(4721 S. K. m. 713) (2863 S. K. m. 11)
Bahriye ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Fethiye 1. Asliye Hukuk Hakimliği'nden verilen 21.05.2005 gün ve 182/396 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacılar vekili, miras yolu ile intikal ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 112 ada 2, 107 ada 43 ve 113 ada 27 parsellerin Hazine üzerindeki tapu kayıtlarının iptali ile vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu parsellerin olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılamayacak yerlerden olduğunu, 2863 Sayılı Kanunun düzenlediği sit alanı içinde kaldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı uyarınca yapılan inceleme sonunda, dava konusu taşınmazların sit alanında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu parsellere ait kadastro tutanaklarında özet olarak, vergi kaydı, paylaşım ve satın alma olgularına dayanılarak 1990 yılında yargılamanın devamı sırasında ölen Hüseyin adına tespit edilmiş, tutanak ve eklerinin komisyona sunulması üzerine yapılan inceleme sonunda, dava konusu parsellerin 2863 Sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamında kalan yerlerden olması nedeniyle tespitin iptaliyle tüm parsellerin Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiştir. Görülmekte olan davada yargılama sırasında ölen davacıların miras bırakanı Hüseyin, satın alma ve zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar davacıların miras bırakanı Hüseyin ile önceki maliklerin koşullarına uygun olarak tasarruf ettiklerini bildirmişler, ormancı bilirkişi kesinleşmiş orman tahdit hattının dışında orman sayılmayan yerlerden, ziraatçı uzman bilirkişi sulu nitelikte tarım arazileri olduğunu açıklamışlardır. Mahkemece, bozma kararında işaret edildiği üzere yapılan inceleme sonucu, sit alanında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümünde gözönünde tutulması gereken 2863 Sayılı Kanunun 11. maddesi hüküm tarihinden sonra değiştirilmiş, kazanılacak yerler genişletildiği gibi zilyet lehine hükümler getirilmiştir. Sağlıklı bir sonuca ulaşmak bakımından 11. madde ile ilgili değişikliklerin hatırlanılmasında yarar görülmüştür. 2863 Sayılı Kanunun 11. maddesinin ilk kabul edilen metninde, herhangi bir ayrım yapılmaksızın sit alanlarının koşulları oluştuğu takdirde kazanılması mümkün bulunmaktaydı. 27.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5226 Sayılı Kanunun 5. maddesiyle 2863 Sayılı Kanunun 11. maddesindeki koruma alanları ibaresinden sonra gelmek üzere sit alanları sözcüğü eklenmiş ve bu tarihten itibaren sit alanlarının kazanılması ve özel mülkiyet şeklinde tapuya tescil edilmesi yasaklanmıştır. Son defa 30.05.2007 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 5663 Sayılı Kanunla değişik 2863 Sayılı Kanunun 11. maddesinin 2. cümlesi değiştirilmiş, ancak, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemez hükmü getirilmiştir. Aynen alınan 11. maddenin değişik son şekline göre, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurularınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarının iktisabı mümkün değildir. Bunlar dışında kalan arkeolojik sit alanları ile doğal sit alanlarının kazanma koşulları oluştuğu takdirde kazanılması ve tescili mümkün olabilir. Değişik hükmün görülmekte olan davalarda da göz önünde tutulması gerekir. Dava konusu parsellerin üçüncü derece arkeolojik ve doğal sit alanında kaldığı belirlenmiştir. Müze müdürlüğünün karşılık yazısında, dava konusu parsellerin yüzeyinde kültür ve tabiat varlığına rastlanılmadığı bildirilmiş ise de, toprak altında bu tür varlıkların bulunup bulunmadığı yönünde herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Bozmadan önce dinlenen arkeolog bilirkişi Adnan tarafından düzenlenen 30.11.2000 tarihli raporda aynen söz konusu parsellerin yanı başındaki Kelebekler Vadisi ülkemizin jeolojik ve doğal peyzajında ender görülebilen bir yapı özelliğindedir. Bu vadi olağanüstü yapısı gereği çeşitli ve zengin bitki ve hayvan türleri için süreç içinde başka yerlerde görülmeyen eşsiz bir yaşama alanı oluşturmuştur. Bu vadinin yeryüzünde Rodos Adası dışında Aslan Kelebeği'nin son ve tek yaşama alanı olması bunun bir sonucudur. Arazi parçasının da içinde bulunduğu bölge, ekolojik zenginliğinin yanında son derece önemli peyzaj değerine sahiptir. Kelebekler Vadisi'ni de içine alan bu bölgede Uluslararası Doğayı Koruma Birliği'nce tanımlanan nesli tükenmekte olan bitki ve hayvan türleri yaşamaktadır. Tüm bu özellikler Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nun 05.11.1999 tarihli kararı ile belirlenen doğal sit tanımına aynen uymaktadır. Ancak bu değerler insan müdahalesi ve yapılanma nedeniyle oluşabilecek dış müdahalelerle kolayca yok olabilecek son derece hassas bir yapıdadır. Tüm bu olgular nedeniyle ilgili parselin de içinde bulunduğu vadi ve çevresindeki alan haklı gerekçelerle 3. derece doğal sit alanı ilan edilmiş, ayrıca söz konusu parselin de üzerinde bulunduğu alan taşıdığı antik yapı ve kalıntılar nedeniyle G.E.E.A.Y. Kurulu'nun 13.11.1982 gün ve A-4020 sayılı kararıyla 3. derece arkeolojik sit alanı ilan edilmiştir. Sit değerleri bugün için de aynı özelliklerini korumaktadır. 112 ada 2 parsel üzerinde anıtsal zeytin ağaçları, çanak çömlek parçaları ve eski bir su değirmenine ilişkin kalıntılar görülmüştür denilmiştir. Bu açıklamalar karşısında dava konusu parsellerin altında, üzerinde ve etrafında zilyetlikle kazanılamayacak kültür ve tabiat varlığı bulunup bulunmadığının yöntemine uygun bir biçimde araştırılıp belirlenmesi, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekir. Bundan ayrı 25.11.2000 tarihinde yapılan keşfe bağlı olarak verilen 24.01.2001 günlü fenni bilirkişi raporunda 112 ada 2 ve 107 ada 43 parsellere revizyon gören 1938 tarih 395, 113 ada 27 parsele uygulanan 1938 tarih 431 tahrir numaralı vergi kayıtlarının bu yerleri kapsadığı bildirilmiş ise de dosya arasında vergi kayıtlarına rastlanılmamıştır. Tarih ve sayısı yazılı vergi kayıtlarının getirtilip dava konusu yerlere usulüne uygun şekilde uygulanması, bu belgelere göre kazanmaya engel bir durumun olup olmadığının da belirlenmesi gerekmektedir.
Davalılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden kabulüyle usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 14,00. YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 17.07.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy