(4721 S. K. m. 2, 688)
Dava: Mustafa ile Beşir, Halit mirasçıları; Muhittin ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Tatvan Asliye Hukuk Hâkimliği'nden verilen 12.02.2008 gün ve 153/18 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 15.07.2008 günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı Mustafa bizzat ve vekili Avukat H.K., karşı taraftan Beşir vekili Avukat S.B. geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Mustafa vekili, dava dışı 273 ada 23 parselin davacı ve ortakları adına kayıtlı olduğunu, aralarında fiili taksime göre tasarruf edildiğini, vekil edeninin tasarrufunda bulunan yere dükkan yaparak zilyet olduğunu, ancak 173.09 m2 yerin dava konusu aynı ada 27 parsel ile davalılar adına tescil edildiğini ileri sürerek kısmen iptali ile vekil edeni adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Beşir vekili, hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuş, diğer davalılar savunma yapmamışlardır.
Mahkemece, paylı mülkiyette bir kısım malikin tek başına dava açarak adına tescil isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Öncesi 1170.89 m2 yüz ölçüme sahip 24 parsel olan dava konusu taşınmaz Kadastro Komisyonunun 10.05.1985 tarihli kararıyla, uygulanan tapunun kapsamında kalmadığı, 16.12.1972 tarih 22 ve 13.08.1981 tarih 2 numaralı tapuların kapsamında kaldığı belirtilerek ana parselden ayrılmak suretiyle aynı ada 27 parsel numarası verilerek 370.89 m2 yüz ölçümle paylı mülkiyet şeklinde Halit ve arkadaşları adına tespit ve tescil edilmiş, tespitten sonra 370.89 m2 olan yüz ölçümü silinerek 543.98 m2 yazılmış, bu şekilde 19.08.1985 tarihinde kesinleştikten sonra 31.07.1990 tarihinde diğer ortakların paylarını satması sonucu 21/24 pay Beşir, 3/24 pay Halit adına paylı mülkiyet şeklinde tescil edilmiştir. Dava dışı aynı ada 23 parsel ise yine paylı mülkiyet şeklinde davacı Mustafa ve dava dışı ortakları adına tescil edilmiştir. Davacı vekili, dava dilekçesinde ve yargılama sırasında, 27 parselin dava konusu 173.09 m2'lik bölümünün ortaklar arasında yapılan paylaşımla vekil edenine düştüğünü ve fiili olarak zilyetliğinde bulunduğunu ileri sürerek iptali ile sadece vekil edeni adına tescilini istemiştir. Mahkemece yazılı gerekçeyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Paylı mülkiyet, TMK'nun 688 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan kanun maddesine göre, paylı mülkiyette birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Aynı maddenin son fıkrası, paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur, denilmektedir. Taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse bu fiili oluşuma değer vermek TMK'nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek, toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. Bu açıklamalara ve Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamalarına göre, paylı mülkiyette iptal ve tescil davası bakımından malikler birbirlerine karşı üçüncü kişi durumundadır. Buna göre davacı paylaşıma uygun olarak fiilen zilyet olduğu taşınmaz bölümünün bağımsız olarak adına tescilini isteyebilir. Bu tür davanın görülmesi için, diğer ortakların oluruna ve katılımına gerek bulunmadığından ret kararı yerinde değildir. Mahkemece, dava konusu 273 ada 27 ve dava dışı aynı ada 23 ve 24 parsellere uygulanan tapu kayıtlarının sınırları ve miktarları da göz önünde bulundurularak iddia ve savunma çerçevesinde taraf delilleri toplanıp, tartışılıp değerlendirilerek uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken usul ve kanuna uygun düşmeyen yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle, davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle, yerel mahkeme hükmünün HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 550.YTL. avukatlık ücretinin davalılardan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine ve 14,00.YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 15.07.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy