(4721 S. K. m. 683) (2981 S. K. m. 10) (3402 S. K. m. 12) (1086 S. K. m. 428)
Dava: Davacı-karşı davalı Mehmet Altay ile davalı-karşı davacılar Fadime Tosun ve müşterekleri, aralarındaki tapu iptali, tescil ve elatmanın önlenmesi, ecrimisil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Konya 1. Sulh Hukuk Hakimliğinden verilen 06.05.2008 gün ve 412/753 sayılı hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı-karşı davacılar vekili tarafından süresinde ise de; duruşma talebinin değer yönünden reddine karar verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı-karşı davalı vekili, vekil edeninin 30-40 yıldır zilyet bulunduğu, öncesi itibarı ile 2309 ada 5 ve 6 parseller iken, 2981 sayılı Kanunun 10/b maddesi uygulamasıyla 5330 ada 19 parsel numarasını alan taşınmazının tahminen 259 m2 yüzölçümündeki bölümünün davalılar adına 5330 ada 20 parsel numarası ile tapuya tescil edildiğini ileri sürerek 5330 ada 20 parsel sayılı taşınmazın davalılar üzerindeki tapu kaydının kısmen iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı-karşı davacılar vekili, davanın öncelikle hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle, bu kabul edilmediği takdirde de esastan reddini savunmuş; karşı dava olarak da, davacı-karşı davalının vekil edenlerinin taşınmazının 156.30 m2'lik bölümünü uzun yıllardır haksız yere kullandığını açıklayarak elatmasının önlenilmesini ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1000.00 TL. ecrimisil bedelinin vekil edenlerine ödenmesini istemiştir.
Mahkemece, taraflara ait taşınmazların bir bütün olarak kullanılmakta iken 1976 yılında yapılan taksimle ayrıldıkları, taşınmazlar arasındaki yolun sınır olduğu gerekçesi ile davacı-karşı davalının davasının kabulüne, 5330 ada 20 parselin tapu kaydının iptali ile Fen Bilirkişisi Ziya Ökçesiz'in 28.01.2008 tarihli raporuna ekli krokide kırmızı çizgi ile gösterilen 28.40 m2 yüzölçümündeki bölümünün an (sınır) olarak bırakılmasına, aynı krokide sarı boyalı olarak gösterilen 156.30 m2'lik bölümünün de davacı-karşı davalıya ait 5330 ada 19 no'lu parsele ilave edilmek suretiyle tapuya tesciline, karşı davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı-karşı davacılar vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmiş, dava değerine göre duruşma istemi reddedilerek incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
Dava konusu 5330 ada 20 parselin öncesi 2309 ada 6, davacı-karşı davalıya ait 5330 ada 19 parselin öncesi de 2309 ada 5 ve 6 parseller iken, 2981 sayılı Yasanın 10/b maddesine göre yapılan çalışmalar sonucunda 1998 yılında yeniden tespit ve 2000 yılında da tapuya tescil edilmişlerdir. 2309 ada 6 parsel ise 1974 yılında yapılıp 1976 yılında kesinleşen kadastro çalışmaları sonucunda tapu kayıtlarına dayalı olarak tespit ve tescil edilmiştir. Davacı-karşı davalı, 16.02.2006 tarihinde açtığı dava ile 30-40 yıllık zilyetliğinin bulunduğunu ve 2981 sayılı Yasanın 10/b maddesi uyarınca yapılan çalışmada yerinin eksik olarak tespit edildiğini ileri sürmüştür. Taşınmaz başında 06.09.2006 tarihinde yapılan ilk keşifte dinlenilen davacı tanıkları beyanlarında 1974 yılında yapılan kadastro çalışmalarında yanlış ölçümden dolayı sınır ihtilafının başladığını bildirdiklerine, hükme esas alınan Fen Bilirkişisi Ziya Ökçesiz'in 28.01.2008 tarihli raporuna göre de, 2981 sayılı Kanunun 10/b maddesi uygulamasında davacıya 58.56 m2, davalıya ise 7.07 m2 fazla yer verildiği belirtildiğine göre davacının 2981 sayılı Yasanın 10/b maddesi uygulamasında yerinin eksik tespit edildiği iddiasının ispatlanamadığı, tapulamadan önceki zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil isteminin ise kadastro tutanağının kesinleştiği tarih itibarıyla hak düşürücü süreye uğradığı anlaşılmaktadır. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmüne göre; ... Tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.... Maddede açıklanan on yıllık süre, hak düşürücü süre olup, hakim tarafından kendiliğinden gözönünde tutulur. Bu sürenin kabul edildiği hallerde kanunun öngördüğü süre içerisinde başvurulmazsa iddia edilen hak doğmaz. Hakkın doğumu ancak süresinde dava açmak suretiyle yapılan başvuru ile olur. Kadastro yasalarındaki hak düşürücü sürelerin kabulünün amacı, kamu düzenini korumaktır. Hak arama özgürlüğünün sınırsız olarak kabulü halinde kamu düzeni aksi yönde etkilenir. Bu sürelerin doğrudan doğruya kamu düzenini ilgilendirmeleri nedeniyle davanın hangi aşamasında olunursa olsun mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekir.
Açıklanan nedenlerle davacı-karşı davalının tapu iptali ve tescil davasının reddi ile karşı dava için de delillerin değerlendirilmesi suretiyle bir karar verilmesi gerekli iken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuş bulunması doğru olmamıştır.
Sonuç: Davalı-karşı davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde bulunduğundan kabulü ile usul ve yasaya aykırı görülen hükmün HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 14,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 05.02.2009 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Davacı Mehmet Altay vekili 2981/3290 sayılı Yasanın 10/B maddesi uyarınca 5330 ada 19 parsel sayılı taşınmazın 1047 m2 olarak vekil edeni adına tescil edildiğini; bu taşınmazın öncesinin 2309 ada 5 parsel olduğunu, noksanlığın davalılara ait 5330 ada 20 nolu parselde kaldığından iptal ve tescil talep etmiştir.
Davalı ve karşı davacılar Fadime Tosun ve arkadaşları vekili 5330 ada 20 nolu parselin Ahmet Tosun ve Fadime Tosun adına paylı mülkiyet üzere kayıtlı bulunduğunu, davacı Mehmet Altay'ın bu taşınmazın 156.30 m2'lik bölümüne haksız elattığını ileri sürerek davalı-karşı davacı Mehmet Altay'ın bu yere haksız elatmasının önlenmesini ve şimdilik 1000 YTL ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmesini; ayrıca, hak düşürücü sürenin geçtiğini ve davacının davasının reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacı Mehmet Altay'ın açtığı davanın kabulüne, 28.1.2008 günlü rapor ve krokide an olarak belirlenen 28.40 m2'lik bölümünün davalılara ait 5330 ada 20 parselden iptal edilerek sınır (an) olarak bırakılmasına, yine aynı krokide 156.30 m2 olarak saptanan kısmın davalılara ait (20) parselden iptal edilerek davacıya ait (19) nolu parsele ilave edilmesine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalılar Fadime Tosun ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından;
1- 2309 ada 5 nolu kadastro parseline ait kadastro tutanağı ve tapu kaydı getirilmiştir. Bu yerin kadastroda 4948 m2 olarak, tarla niteliğiyle, 20.5.1976 tarihinde Mehmet Altay (davacı) adına tescil edildiği, 11.9.1985 tarihinde 1956/7690 payın Ahmet Güler, 4963/7650 payın Ahmet Tosun adlarına satış ve ipka yoluyla geçtiği görülmüştür.
2- 2309 ada 6 nolu kadastro tutanağı ve tapu kaydı getirilmiştir. 49.782 m2 olarak, arsa niteliğiyle 20.5.1986 tarihinde paylı mülkiyet üzere Durmuş Tekin ve 24 arkadaşı adına tescil edilmiştir. Tapudaki satışlarıyla birden çok kısım paydaş olduğu belirlenmiştir. Bu taşınmazda davalıların murisi Ahmet Tosun'un 2500/46216 payı vardır. Yani davacı Mehmet Altay'ın dahi 2309 ada (6) nolu parselde satın alma ve irsen intikal yoluyla paydaş olmuştur. Davalı Fadime Tosun dahi tapuda pay satın alma yoluyla paydaş olmuştur.
3- Daha sonra bu yerde 2981/3290 sayılı Yasanın 10/B maddesi uygulamasıyla 5330 ada 19 ve 20 nolu parseller oluşmuştur. 5330 ada 19 parsel 1047.94 m2 olarak davacı Mehmet Altay adına 11.12.2000 tarihinde tescil edilmiştir. 5330 ada 20 parsel ise 3113.52 m2 olarak, Ahmet Tosun ve Fadime Tosun adlarına paylı olarak 11.12.2000 tarihinde tescili yapılmıştır.
Açıklanan olgular tarafların ve mahkemenin kabulündedir. Uyuşmazlık, imar-ıslah çalışması öncesi kadastro 2309 ada 5 ve 6 nolu parsellerde paydaş olan davacının bu parsellerdeki payına karşılık 2981/3290 sayılı ya da 10/B maddesine göre oluşturulan 5330 ada 19 parseldeki miktarın daha az olduğu; noksanlığın aynı yöntemle oluşan davalıların murisine ait (intikalle davalılara ait) 5330 ada 20 nolu parselde kaldığından iptal ve tescili istemine ilişkindir. Dolayısıyla, davada tespit öncesi nedene değil; aksine 2613 sayılı Yasaya göre yapılan ve kesinleşen kadastro parsellerinin; daha sonra 2981/3290 sayılı Yasa 10/B maddesi uygulamasına tabi tutulması sebebiyle tespit sonrası nedene dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Kaldı ki, 2981/3290 sayılı Yasa 10/B maddesi uygulaması dahi bir kadastro işlemidir. Dairenin çoğunluk görüşünün aksine somut olayda anlatıldığı üzere 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinin uygulama yeri yoktur. Ancak, kadastral paftalar ve parseller oluşturulduğu için yerel mahkemenin (an) sınır oluşturulmasına ilişkin kararı yanlıştır. Haritaya göre sınır çizgi halinde oluşturulacaktır.
Hal böyle olunca, davacının kadastro parsellerindeki paylarının kadastro parsellerindeki paylarının toplamı ile 2981/3290 sayılı Yasa 10/B maddesi uygulamasıyla oluşan parselde noksanlık varsa ve DOP'de alınmışsa; bu noksanlığın eylemli durumda dikkate alınarak tamamlattırılmasının düşünülmesi, bunun için dosyanın uzman bilirkişiye tevdii edilerek, öncelikle tarafların şehir kadastrosu parsellerindeki paylarının toplattırılması, 10/B uygulamasıyla hangi parsellere gittiklerinin araştırılması D.O.P ve kaç metre olarak kesilip kesilmediğinin belirlenmesi, ondan sonra mahallinde keşif yapılarak eylemli durum (özellikle) 10/B maddesi uygulanmasından önceki durum belirlenerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; böyle bir araştırmayı içirmeden yazılı olduğu biçimde karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıkladığım nedenlerle Daire çoğunluğunun görüşlerine katılamıyorum. Yerel mahkeme kararı bu sebeplerle bozulması gerekirdi kanaatindeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy