(2709 S. K. m. 152) (4721 S. K. m. 712, 713) (3402 S. K. m. 12, 14)
...... ile ......ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Gaziantep 4. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 18.09.2007 gün ve 173/387 sayılı hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekilleri tarafından süresinde istenilmiş ise de; duruşma talebinin değer yönünden reddine karar verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı ...... vekili, 37 parseldeki ¾ payının ......’ın önceki kayıt malikinden satın ve devraldığını, Gaziantep 1.Noterliğince düzenlenen 23.10.1975 gün ve 19678 yevmiye numaralı “satış ve vaadi ferağ senedi” başlıklı belge ile vekil edenine devrettiğini, taşınmazın tamamına eklemeli 20 yılı aşkın süreden beri davacı ve satıcının zilyet olduğunu, ¼ kayıt maliki ......’nin (...... 16.5.1976 tarihinde öldüğünü, dava konusu payın 9.11.2005 tarihine kadar intikal ettirilmediğini, gerek satın alma ve gerekse kayıt malikinin ölüm tarihinden dava tarihine kadar yasada belirtilen koşullar altında vekil edeni tarafından tasarruf edildiğini, ......adına olan tapu payının TMK.713/2.maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirdiğini ileri sürerek bu paya ilişkin tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Bir kısım davalılar vekili, davacının dayandığı satış belgesinin zamanaşımına uğradığını, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde yazılı 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının dava konusu yerleri ortaklık sözleşmesi uyarınca elinde tuttuğunu, malik sıfatıyla zilyetlik bulunmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Davalılardan ......'ye mahkeme kararı 15.10.2007 tarihinde tebliğ edilmiş, adı geçen davalı hükmü sonradan vekalet verdiği vekili aracılığıyla 5.11.2007 tarihinde harcını yatırmak suretiyle temyiz etmiştir. Davalı ......vekili 15 günlük temyiz süresini kaçırdığından temyiz itirazının süreden reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Davalılar vekilleri uyuşmazlığın çözümünde gözönünde tutulacak olan TMK.nun 713/2 maddesinin Anayasaya aykırı olduğunu açıklayarak hükmün esastan bozulmasını istemişlerdir.
T.C. Anayasası’nın, Anayasa’ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi başlıklı 152.maddesinde “bir davaya bakmakta olan mahkeme uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Mahkeme Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi görmezse bu iddia temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır” denilmiştir. Metni aynen yukarıya alınan hüküm karşısında Anayasaya aykırılık iddiasının temyiz inceleme merciince karara bağlanması gerekir.
Görülmekte olan davada uygulanacak TMK.nun 713/2 maddesi hükmü şöyledir. “…maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş yada hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir…”
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın tamamı, bir payı veya bölünebilir bir parçasının olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilmesi mümkün değildir. TMK.nun 992 maddesi hükmüne göre, kayıt maliki taşınmazın zilyedi sayılır. Bu hüküm karşısında kayıt sahibinin zilyetliği yanında üçüncü kişinin zilyetliği kabul edilmemiştir. Tapulu taşınmazlar bakımından tapu sicili zilyetliğe karinedir. Anılan bu hüküm tapulu taşınmaz malların olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılmasını önlemektedir. Ne var ki, haklı bir sebep olmadan uzun süre bir kimsenin tapulu taşınmaz üzerinde zilyetliğini sürdürmesi karşısında kanun koyucu fiili duruma üstünlük tanımak suretiyle böyle bir yerin kazanılmasının mümkün olabileceğini öngörmüştür. İşte TMK.nun 712, 713 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesinde belirtilen koşullar altında tapulu bir taşınmaza zilyet olunması halinde eski malikin mülkiyet hakkı son bulur ve yeni zilyedin olağanüstü zamanaşımı yoluyla mülkiyet hakkı doğar. Sözü edilen maddelerde olağanüstü zamanaşımının eski malik yönünden mülkiyet hakkını sona erdiren, zilyet bakımından da hak sağlayan bir işlevi kabul edilmiştir. Esasen tapu sicilinin tutulmasından sorumlu olan Devlet fiili durumun hukukileştirilmesinde de yarar görmüştür. Anılan hükümlerde bu amaçla sevk edilmiştir. Bu açıklamalar karşısında TMK.713/2.maddesinin Anayasaya aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. Davalılar vekillerinin bu yöne ilişen Anayasaya aykırılık iddiasının reddine karar verilip işin esasının incelenmesine geçildi.
Dava konusu 37 parsele ait kadastro tutanağında belgesizden, 2/8 ......, 3/8’er pay ise ...... ve ...... adına 1972 yılında tespit edilmiş, şimdiki davanın bir kısım davalılarının miras bırakanı ......’nin itirazı üzerine Gaziantep Kadastro Komisyonunun 3.4.1974 günlü kararı ile tespitin değiştirilerek 8/32 payı ......, geriye kalan paylarda diğer tespit malikleri adına tespit edilmiş, kadastro tutanağı 31.5.1984 tarihinde kesinleşmek suretiyle sicil oluşmuştur. ...... dışındaki pay malikleri toplam 24/32 paylarını 24.1.1985 tarihinde ......’a satmış, adı geçen kişi ise satın aldığı payların tümünü 2.11.1990 tarihinde görülmekte olan davanın davacısı ......’ye satmıştır. ......’ye ait 8/32 pay ise 9.11.2005 tarihinde mirasçıları ......, ...... ve ......’a intikal etmiş, ...... ve ...... ise paylarını 23.12.2005 tarihinde diğer davalılar ...... ve ......’ye satmışlardır.
Görülmekte olan davada davacı vekili tespitten sonraki satın alma ve eklemeli zilyetlik hukuki nedenine dayanmıştır. Tespitten sonraki olaylar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde yazılı hak düşürücü süreye tabi değildir. Tespitten sonraki sebepler bakımından süreye bağlı olmaksızın her zaman dava açılması mümkündür.
Davacı vekili TMK.nun 713/2. maddesine dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Kural olarak tapulu bir taşınmazın tamamının, bölünebilir bir parçasının veya bir payının olağan üstü zamanaşımı yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak kanunun açıkça düzenlediği ayrık hallerde kazanma söz konusu olabilir. Kanunun düzenlediği bu hallerin başında TMK.nun 713/2. maddesi hükmü gelmektedir. Dava konusu payları kapsayan parsele ait tespit 31.05.1984 tarihinde kesinleşmek suretiyle sicil oluşmuştur. Bu tarihten itibaren dava konusu paylar TMK.nun 713/2. maddesinin etkisinde kalır. Aşağıda da temas edileceği üzere davacı uyuşmazlık konusu paylar dışında kalan parselin diğer bölümlerini satıcı ...... 23.10.1975 tarihinde satın aldığına, kayıt maliki ...... 16.05.1976 tarihinde öldüğüne, kadastro yoluyla sicillerin oluştuğu 31.05.1984 tarihinden 09.11.2005 tarihine kadar TMK.nun 713/2. maddesindeki yollama nedeniyle aynı maddenin 1. fıkrasında yazılı koşullar geçmiş bulunduğuna göre uyuşmazlık konusu paylara ilişkin tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirmesi söz konusu olabilir. Gerçekten de uyuşmazlık konusu payların TMK.nun 713/2. maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirebilmesi için zilyetliğin davasız, aralıksız, malik sıfatıyla ve 20 yıldan fazla süreyle geçmiş olması gerekir. Dinlenen yerel bilirkişiler ve davacı tanıkları, davacının satıcısı ......’ın zilyet olduğunu, satıcı ......’ın bizzat bulunmadığı evrelerde vekillerinin dava tarihine kadar dava konusu yeri kendi mülkü olarak kullandığını, yarıcılık ilişkisinin olmadığını bildirmiş olmalarına karşın davalıların dinlenen bir kısım tanıkları, 1994 ve 1995 yıllarında davalı ......’la dosya içeriğine göre davacının kardeşi olan ......’e başvurduklarını, ......’in bir miktar para ve ayın olarak ödediğini, bunun dışında ilgilerinin bulunmadığını, ......’ın aldığı para ve ayınların kira parasının karşılığı olduğunu söylediğini bildirmişlerdir. Mahkemece kısaca özetlenen deliller gözönünde tutularak yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Tapusuz veya tapulu bir yerin olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla kazanılabilmesi için yasada belirtilen tüm koşulların birlikte gerçekleşmiş olması gerekir.
Davacının dava tarihine kadar 20 yılı aşkın süreyle zilyetliğinin geçtiği açıklanmış ise de, zilyetliğinin aralıksız malik sıfatıyla geçip geçmediği gereği gibi araştırılıp belirlenememiştir. Hemen belirtelim ki uyuşmazlık hakkında hüküm kurulabilmesi için tarafların gösterdikleri tüm delillerin eksiksiz toplanması gerekir. Davalılar delillerini 15.12.2006 havale tarihli layihayla mahkemeye sunmuş olmalarına rağmen bir kısım tanıkları dinlenilmeden uyuşmazlık sona erdirilmiştir. Sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek bakımından taraf delillerinin eksiksiz toplanıp, birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bundan ayrı zilyetliğin süreci ve niteliği bakımından yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının beyanları arasında ortaya çıkan aykırılık giderileden hüküm kurulmuş olması da doğru görülmemiştir. Diğer yandan satıcı ......’ın yurt dışına çıkış ve orda kalma süreleri ile vatandaşlık durumu gereği gibi araştırılmamıştır. Tüm bu açıklamalar göz önünde tutularak davacıya satan kişinin dava tarihinden önceki dönemlerde yurtdışına giriş ve çıkışlarının yetkili mercilerden ayrıntılı olarak sorulup alınacak cevapların ve taraflar arasında miras ilişkisi bulunup bulunmadığının sorulması, gerekirse bu konuda mirasçılık belgesi ve aile nüfus kayıt örneklerinin getirtilip dosya arasına konulması, sonradan pay satın alan davalılar ...... ve ......’ninTMK.nun 1023. maddesi karşısında iyiniyetli olup olmadıklarının araştırılması, ondan sonra davacının dava konusu payları kapsayan parsel üzerinde geçen eklemeli zilyetliğinin süreci ve niteliğinin belirlenmesi bakımından yerel bilirkişi ve tanıkların HUMK.nun 258. maddesi hükmü uyarınca davetiyeyle çağrılarak aynıKanunun 259. maddesi uyarınca taşınmaz başında dinlenilmeleri, davacının bu yerdeki zilyetliğinin aralıksız ve malik sıfatıyla geçip geçmediğinin olaylara dayalı olarak kendilerinden sorulması, beyanları arasında aykırılık meydana geldiği taktirde HUMK.nun 265. maddesi hükmü nazara alınarak yüzleştirme suretiyle bu hususun giderilmesine çalışılması, taraflar arasında mirasçılık ilişkisi mevcut ise kazanmanın olamayacağının düşünülmesi, tüm deliller eksiksiz olarak toplanıp birlikte değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Tapulu taşınmazların mülkiyetinin aktarılmasını amaçlayın iptal ve tescil davaları tapunun malik sütununda adı geçen kişilere karşı açılır. Dava tarihi itibariyle ...... payını diğer davalı ......’ye devredip malik olmadığından bu davalı yönünden açılan davanın taraf sıfatı yokluğundan reddine karar verilmesi gerekir.
Kabul şekline göre de; yargılama giderlerinin davalılara yükletilmiş olması doğru görülmemiştir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin yerleşmiş uygulamalarına göre TMK.nun 713/2. maddesine dayalı uyuşmazlıklarda davanın başarıya ulaşması halinde kayıt malikinin mirasçıları olan davalı gerçek kişiler yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar. Mahkemece bu husus gözden kaçırılarak geriye kalan harcın, yargılama giderlerinin ve Avukatlık ücretinin davalı gerçek kişilerden alınmasına karar verilmiş olması da doğru görülmemiştir.
Davalılar vekillerinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 238,00 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 06.05.2008 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, TMK. nın 713/2. maddesi fıkrası gereğince tapu kaydının hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Davanın kabulüne ilişkin hükmün temyiz edilmesi üzerine Yüksek Daire çoğunluğunca harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilemeyeceği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, TMK. nun 713/2. fıkrasındaki hukuki sebeplere dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında davanın kabulüne karar verilmesi halinde harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilip yükletilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
TMK. nın 713/2. fıkrasındaki hukuki nedenlere dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davaları; kamusal yönü ağır basan, kamu düzenini yakından ilgilendiren, tapu sicilinin sağlıklı ve düzenli tutulması işlevini (amacını) öngören özel nitelikli davalar olduğundan duraksamamak gerekir. Açıklanan bu nitelikleriyle sözü edilen davalar kendiliğinden (re’sen) araştırma ve inceleme yöntemine tabi olup, dava koşulunun (taraf teşkilinin) yargılama sırasında da tamamlanması ve yerine getirilmesi mümkündür. Yani hakim bu tür davalarda
tarafların iddia ve savunmasıyla bağlı değildir. Şu halde saptanan bu özellikleri ile anılan davalar HUMK. nun öngördüğü klasik tapu iptali ve tescil davalarından ayrılmaktadırlar. Esasen bu konuda bir uyuşmazlıkta yoktur.
İlke olarak tüm tapu iptali ve tescil davalarında, (TMK. nu 713/2. fıkrasında öngörülen davalarda dahil olmak üzere) husumet tapuda kayıt maliki görünen kişiye yöneltilir. Kayıt maliki ölmüş ise, mirasçılarına, malik mirasçı bırakmadan ölmüş ise TMK. nun 501. maddesi hükmü uyarınca son mirasçının Hazine olduğu düşünülerek Hazineye husumet yöneltilir. Bu yönüyle TMK. nın 713/1. fıkrası gereğince açılan tescil davalarından ayrılmaktadırlar. Gerçekten çoğunluğun da vurguladığı gibi TMK. nun 713/1. fıkrasında; “aynı koşullar altında, …” denilmek suretiyle TMK. nın 713/1. fıkrasına yollama yapılmıştır. Ancak bu tapu iptali ve tescil davası olarak açılan davalarda davanın kabulü halinde tüm yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılacağı ve davacı yararına vekalet ücretine hükmedilemeyeceği biçiminde yorumlanmamalıdır. Dava koşulunu, yargılama sırasında yerine getirme hususu ile, araştırma ve inceleme yöntemi klasik tapu iptali ve tescil davalarından farklı da olsa, sonuç itibariyle dava bir tapu iptali ve tescil davasıdır ve böyle olduğunun kabulü gerekir.
O halde, saptanan bu olgular karşısında HUMK. nun 417. maddesinde açıklanan genel kural uyarınca davayı kaybeden taraf sözü edilen tüm yargılama giderlerini ödemekle yükümlüdür.
Nitekim, zilyetliğe dayanılarak (kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak) Hazineye karşı açılan tapu iptali ve tescil davalarında, davayı kaybeden Hazine yargılama giderleriyle sorumlu tutulmaktadır. (HGK. 20.11.1981 T., 8/483-753 E/K, HGK. 25.4.1979 T., 8/696-403 E/K., YKD. 1980/5, sh: 633-634, Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C:5, 2001 Baskı, sh: 5339). Daire uygulaması da halen bu yöndedir. Esasen Prof. Dr. Baki Kuru; TMK. nın 713/1 ve 2. fıkraları gereğince açılan davalarda, davayı kaybedenin her iki halde de yargılama giderlerinden sorumlu olduğunu vurgulamaktadır. (Kaynak aynı eser ve aynı sayfa). Öte yandan Kanun gereği, harç hariç Hazinenin de tapu iptali ve tescil davalarında diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulması gerekmektedir.
Şu halde yapılan bu açıklamalar karşısında yerel mahkemenin davayı kaybeden tarafı yargılama giderleriyle sorumlu tutması yerinde bulunduğundan sayın Daire çoğunluğunun bu yöne ilişkin bozma şeklinde gerçekleşen görüşlerine katılmıyorum. (¤¤)