(4721 S. K. m. 702, 713)
Dava: M., M. ve müşterekleri ile K. M. ve müşterekleri aralarındaki senet iptali ve tescil davasının reddine dair Felahiye Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 07.06.2007 gün ve 260/77 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Karar: Davacılar vekili, dava konusu taşınmazın muris O. M.'a ait olduğunu murisin sağlığında iki katlı evini 25.7.1990 tarihinde C. S. isimli kişiye satış gösterdiğini, aynı tarihte C.'in dava konusu taşınmazların murisin ikinci eşinden olma çocukları O. ve K. M.'a satış gösterdiğini, dolayısıyla bu satışların muvazaalı olduğunu, geçersiz olduğunu, senet tarihinde davalı O.'ın 5 diğer davalı K.'in ise 3 yaşında olduğunu bir evi alabilecek maddi durumlarının olmadığını, O.'la K.'in bu taşınmazları K. isimli üçüncü kişiye sattığını, K.'nin de iyi niyetli olmadığını, davanın kabulü ile senetlerin iptalini ve miras payı oranında taşınmazın müvekkilleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar K.M., O. M. ve K. K. vekilleri satışın geçerli olduğunu, davalı K.'nin de iyi niyetli olduğunu, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz, tapuda kayıtlı değildir. Böyle bir taşınmazın satış ve devri için zilyetliğinin de devredilmesi gerekir. Sadece satış senedi düzenlenmesi yeterli değildir. Dinlenen şahit ve özellikle C. S.'un beyanlarına göre dava konusu taşınmazın C. S.'a satışı ve C. S. tarafından da O. ve K. M.'a satışlarında zilyetlik devredilmemiştir. Dolayısıyla murisin sağlığında yapmış olduğu satış işlemleri geçersizdir. Zilyetlik devredilmemiştir. Muris O. M. 6.10.2000 tarihinde vefat etmiştir. Vefat ettiği tarih itibariyle terekesi elbirliği mülkiyet hükümlerine tabidir. Bu nedenle de sadece ikinci eşinden olma çocukları O. ve K.'in taşınmazı K.'ye satış ve devretmesi hukuken imkansızdır. Zira elbirliği mülkiyetine tabi olan taşınmazların satışında TMK.nun 702 maddesine göre bütün mirasçıların oybirliği gerekir. Satış geçersiz olduğuna göre artık Katibe'nin iyi niyetli olup olmamasının da önemi yoktur.
Dava tapusuz taşınmazın TMK.nun 713/1 maddesine göre tescili isteğini de kapsadığına göre mahkemece bu yönde araştırma yapılmalıdır. Bu konuda TMK.nun 713/3 maddesine göre kanuni hasım durumunda bulunan Hazine ve köy tüzel kişiliği davaya dahil edilmeli, taraf delilleri toplanıp değerlendirilmeli, taşınmazın niteliği üzerinde durulmalı, TMK.nun 713. maddesinin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla iktisap için şart koştuğu ilkeler araştırılıp sonucuna göre karar verilmelidir. Ayrıca muris O.'ın mirasçılarından bir kısmı davacı diğer kısmı da davalı olduğuna göre aralarında menfaat uyuşmazlığı bulunmaktadır. Bu nedenle terekeye temsilci tayini ve temsilci marifetiyle de davanın yürütülerek sonuçlandırılması gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle eksik incelemeye dayalı usul ve kanuna aykırı olan hükmün HUMK.nun 428. maddesi uyarınca bozulmasına ve 80,00 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 10.06.2008 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacılar vekili, 06.10.2000 tarihinde ölen vekil edenlerinin ortak miras bırakanı Musa oğlu O. M.'ın kendisine ait köy içerisinde bulunan ev nitelikli bir adet tapusuz taşınmazın ikinci eşinden olma çocukları davalılar O. M. ve K. M.'a muvazaalı olarak devir etmek için 25.07.1990 günlü haricen düzenlenen senet ile emanetçi konumundaki C. S.'a temlik ettiğini, bu kişinin de 30.07.1991 günlü haricen düzenlenen belge ile birisi üç, öteki beş yaşlarında olan O. M. ve K. M.'a sattığını, bu şahısların ise dava konusu yeri 23.11.2004 günlü harici satış senediyle K. K. isimli şahsa temlik ettiğini, ilk satışın ilk eşten olma davacılardan mal kaçırmak amacıyla yapıldığını, ikinci ve üçüncü satışların ise muvazaalı olduğunu açıklayarak bu yerin haricen satışına ilişkin tüm senetlerin iptali ile dava konusu tapusuz taşınmazın miras payı oranında müvekkilleri adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacılar vekili, 24.01.2007 havale tarihli bir başka dilekçe ile özetle; 1990 ve 1991 tarihli satış senetlerinin satışa konu tapusuz taşınmazın zilyetliğinin devir edilmemesi ve bağışın da söz konusu olmaması nedeniyle geçerli olmadığından 23.11.2004 günlü senedin yoklukla malül olduğunu ve davalı K. K.'ın iyi ya da kötü niyetli oluşunun öneminin bulunmadığını, muris muvazaası iddiasına dayanılmadığını, emanetçinin mahkeme huzurundaki ikrarının geçerli olduğunu belirterek neticeden her üç senedin iptali ve dava konusu yerin miras payları oranında vekil edenleri adına tesciline karar verilmesini tekrarlamıştır.
Davalılar K. M., O. M. ve K. K. vekili özetle; davalılardan K. ve O.'ın dava konusu yeri bedelini ödeyerek satın aldıklarını, zilyetliğin kendilerine devir edildiğini, bir süre sonra bu şahısların dava konusu yeri K. K.'a haricen satarak zilyetliğini devir ettiklerini ve davalı Katibe'nin iyi niyetli olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Öteki davalı C. S. ise 17.8.2006 havale tarihli dilekçesinde özetle; davacılar ve bir kısım davalıların ortak miras bırakanı O. M.'ın dava konusu yeri kendisine emanetçi olarak temlik ettiğini, bu yere zilyet olmadığını, 1990 ve 1991 tarihli satış senetlerinin aynı anda düzenlenerek imzalandığını açıklamıştır. Ayrıca, 27.7.2006 günlü oturumda davacılar ve bir kısım davalıların murisi O. M.'ın, bu yeri kendisine güvendiği için ve ileride geri almak koşuluyla satış işlemine konu edildiğini, dava konusu yeri teslim almadığını açıklamıştır.
Mahkemece, son alıcı K. K.'ın iyi niyetli olduğu, davacılar tarafından bu kişinin kötü niyetli olduğunun kanıtlanamadığı, bundan ayrı tüm satışların danışıklı olduğu iddiasının ispat edilemediğinden sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içerisinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, haricen düzenlenen 1990, 1991 ve 2004 tarihli satış senetlerinin şekil noksanlığı nedeniyle geçerli bulunup bulunmadıkları ve davalı K. K.'ın iyi niyetli olup olmadığında toplanmaktadır.
Somut olayda, HUMK. nun 287, Türk Medeni Kanununun 713/1, 1023 maddeleri ile Borçlar Kanununun 18. maddesi ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı inancı ile 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı inancının tartışılması gerekir.
Hemen belirtmek gerekir ki;
1- Dosyada mevcut hasımsız veraset belgesine göre; davacılar ile bir kısım davalıların ortak miras bırakanı Musa oğlu 1926 doğumlu O. M.'ın 06.10.2000 tarihinde öldüğü, mirasçısı olarak veraset belgesinde açıkça yazılı olmamakla birlikte birinci ve ikinci eşinden olma kişilerin kaldıkları, ne var ki, veraset belgesinde bu şahısların anne adı ve doğum tarihlerinin yazılı olmadığı ve dosya içerisinde nüfus aile kayıt tablosunun bulunmadığı, ancak dava dilekçesinin içeriği ve tüm dosya kapsamından davacıların, murisin ilk eşinden olma çocukları, davalılardan O. ve K.'in ise ikinci eşinden olma çocukları olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
2- İptali talep edilen senet fotokopileri dosya içerisindedir.
a- 25.7.1990 günlü senet alım ve satım senedidir başlıklıdır. Kapsamı ise mevkii ve sınırları yazılı bir adet tapusuz taşınmazın muris O. M. tarafından 25.000.000 TL bedelle alıcı C. S.'a satılarak zilyetliğinin devir edildiği, alıcı ile satıcının adı, soyadı ve imzaları ile tanık imzaları ve köy muhtarının imza ve mührünü ihtiva ettiği görülmüştür.
b- 30.07.1991 tarihli senet kati satış senedidir başlıklıdır. C. S.'un mevkii ve sınırları yazılı bir adet tapusuz taşınmaz 25.000.000 TL.ye O. M. ve K. M.'a satarak zilyetliğini devir ettiği, senette satıcı imzası ile iki tanık imzası ve köy muhtarının imza ve mührü bulunduğu açıktır.
c- 23.11.2004 tarihli belge kati satış senedidir başlıklıdır. Mevkii ve sınırları yazılı bir adet tapusuz taşınmaz 15.000 EURO bedelle alıcısı K. K.'a O. M. bizzat, K. M. ise velisi F. M. imzasıyla üç tanık imzası ve muhtarın imza ve mührünü taşıyan bir belge olduğu görülmüştür.
3- Davalı C. S. 17.8.2006 havale tarihli dilekçesi ve 27.7.2006 günlü imzasını içermeyen oturum zaptında dava konusu yerin zilyetliğini devir almadığını bu yerin kendisine emanetçi olarak temlik edildiğini beyan etmiştir.
4- 20.12.2006 günlü keşifte dinlenen 1938 doğumlu yerli bilirkişi İ. İ. özetle; dava konusu taşınmazın muris O. M.'a ait olduğunu, ilk eşi ölünce F. M. ile ikinci evliliğini yaptığını, altı ay dava konusu bu evde ikamet ettiklerini, Kayseri'de ev yaptırınca paraya ihtiyaç olduğu için dava konusu bu evi C. S.'a sattığını, Kayseri'de oturmaya başladığını, bu evin 15.000 EURO değerinde olduğunu, bu evin danışıklı işlem yapıldığını bilmediğini söylemiştir. İlk ve ikinci senetleri muhtar olarak onaylayan M. İ. dinlenmiştir. Bu şahıs 1990 ve 1991 tarihli senetleri bir yıl ara ile imzaladığını, senetlerdeki imza ve mührün kendisine ait olduğunu, davaya konu evin muris O. M.'a ait olduğunu, murisin kendisine ilk hanımım ve ondan olma çocuklarım avrupadalar ve zenginler, Kayseri'de de evleri vardır. İkinci eşimin resmi kaydı yoktur. Ondan olma çocuklarım mağdur olmasın, bu evi ikinci eşim ve ondan olma çocuklarıma vereceğim diyerek açıklama yaptıktan sonra senedi imzaladığını, bu yerin C. S.'a satıldığını ve onun kullandığını görmediğini, muris ve ikinci eşin Kayseri'de oturdukları için köydeki bu evin boş olarak durduğunu açıklamıştır. 2004 tarihli senet tanığı S. A. ise senetteki imza bana aittir. Muhtar M. K.; F. M.'ın bu evi K. K.'a satacağını bana söyledi. Bende bu ev O. M.'a ait idi dedim. F. M. ise eşim bu evi başka kişiye satmıştı ondan ben satın aldım. Şimdi de 15.000 EURO'ya satacağım diye açıklamada bulundu bizde imzaladık.
K. K.'ın kayınvalidesi bu köyde ikamet eder. Bu ev C. S. ve K. K.'ın zilyetliğine geçmedi. Muris O. Kayseri'de oturduğu için ev hep boş kaldı. K. K. mahkemelik olacağını bilse idi satın almazdı. Eğer K. K. satın almasa bir başkası alacaktı. F. M. satış parasını aldığını söyledi. Zaten bu ev 15.000 EURO eder şeklinde açıklamada bulunmuştur. Yine 2004 tarihli senedi muhtar olarak imzalayan Metin Karatay ise F. M. ile K. K.'ın kendisine gelerek ve önceki senetleri göstererek bu evi satıp alacaklarını söylediler. 15.000 EURO'ya anlaşmışlar. Sorduğumda F. M. parayı aldığını söyledi. Muris O. M.'a ilk eşinden olma çocukları bakmadı. İkinci eşi kendisine bakınca oda bu evi ikinci hanımına verdi. O. M. öldükten sonra F. M. Kayseri'de oturmasına karşın ara sıra gelip evin bakımını yaptı. Duyduğuma göre muris ikinci eşine satması için bu yeri önce C. S.'a devir etmiştir. Ancak C. S. zilyet olmamıştır. Senetteki imza ve mühür bana aittir şeklinde beyanda bulunmuştur. Yine 2004 tarihli son senet tanığı M. G. ise 2004 yılında F. M. ile K. K.'ın gelerek bu evi biz alıp sattık demişler ve şahit olmamı istemişlerdir. Bende tanık oldum. Kim kullanır bilmem demiştir. Tanık M. A. ise bu yer O. M.'a ait idi. Bu yeri murisin hile ile başka kişiye sattığını, daha sonra eşine geri aldığını damadı bana söylemiştir. Davalı K. K.'ın bu köyle pek ilgisi yoktur. Eğer F. M. bana satsaydı ben almazdım. Fakat K. K. ilk senede güvenerek almıştır. Senetteki imza bana aittir biçiminde açıklamada bulunmuştur.
Yukarıdan beri açıklanan tüm olgular tarafların ve mahkemenin kabulündedir. Uyuşmazlık iptali istenen 1990, 1991 ve 2004 tarihli haricen düzenlenen senetlerin geçerli olup olmadıklarında ve zilyetliğin devir edilip edilmediğinde toplanmaktadır.
Az yukarıda muhtevaları açıklanan 1990, 1991 ve 2004 tarihli haricen düzenlenen senetler: ederi, alıcısı, satıcısı, tanıkları ve onama mercii yazılı olup HUMK. nun 287. maddesi uyarınca hukuken geçerli olan belgelerdir. Kaldı ki bu senetlerin iradeyi sakatlayan sebeplerle (hata, hile, ikrah, gabin, sahtecilik, ehliyetsizlik vs. gibi) geçersizlikleri ileri sürülmemiştir.
Kural olarak, tapusuz taşınmazlar menkul hükmündedir. Satış ya da bağış vs. gibi iradenin açıklanmasıyla ya da haricen düzenlenen senetlerle temlikleri olanaklıdır. Ne var ki, somut olayda özellikle ilk senetle birlikte zilyetliğin emanetçiye devir edilmediği açıktır. Eldeki davada iddianın içeriği, bir kısım tanıkların anlatımları ve taraflarca inkar edilmeyen durumlara göre davacılar murisin ilk eşinden olma mirasçılarıdır. Davalılardan O. M. ile K. M. murisin ikinci eşi (diğer davalı) F. M.'tan çocuklarıdır. Dava konusu taşınmaz köy içerisinde ve ev niteliklidir. Bidayette muris O. M.'a aittir. Mahalli bilirkişi anlatımı ile senet tanıklarının beyanlarına göre muris varlıklı olan ve ihtiyarlığında kendisine bakmayan ilk eşten olma çocuklarına karşın kendisine daha iyi bakan ve ekonomik durumları daha zayıf olan davalı çocuklarıyla onların annesi olan davalı F. M.'a bu yeri hibe etmek amacıyla gerçekte satış yapmadığı, emanetçi aracılığıyla temlik yaptığı kişilerin murisin ölümüne kadar ve onun ölümünden sonrada 2004 yılına kadar bu taşınmazla ilgilerini kesmediklerini zaman zaman giderek bakım ve gözetimini yaptıkları tartışmasıdır. Öte yandan son alıcı K. K.'ın kayınvalidesinin o köyden olması bu kişinin kötü niyetli olduğunu göstermez. Esasen, davacı taraf kötü niyetli olduğunu ispatlayamamıştır. Aksine, iyi niyetli olduğu dinlenen tanıklar M. K., M. G., M. A. ve M. D.'ın beyanlarıyla kanıtlanmıştır.
Davacılar, somut olayda muris muvazaasına tutunmamışlardır. Esasen tapusuz taşınmazların temlikinde 1.4.1974 tarih ve ½ sayılı Tevhidi İçtihadın uygulama olanağı yoktur. Davalıların kendi arasındaki temlikler nedeniyle taraf muvazaasının 5.2.1947 tarih ve 20/6 sayılı Tevhidi İçtihada göre kanıtlanması gerekir. Davacı taraf davalıların taraf muvazaası yaptıklarının aynı güçteki yazılı delille ispat edememişlerdir. Kaldı ki yazılı delil başlangıcı niteliğindeki herhangi bir belgede sunamamışlardır. TMK.nun 1023. maddesi uyarınca son alıcının kötü niyetli olduğu da kanıtlanmamıştır.
Hal böyle olunca; 1990, 1991 ve 2004 tarihli haricen düzenlenen senetler şekil ve muhteva açısından HUMK. 287. maddesi uyarınca geçerli belgelerdir. Davacı taraf temlike konu senetlerin iptali isteğini ispat edememiştir. Öyle ise davacıların senet iptali ve buna bağlı olarak tescil davasının tümüyle reddine karar verilmesi gerekir. Tüm bunlardan ayrı 1990 ve 1991 tarihli senetlerin tanzim tarihinde ortak miras bırakanları sağ olduğu için dava konusu taşınmazın terekeye dahil olduğundan söz etmek mümkün değildir. Netice olarak yerel mahkeme kararı açıkladığım sebeplerle doğrudur. Onanmalıdır. Bu nedenle Dairenin sayın çoğunluğunun görüşlerine katılmam mümkün olmamıştır. 10.06.2008 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy