(4721 S. K. m. 6, 701, 702, 713) (3402 S. K. m. 14) (4342 S. K. m. 12, 13) (1086 S. K. m. 193)
Dava: D. S. ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Nevşehir 1. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 05.06.2008 gün ve 238/201 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tespit edilen 171 ada 132 parsel in tapu kaydı nın iptali ile adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece 4342 sayılı Mera Kanununun 13. maddesinde öngörülen hak düşürücü süre yönünden kabule şayan görülmeyen davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik ve muristen intikal hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.'nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece 4342 sayılı Kanunun 13. maddesinde öngörülen süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de mahkemenin bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Davacı dava dilekçesinde; 171 ada 107, 108, 109, 134, 135, 136 ve 111 parsel sayılı taşınmazların adına kayıtlı bulunduğunu, bitişikte bulunan 171 ada 132 sayılı parselin ise kadastro tespiti sırasında Hazine adına yazıldığını taşınmazın babasından kaldığını ölümünden itibaren yaklaşık 30 yıldır kendisinin ekip biçtiğini, bu sebeple dava açmak zorunda kaldığını, uyuşmazlık konusu parselin kendisine ait parseller arasında kaldığını, Hazineyle ilgisinin bulunmadığını belirterek iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Dava başlangıçta Nevşehir Sulh Hukuk Mahkemesinde açılmış olup, verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren HUMK.'nun 193. maddesinde öngörülen on günlük hak düşürücü süre içerisinde dosyanın Asliye Hukuk Mahkemesine aktarıldığı belirlenmiştir. Dava dilekçesine göre parselin tümü bakımından tapu kaydının iptali istenmiş ise de Sulh Hukuk Mahkemesinde dava görüldüğü sırada 02.02.2006 günlü yargılama oturumunda davacı, köy dönümü ile 15 dönüm kadar yer bakımından tapunun iptal ini istediğini ve bir köy dönümünün 1200 m² olduğunu açıklamıştır.
Uyuşmazlık konusu 171 ada 132 parsel 28.05.1999 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında ham toprak niteliğiyle ve 174503, 51 m² olarak tespit edilmiştir. Kadastro tutanağının kesinleşmesiyle Hazine adına tapu kaydı oluşmuştur.
Öte yandan Mera Kanunu'nun (4342 s.y.) 12. maddesine göre düzenlenen komisyon tahsis kararı raporuyla 171 ada 132 parselin 2004 yılında Alacaşar Köyü Tüzel Kişiliğine mera olarak tahsis edildiği görülmüştür. Mera komisyon çalışmalarına ait belgeler dosya arasında bulunmaktadır.
4342 sayılı Mera Kanunu'nun 13/4. fıkrasında; Komisyon kararlarına karşı 30 günlü k askı ilan Süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre içinde Asliye Hukuk Mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise Kadastro Mahkemesine dava açılabilir. denilmektedir. Mahkemenin gösterdiği ret gerekçesiyle sözü edilen fıkra hükmü birlikte değerlendirildiğinde, sözü edilen süreler Mera Komisyon Kararlarına karşı açılacak davalarla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Davacının dava dilekçesinde çok açık bir biçimde kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunduğu görülmektedir. Komisyon kararının iptaliyle ilgili herhangi bir dava ve isteği bulunmamaktadır. Dava konusu 171 ada 132 sayılı parselin kadastro tutanağının 02.12.1999 tarihinde kesinleştiği saptanmış olup, bu tarihten davanın açıldığı 22.09.2005 tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. fıkrasında öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin henüz geçmediği ve davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı belirlenmiştir. Davacı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayandığına göre kadastro tespit gününden önceki 20 yıllık kazanmayı sağlayan zilyetlik ile diğer koşulların TMK.'nun 6. maddesi gereğince kanıtlamak zorundadır. Yani somut olayla ilgili TMK.'nun 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddeleri ile taşınmazın ham toprak niteliğinde tespit edildiği de gözetilerek duruma göre imar ve ihya ile ilgili 17. maddede açıklanan tüm olumlu ve olumsuz koşulların araştırılıp saptanması gerekmektedir. 4721 sayılı TMK.'nun 713/5. fıkrasının son cümlesinde, Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur, açık hükmüne yer verilmektedir. Şu halde, tespit gününe kadar 20 yıllık kazanma süresi ile zilyetlikle taşınmaz edinme koşulları davacı yararına oluşmuş ise davacının mülkiyet hakkini n doğduğunun kabulü gerekir. Mahkemenin gösterdiği gerekçe davacının doğan mülkiyet hakkını (hakkının özünü) ortadan kaldıracak niteliktedir. Kaldı ki 4342 sayılı Mera Kanunu'nun 13. maddesinde komisyon kararlarına karşı açılacak davalar için öngörülen süreler tamamen farklı süreler olup davacının mülkiyet hakkını ortadan kaldıracak veya yok edecek nitelikteki süreler değildir. Davacı on yıllık hak düşürücü süre içinde istediği tarihte davasını açma hakkına sahiptir. Mera komisyon kararıyla taşınmazın niteliğinin değişmiş olması davacının doğan mülkiyet hakkının sonucunu etkilemez.
Ne var ki Mer'a Komisyonunun yaptığı çalışmalar sonucu uyuşmazlık konusu parsel Alacaşar Köyü Tüzel Kişiliğine mera olarak tahsis edilmiştir. Bu nedenle yapılacak araştırma ve inceleme sonucu kadastro tespitinin yapıldığı 28.05.1999 tarihine kadar kazanma koşulları ve süresinin davacı yararına oluştuğunun anlaşılması halinde tapu iptali ve tescile değil davacının taşınmaz üzerindeki mülkiyetinin tespitine karar verilmesi düşünülmelidir.
Bundan ayrı davacı dava dilekçesinde taşınmazın babasından kaldığını, 30 yılı aşkın bir süreden beri kullandığını bildirmiş, herhangi bir paylaşımdan söz etmemiştir. 12.05.2006 günlü keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar ise, uyuşmazlık konusu taşınmazın davacının amcası A.'den kaldığını, davacının evlatlık olarak amcası yanında kaldığını ve amcası A. tarafından davacıya verildiğini bildirdiklerine göre mahkemece bu hususlar üzerinde durulması, taşınmazın gerçekten davacının babasından mı yoksa amcasından mı kaldığı yönünde deliller toplanmasına çalışılması, şayet babasından kalmış ise mirasçılar arasında paylaşımın yapılıp yapılmadığı da araştırıldıktan sonra, paylaşımın olmadığının anlaşılması halinde açılan davanın TMK.'nun 701 ve 702. maddeleri karşısında hukuki durumunun ve dava koşulunun değerlendirilmesi, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ve HUMK.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.11.2008 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava konusu 171 ada 132 parsel 28.05.1999 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında ham toprak niteliğiyle Hazine adına tespit görüp tapuya tescil edilmiştir. Taşınmazın yüzölçümü 174.503, 51 m² olup oldukça büyük bir parseldir. Davacı bu parselin 15 dönümlük kısmını kadastrodan önceki nedenlere dayanarak istemektedir.
Dava konusu yeri de kapsamına alan 171 ada 132 parsel, Nevşehir Valiliği Mer'a Komisyonu Başkanlığının 11.03.2004 tarih 221 sayılı kararıyla mer'a olarak Alacaşar köyüne tahsis edilmiştir. Bu tahsis, Ziraat mühendisi Ayşe Titrek'in rapor u ve köyün mer'a ihtiyacı nazara alınarak yapılmıştır. Komisyona rapor sunan bilirkişi Ayşe Titrek taşınmazın mer'a vasfını açıkça belirlemiştir.
Dava konusu taşınmaz, komisyonun mer'a tahsis kararı askı ilanına çıkarılmasına rağmen 4342 sayılı Mer'a Kanununun 13. maddesine göre süresinde komisyona itiraz edilmediğinden ve yine süresinde dava açılmadığından mer'a vasfını kazanmış ve tapudaki özel siciline yazılmıştır.
İdarenin tahsis kararı iptal edilmedikçe geçerliliğini sürdürür. Mer'a tahsis kararı iptal edildikten sonra davacının kadastro tespitinden önceki hakka dayanarak istekte bulunması mümkündür. Davacının kadastro ispitinin hatalı olduğunu ileri sürerek mer'a komisyonu kararının iptalini sağlaması kanuna uygun düşmez. Yerel Mahkeme kararı doğru olup, onanmalıdır. Çoğunluk görüşüne bu nedenlerle karşıyız. 03.11.2008 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy