koşulların birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Davacının dava tarihine kadar 20 yılı aşkın süreyle eklemeli zilyetliğinin geçtiği açıklanmış ise de, zilyetliğinin aralıksız malik sıfatıyla geçip geçmediği gereği gibi araştırılıp belirlenememiştir. Hemen belirtelim ki uyuşmazlık hakkında hüküm kurulabilmesi için taraf delillerinin eksiksiz toplanıp, birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bundan ayrı zilyetliğin süreci ve niteliği bakımından yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının beyanları arasında ortaya çıkan aykırılık giderilmeden hüküm kurulmuş olması da doğru görülmemiştir. Diğer yandan satıcı ......’ın yurt dışına çıkış ve orada kalma süreleri ile vatandaşlık durumu da gereği gibi araştırılmamıştır. Tüm bu açıklamalar gözönünde tutularak davacıya satan ......’ın dava tarihinden önceki dönemlerde yurt dışına giriş ve çıkışlarının yetkili mercilerden ayrıntılı olarak sorulup, alınacak cevapların ve taraflar arasında miras ilişkisi bulunup bulunmadığının sorulması, gerekirse bu konuda mirasçılık belgesi ve aile nüfus kayıt örneklerinin getirtilip dosya arasına konulması, ondan sonra davacının dava konusu payları kapsayan parsel üzerinde geçen eklemeli zilyetliğinin süreci ve niteliğinin belirlenmesi bakımından yerel bilirkişi ve tanıkların HUMK.nun 258.maddesi hükmü uyarınca davetiyeyle çağrılarak aynı Kanunun 259.maddesi uyarınca taşınmaz başında dinlenilmeleri, davacının bu yerdeki zilyetliğinin aralıksız ve malik sıfatıyla geçip geçmediğinin olaylara dayalı olarak kendilerinden sorulması, beyanları arasında aykırılık meydana geldiği taktirde HUMK.nun 265.maddesi hükmü nazara alınarak yüzleştirme suretiyle bu hususun giderilmesine çalışılması, taraflar arasında mirasçılık ilişkisi mevcut ise kazanmanın olamayacağının düşünülmesi, tüm deliller eksiksiz olarak toplanıp birlikte değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün davalılar ......,...... ve ......’a ilişkin bölümlerinin HUMK.nun 428.maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 14,00 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 06.05.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)