(3402 S. K. m. 12, 46, Geç. m. 4)
Dava ve Karar: J. G. ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki dava hakkında İskenderun 3. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 27.02.2006 tarih ve 33/58 sayılı hükmün Dairenin 25.02.2008 gün ve 567/1033 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Davacı J. G. tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacılar J. G. ve arkadaşları vekili, dava konusu 157 parselin vekil edenlerinin miras bırakanı Kostantin Gargi'ye (Zirek) ait olduğunu, 1915 yılında Osmanlı vatandaşı olarak ölümü üzerine, miras yoluyla vekil edenlerine kaldığını, ancak kadastro sırasında Suriye uyruklu olduğu gerekçesiyle Hazine adına tespit ve tescil edildiğini ileri sürerek tapu kaydının iptaliyle vekil edenleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, kadastro çalışmasının yapıldığı 1927 yılında Hatay'ın Fransız Hükümetinin yönetiminde olduğunu, Suriye uyruklulara yapılan uygulamanın Hatay'ın anavatana katıldığı 1939 yılından sonra başladığını, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinden sonra, davacılar vekilinin temyiz itirazı üzerine Dairemizce yapılan incelemede yerel mahkeme hükmü onanmış, bu kez davacı J. G. karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
27.884 m² yüzölçüme sahip 157 parsel, Fransız Hükümetinin yönetimi sırasında 1927 yılında yapılan kadastro da, İskenderun'da ikamet eden Suriye uyruklu Kostantin Zirek mirasçıları adına tespit edilmiş, orman olduğu iddiasıyla Hazinenin, mülkiyet iddiasıyla komşu taşınmaz sahiplerinin itiraz etmesi üzerine yapılan incelemede boş ve ekilmemiş arazi olduğu belirtilerek Hazine adına tespit edilmiş, 22.11.1927 tarihinde kadastro denilerek Hazine adına tapu siciline tescil edilmiştir. Davacılar vekili, dava dilekçesinde ve yargılama oturumlarında miras hakkına dayanarak iptal tescil isteğinde bulunmuş, temyiz dilekçesinde de, kadastro tarihinde yaşları küçük olan Kostantin mirasçıları R. ve A.'nın vasilerine tebligat yapılmadığını, bu nedenle kadastro tutanağının kesinleşmediğini ileri sürmüştür. Dosya arasında bulunan mirasçılık belgelerine ve vasilik kararına göre gerçekten de R. ve A.'nın kadastro tarihinde fiil ehliyetine sahip olmadıkları anlaşılmaktadır.
10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanunu, bütün dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de tasfiye niteliğini taşımaktadır. Başka anlatımla, ülke genelinde kadastro çalışmasını tamamlayıp, taşınmazların paftalarını ve tapu sicillerini oluşturmak daha sonra yerini genel hükümlere bırakarak yürürlükten kaldırılması amaçlanmaktadır. Kadastro Kanunu'nun açıklanan bu niteliği gereği, açılması düşünülen davalar için hak düşürücü süreler öngörülmüştür. Bunda amaç, kadastro öncesine ilişkin uyuşmazlıkların süresiz devam etmesini önleyip, bir an önce hukuki çözüme kavuşturmaktır. Bu nedenle, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12, 46 ve geçici 4. maddelerinde kadastro öncesine ilişkin uyuşmazlıklar ile ilgili davalar yönünden hak düşürücü süreler öngörülmüştür.
Anılan kanunun 12/3. maddesinde tespit öncesi nedene dayanılarak açılan davalar için 10 yıllık hak düşürücü süre öngörüldükten sonra aynı maddenin son fıkrasında aynen ...kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmemişse iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış veya açılacak olan davalarda Medeni Kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar, aynı kanunun geçici 4/3. maddesinde ise aynen ...özel kadastrosu yapılan ve tutanakları kesinleşmiş bulunan taşınmalar için 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş ise, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde hak sahipleri dava açabilir... denilmektedir.
Somut olayda; 157 parselin tercüme edilen kadastro tutanağında kesinleştiği tarih duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmemekle birlikte 22.11.1927 tarihinde kadastro denilmek suretiyle tapu siciline tescil edilmiştir.
Kadastro çalışması sonucu verilen kararın Kostantin mirasçıları R. ve A.'nın vasileri Papaz L. veya C. E.'ye tebliğ edilip edilmediği araştırılmamış ise de, bir an için usulüne uygun tebligat yapılmadığı dolayısıyla kadastro tutanağının kesinleşmediği kabul edilse dahi az yukarıda açıklanan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/son maddesi hükmü karşısında yaklaşık 80 yıl geçtikten sonra davacıların dava açma hakları bulunmamaktadır. Diğer yandan, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun yürürlük tarihinden önce hak düşürücü süreye tabi olupda bu süreyi kaçırmış olanlara haklarını aramaları için son kez geçici 4/3. maddeyle Kadastro Kanununun yürürlüğe girdiği 10.10.1987 tarihinden itibaren 1 yıllık süre daha tanınmış, davacılar bu süreyi de kaçırdıktan sonra görülmekte olan davayı açmışlardır.
Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle, davanın hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle reddine karar verilmesinde ve Dairemizce söz konusu mahkeme hükmünün onanmasında usul ve kanuna aykırı yön bulunmadığından davacı J. G.'nin yerinde olmayan ve HUMK.nun 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin REDDİNE ve anılan kanunun 442. maddesi uyarınca takdiren 170.00 YTL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye irad kaydına ve aşağıda müfredatı yazılı 28.90 YTL peşin harcın red harcına mahsubuna 08.07.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy