(4721 S. K. m. 701, 702, 713)
Dava: Sabri Sami Kaya ile Hamdi Kaya ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Kayseri 2. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 15.04.2008 gün ve 357/153 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili,1136 ada 28,30 ve 48 parselin miras bırakan Şükrü Kaya'dan intikal ettiğini,mirasçılar arasında yapılan taksim sonunda vekil edenine kaldığını, 1139 ada 40 parselin ise 1946 yılında dava dışı İbrahim isimli kişiden satın alındığını,kadastro sırasında taşınmazların miras bırakan Şükrü Kaya ile davalıların miras bırakanı Ali Kaya adına tespit edildiğini oysa taşınmazların davalılar ile ilgisi bulunmadığını,diğer yönden 60 yıldan fazla süre vekil edeni tarafından tasarruf edilmesi nedeniyle tapu kaydının hukuki değerini yitirdiğini ileri sürerek davalılar üzerindeki payların iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Bir kısım davalılar, yargılama oturumlarına katılarak davayı kabul ettiklerini açıklamışlar, bir kısım davalılar vekili, davanın esastan ve hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesini savunmuş, diğer davalılar yargılama oturumlarında temsil olunmamışlardır.
Mahkemece, kabul beyanında bulunan kişiler yönünden davanın kabulü ile bu kişilerin paylarının iptali ile davacı adına tapuya tesciline, diğer davalılar yönünden hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine, karar verilmesi üzerine; hükmün, redde ilişkin bölümleri davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu parseller, 07.12.1961 tarihinde kadastro yolu ile 1/2 oranında davacı ile davalıların miras bırakanı Şükrü Kaya ile Ali Kaya adına tespit edilmiş,tutanakların 01.03.1962 tarihinde kesinleşmesi üzerine siciller oluşmuş,tapu kayıtları intikal görmemiştir.
Dava; kadastro öncesi ve sonrası nedenlere dayalı kademeli olarak açılan pay iptali ve tescili isteğine ilişkindir. Davacı vekili,dava konusu parsellerin davalılar ile ilgisi bulunmadığını, diğer yönden 60 yıldan fazla süre vekil edeni tarafından kullanılması nedeniyle tapu kaydının hukuki değerini yitirdiğini açıklayarak istekte bulunmuştur. Mahkemece kadastro öncesi nedenler yönünden değerlendirme yapılarak yazılı şekilde karar verilmiş ise de, davanın ikinci kademesi olan tapu kaydının hukuki değerini yitirmiş olması nedeniyle ileri sürülen istek konusunda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir. Dava konusu taşınmazlar tarafların miras bırakanları adına kayıtlı olup kayıtlar intikal görmemiştir. Dosya içerisinde bulunan mirasçılık belgelerinden davacının miras bırakanı kayıt maliki Şükrü Kaya 27.12.1939, davalıların miras bırakanı kayıt maliki Ali Kaya 13.06.1942 tarihinde ölmüştür. Mahkemece tapu kaydının hukuki değerini koruyup korumadığı üzerinde durulmamış, TMK. nun 713/2.maddesi uyarınca araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK.nun 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş, ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir denilmiştir.
Somut olayda; kayıt maliklerinden Şükrü Kaya 1939, Ali Kaya ise 1942 yılında ölmüş,kayıtlar intikal görmemiştir. Davacı vekili, dilekçesinde tapu kaydının hukuki değerini yitirdiğini bildirerek istekte bulunmuş ise de TMK. nun 713/2.maddesinde açıklanan sebeplerden hangisine dayandığını bildirmediği gibi mahkemece bu hususta açıklama istenilmemiştir. Miras bırakanlar Ali Kaya ve Şükrü Kaya'nın ölüm tarihine göre terekesi elbirliği mülkiyeti şeklinde olup taksim konusunda bir açıklama da yapılmamıştır. TMK. nun 701.maddesinde; Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti elbirliği mülkiyetidir şeklinde tanımlanmıştır. Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların tereke malları üzerinde belli pay veya payları olmayıp hakları taşınmazın tamamı üzerine yayılmış olup terekenin tamamını kapsar. Aynı kanunun 702. maddesinde topluluk devam ettiği sürece tasarrufi işlemlerde tüm ortakların oy birliğiyle karar vermeleri gerektiği belirtilmiştir. Elbirliği mülkiyetinde mirasçılardan birisinin tereke malları üzerinde belli pay veya payları olmayıp hakları taşınmazın tamamı üzerine yayılmış olup terekenin tamamını kapsar. Başka bir anlatımla bir mirasçının elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi bir taşınmaz üzerinde tek başına tasarruf da bulunma yetkisi bulunmamaktadır. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde bir kısım mirasçıların davayı kabul ettiklerini açıklamış olmaları hukuken bir değer taşımaz. Mahkemece kabule değer verilerek yazılı şekilde bu kişilerin payları yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değil ise de temyiz edenin sıfatına göre bu yön bozma nedeni yapılmamıştır.
Diğer yönden; taşınmazın paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı olması,mirasçılar arasında zilyetlikle kazanmanın mümkün bulunmaması dikkate alınarak davacının zilyetliğinin mülkiyet sağlayıcı nitelikte olup olmadığının belirlenmesi bakımından dava konusu parsellerin kayıt maliklerine intikal şekli, miras yolu ile kalıp kalmadığı, davacının Ali Kaya terekesine karşı 3. kişi durumunda bulunup bulunmadığı araştırılmamış, davacı tarafa kanıtlama olanağı verilmemiştir. Mahkemece, tapu kaydının hukuki değerini yitirip yitirmediği yönünde gerekli araştırma ve incelemeler yapılmadan yazılı şekilde davanın hak düşürücü sürenin etkisinde bulunduğu gerekçesi ile davayı kabul etmeyen mirasçılar yönünden davanın kısmen reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün redde ilişkin bölümünün açıklanan nedenlerle ve HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 14,00 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 20.11.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy