(4721 S. K. m. 701, 713) (492 S. K. I SAYILI TARİFE)
Dava: Ali Şahin mirasçıları; Azime Şahin ve müşterekleri ile Sebahat Toraman ve Enver Toraman aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Senirkent Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 21.05.2008 gün ve 71/56 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, satın alma ve kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetlik nedeni ile davalılara ait 372 parselin tapu kaydının TMK. nun 713/2. maddesine göre iptali ile vekil edenleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, harici sözleşmenin geçersiz olduğunu,mülkiyetin zamanaşımına uğramayacağını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davacıların miras bırakanı Ali Şahin'in taşınmazı 17.11.1980 tarihinde satış sözleşmesi ile satın alarak dava tarihine kadar tasarruf ettiği, TMK.nun 713/2. maddesinde yazılı kazanma koşullarının gerçekleştiği gerekçesi ile davanın kabulüne, 372 parselin davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile Ali Şahin mirasçıları davacılar adlarına mirasçılık belgesindeki payları oranında tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
372 parsel, 4.5.1960 tarihinde yapılan kadastro çalışmalarında belgesizden ve 20 yılı aşkın zilyet bulunan Kavara oğlu Hacı Ali'nin mezkur tarihte öldüğü ve kimleri mirasçı bıraktığının bilinmediği sebebi ile Kavaraoğlu Hacı Ali mirasçıları adına tespit edilmiş, tutanak 1.8.1961 tarihinde kesinleşmiştir. Daha sonra Senirkent Asliye Hukuk Mahkemesinin 1.3.2006 tarih 2005/63 esas 2006/10 karar sayılı tapuda isim tashihine ilişkin ilamı ile hükmen tashihen 9.10.2006 tarihinde Süleyman oğlu Ali adına yazılarak aynı tarihte mirasçılar adına intikal ve taksimen Hüseyin kızı Sebahat Toraman ile Abdülkadir oğlu Enver Toraman adlarına tescil edilmiştir.
Dava, TMK.nun 713/2. maddesinde yazılı ölüm sebebine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacılar vekili, Kavara oğlu Hacı Ali'nin (hükmen tashihen Süleyman oğlu Ali Toraman'ın) 7.8.1929 tarihinde öldüğünü, dava konusu taşınmazın mirasçıları tarafından 17.11.1980 tarihinde davacıların miras bırakanı Ali Şahin'e satılarak devredildiğini,intikalin yapıldığı 9.10.2006 tarihine kadar Ali Şahin ve mirasçıları davacıların malik sıfatı ile zilyet bulunduklarını ve TMK'nun 713/2. maddesinde yazılı kazanma koşullarının oluştuğunu açıklayarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Toplanan deliller ve dosya kapsamına göre taşınmazın Ali Şahin tarafından satın alınarak 25-30 yıldır malik sıfatı ile tarla olarak tasarrufunda bulundurduğu ve ölümü ile de mirasçıları davacıların zilyet bulundukları,tapuda intikalin yapıldığı 9.10.2006 tarihine kadar TMK'nun 713/2. maddesinde yazılı kazanma süresi ve koşullarının geçtiği dikkate alındığında mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülebilir. Ne var ki; 372 parsel az yukarıda açıklandığı üzere 1.8.1961 tarihinde kesinleşen kadastro çalışmalarında Kavara oğlu Hacı Ali adına değil Kavara oğlu Hacı Ali mirasçıları adına tesbit ve tescil edilmiştir. Hükmen tashihin yapıldığı 9.10.2006 tarihine kadar da bu tapu kaydı intikal görmemiştir. Davacısı Emine Toraman (Önder), davalısı Senirkent Tapu Sicil Müdürlüğü olan tapuda isim tashihi davası sonunda Senirkent Asliye Hukuk Mahkemesinin 1.3.2006 tarih 2005/63 esas 2006/10 karar sayılı ilamı ile 372 parselde malik görünen Hacı Ali isminin Süleyman oğlu Ali olarak düzeltilmesine karar verilmiş ve kararın tapuda infazı sırasında Süleyman oğlu Ali mirasçıları yazılması gerekirken Süleyman oğlu Ali yazılmış,sonra mirasçıları adına intikal ve taksim nedeni ile davalılar adlarına tescil yapılmıştır. Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından hükme aykırı olarak yapılan bu tescil işleminin yapıldığı tarihten itibaren 20 yıllık kazanma süresi ve koşullarının geçmesi halinde kazanma imkanı bulunabileceği düşünülebilir ise de, 9.10.2006 tarihinden önce tapudaki kayıt malikinin tashihe göre Süleyman oğlu Ali değil Süleyman oğlu Ali mirasçıları ve mülkiyetin de elbirliği mülkiyeti olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu durumda Süleyman oğlu Ali'nin değil mirasçılarının ölüm tarihleri önem kazanmaktadır. Dosya arasında bulunan Süleyman oğlu Ali Toraman'a ait mirasçılık belgesinden Ali Toraman'ın 7.8.1929 tarihinde öldüğü, mirasçılarından oğlu Abdülkadir'in 28.11.1963, oğlu Süleyman'ın 8.4.1984, oğlu Mehmet'in 16.2.1982 tarihinde ve kızı Emine'nin ise 1997 yılında öldükleri görülmektedir. Abdülkadir, Mehmet ve Süleyman'ın ölüm tarihinden tapudaki intikal tarihine kadar kanunda yazılı 20 yıllık süre geçmiş ise de mirasçılardan Emine 1997 yılında öldüğüne göre 9.10.2006 intikal tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresi dolmamaktadır. Elbirliği mülkiyetinde TMK.nun 701/2. fıkrası hükmüne göre, ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı taşınmazın tamamı üzerine yayılmış vaziyettedir. Kayıt maliki ortaklardan birinin ölüm tarihine göre kazanma süresi geçmediğinden elbirliği mülkiyetinde intikalden 20 yıl evvel ölen diğer ortakların haklarının TMK.nun 713/2. maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirmesinden söz edilemez. Başka bir anlatımla, elbirliği mülkiyetinde ortaklardan biri yönünden kazanma süresi dolmasa bile tapu kaydı TMK.nun 713/2. maddesi uyarınca hukuki değerini yitirmez. Bu açıklamalar karşısında elbirliği mülkiyeti şeklinde tapuda kayıtlı bulunan taşınmazın hükmen tashihi sırasında yapılan yanlışlık az yukarıda açıklandığı üzere gözden kaçırılarak Süleyman oğlu Ali adına kayıtlıymış gibi değerlendirilmesi ve buna göre yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Kabule göre de; TMK.nun 713/2. maddesi aynı maddenin birinci fıkrasına yollamada bulunmak suretiyle bir düzenleme getirmiştir. Bu tür davalarda davanın başarıya ulaşması halinde gerek yasal hasım durumunda bulunan Hazine ve diğer kamu tüzel kişileri ve gerekse tapu iptali ve tescil davalarında kayıt malikinin mirasçıları harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar. Mahkemece bu hususun gözden kaçırılarak harç,avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderinin davalılara yükletilmiş olması da doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde bulunduğundan kabulü ile usul ve kanuna uygun görülmeyen hükmün HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun (1) sayılı Tarifesinin A) Mahkeme Harçları bölümünün sonuna (IV) nolu bölüm eklenmesine ilişkin 5766 sayılı Kanunu'nun 11. maddesi 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe girmiş olmakla anılan bölümde belirtilen 60 YTL temyiz başvuru harcının temyiz edenden alınarak Hazineye irad kaydına ve 155,00 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 01.12.2008 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, TMK. nın 713/2. maddesi fıkrası gereğince tapu kaydının hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Davanın kabulüne ilişkin hükmün temyiz edilmesi üzerine Yüksek Daire çoğunluğunca harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilemeyeceği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, TMK. nun 713/2. fıkrasındaki hukuki sebeplere dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında davanın kabulüne karar verilmesi halinde harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilip yükletilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
TMK. nun 713/2. fıkrasındaki hukuki nedenlere dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davaları; kamusal yönü ağır basan, kamu düzenini yakından ilgilendiren, tapu sicilinin sağlıklı ve düzenli tutulması işlevini (amacını) öngören özel nitelikli davalar olduğundan duraksamamak gerekir. Açıklanan bu nitelikleriyle sözü edilen davalar kendiliğinden (re'sen) araştırma ve inceleme yöntemine tabi olup, dava koşulunun (taraf teşkilinin) yargılama sırasında da tamamlanması ve yerine getirilmesi mümkündür. Yani hakim bu tür davalarda tarafların iddia ve savunmasıyla bağlı değildir. Şu halde saptanan bu özellikleri ile anılan davalar HUMK. nun öngördüğü klasik tapu iptali ve tescil davalarından ayrılmaktadırlar. Esasen bu konuda bir uyuşmazlıkta yoktur.
İlke olarak tüm tapu iptali ve tescil davalarında, (TMK. nun 713/2. fıkrasında öngörülen davalarda dahil olmak üzere) husumet tapuda kayıt maliki görünen kişiye yöneltilir. Kayıt maliki ölmüş ise, mirasçılarına, malik mirasçı bırakmadan ölmüş ise TMK. nun 501. maddesi hükmü uyarınca son mirasçının Hazine olduğu düşünülerek Hazineye husumet yöneltilir. Bu yönüyle TMK. nun 713/1. fıkrası gereğince açılan tescil davalarından ayrılmaktadırlar. Gerçekten çoğunluğun da vurguladığı gibi TMK. nun 713/1. fıkrasında; aynı koşullar altında, ... denilmek suretiyle TMK. nun 713/1. fıkrasına yollama yapılmıştır. Ancak bu tapu iptali ve tescil davası olarak açılan davalarda davanın kabulü halinde tüm yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılacağı ve davacı yararına vekalet ücretine hükmedilemeyeceği biçiminde yorumlanmamalıdır. Dava koşulunu, yargılama sırasında yerine getirme hususu ile, araştırma ve inceleme yöntemi klasik tapu iptali ve tescil davalarından farklı da olsa, sonuç itibariyle dava bir tapu iptali ve tescil davasıdır ve böyle olduğunun kabulü gerekir.
O halde, saptanan bu olgular karşısında HUMK. nun 417. maddesinde açıklanan genel kural uyarınca davayı kaybeden taraf sözü edilen tüm yargılama giderlerini ödemekle yükümlüdür.
Nitekim, zilyetliğe dayanılarak (kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak) Hazineye karşı açılan tapu iptali ve tescil davalarında, davayı kaybeden Hazine yargılama giderleriyle sorumlu tutulmaktadır. (HGK. 20.11.1981 T., 8/483-753 E/K, HGK. 25.4.1979 T., 8/696-403 E/K., YKD. 1980/5, sh: 633-634, Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C: 5, 2001 Baskı, sh: 5339). Daire uygulaması da halen bu yöndedir. Esasen Prof. Dr. Baki Kuru; TMK. nın 713/1 ve 2. fıkraları gereğince açılan davalarda, davayı kaybedenin her iki halde de yargılama giderlerinden sorumlu olduğunu vurgulamaktadır. (Kaynak aynı eser ve aynı sayfa). Öte yandan Kanun gereği, harç hariç Hazinenin de tapu iptali ve tescil davalarında diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulması gerekmektedir.
Şu halde yapılan bu açıklamalar karşısında yerel mahkemenin davayı kaybeden tarafı yargılama giderleriyle sorumlu tutması yerinde bulunduğundan sayın Daire çoğunluğunun bu yöne ilişkin bozma şeklinde gerçekleşen görüşlerine katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy