(1086 S. K. m. 258, 259) (YHGK. 29.04.2009 T. 2009/8-98 E. 2009/145 K.)
Dava: Afroditi P. ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Gökçeada Sulh Hukuk Hakimliğinden verilen 12.06.2008 gün ve 91/71 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, miras yoluyla intikal ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 383 ada 95 parselin Hazine üzerindeki tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davacının davasını kanıtlamasını gerektiğini açıklayarak sonuçta davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece dava konusu taşınmazın davacı tarafından terk edildiği, 20 yıldan fazla süre ile kullanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
2209 m2 yüzölçüme sahip dava konusu parselin kadastro tutanağında; Afroditi P.'ya ait olduğu, ancak adı geçenin başvurarak zilyetliğini kanıtlayıcı herhangi bir belge vermediğinin muhtar ve bilirkişiler tarafından bildirilmesi üzerine 05.05.1995 tarihinde tarla niteliğiyle Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı vekili tespitten önceki sebebe dayanarak süresinde açmış olduğu dava ile iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi davacının annesine ait olan bu yerin sağlığında kendisine verildiğini, 1970'li yıllarda hububat ekiminin yapıldığını, 1980 yılından sonra davacının yurt dışına gitmesi nedeniyle taşınmazın kullanılmadığını, adada serbest hayvancılığın yaygın hale gelmesi üzerine hayvan otlatılan bir yer olduğunu, zaman zaman davacının taşınmazın sınırları ve öncesi hakkında kendisine başvurduğunu, ziraatçı uzman bilirkişi 3.sınıf kuru tarım arazisi niteliğinde olduğunu bildirmiştir. Mahkemece davacının tespit öncesi 20 seneyi aşkın bir zamandan beri bu yeri kullanmadığı, taşınmazı terk ettiği görüşünden hareketle yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Bir yerin terk edilmesi, davacının bu yer üzerindeki zilyetliğinin kesilmesi, mülkiyet hakkının sona ermesi için terk işleminin iradi olması gerekir. Görülmekte olan davada yerel bilirkişi taşınmazın davacı tarafından kesin olarak terk edildiğini bildirmemiştir. Davacı vekili dilekçesinde diğer deliller yanında tanık deliline dayanmış olup, kendisinden tanık dinletip dinletmeyeceği sorulmadan ve tanık dinlenilmesinden vazgeçilmeden yalnız bilirkişi sözlerine dayanarak uyuşmazlığın sona erdirilmiş olması doğru görülmemiştir. Davacı vekilinden varsa delillerinin sorulması, tanık gösterdiği takdirde yerel, teknik bilirkişiler aracılığıyla yeniden mahallinde keşif yapılması, tanıkların HUMK.nun 258. maddesi uyarınca davetiye ile çağrılarak aynı Kanunun 259. maddesi uyarınca taşınmaz başında dinlenilmeleri, davacının bu yer üzerindeki zilyetliğinin terk edilip edilmediğinin olaylara dayalı olarak kendilerinden ayrıntılı olarak sorulup belirlenmesi, tüm deliller eksiksiz toplanıp birlikte değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulmuş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 14,00 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 28.10.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy