(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14, 26, 27)
Dava: Zarif Saraçlı ile Hazine ve Çakmak Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Kars 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 12.06.2008 gün ve 300/225 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını açıkladığı taşınmazın vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu yerin meradan açıldığını, çevresinde mera arazisinin yer aldığını, taşınmazın bu niteliği itibariyle kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı Çakmak köyü tüzel kişiliğini temsilen köy muhtarı yargılama oturumlarına katılmamıştır.
Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle hüküm fıkrasında sınırlarını açıkladığı taşınmazın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal sebebine dayalı olarak TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davalı Hazine cevap layihasında ve temyiz dilekçesinde ısrarla dava konusu taşınmazın mera sayılan yerlerden açıldığını, daha sonra Çakmak köyüne kadastronun girdiğini, kadastro tespiti çalışmaları sırasında taşınmazın mera olarak belirlendiğini açıklamıştır. Öte yandan 1953 yılında bölgede 4753 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Toprak Tevzi Komisyonunun yaptığı çalışmalar sonunda düzenlenen paftada taşınmazın 106 ada 3 sayılı parselin bitişiğinde yer aldığı, taşınmazın bulunduğu yer ile sözü edilen parselin çevresinin paftada mera olarak gösterildiği, paftada mera kelimesinin yazılı olduğu saptanmıştır. Bundan ayrı mahkemenin üç keşif yaptığı ve değişik teknik bilirkişiler dinlediği halde hüküm fıkrasında; hangi teknik bilirkişinin raporunun hükme esas alındığı belirtilmediği gibi taşınmazın miktarı da gösterilmemiştir. Hüküm fıkrası bu haliyle infazda duraksamaya yol açmaktadır. Bu husus ise TMK. nun 713/7. fıkrasına aykırı düşmektedir.
Şu halde mahkemece yapılacak iş; öncelikle davalı Hazine vekilinin de temyiz dilekçesinde açıkladığı gibi taşınmazın Çakmak köyü kadastro alanında kalıp kalmadığının belirlenmesi, bu köy kadastro alanında kalan yerlerden ise dava konusu taşınmaz hakkında ne gibi işlem yapıldığının Kadastro Müdürlüğü'nden sorulması, kadastro tespiti sırasında taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmiş ise, tutanak ve eklerinin getirtilerek dosya arasına konulması, tespit öncesi genel mahkemelerde açılan aynî hakka ilişkin davaların kadastro tespitine itiraz niteliğinde olduğunun göz önünde tutulması, 3402 sayılı Kanunun 26 ve 27. maddeleri gereğince mahkemenin görev yönünün düşünülmesi gerekmektedir.
Şayet taşınmaz kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan yerlerden ise bu taktirde 1953 yılında 4753 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Toprak Tevzi Komisyonunca yapılan tevzi çalışmaları sırasında düzenlenen paftaya göre, taşınmazın yer aldığı komisyonun 106 ada 3 sayılı parselin çevresinin paftada mera olarak gösterildiği, dava konusu taşınmazın da teknik bilirkişice meranın yer aldığı kısımda pafta üzerinde sarı renkle işaretlediği anlaşıldığından ve bu konuda bir duraksama da söz konusu olmadığından dava konusu taşınmazın davacı tarafından kadim meradan açılmak suretiyle elde edildiğinin kabulü gerekir. Resmi belge ile saptanan bu durum karşısında yapılan tüm keşiflerde dinlenen uzman ve teknik bilirkişiler ile yerel bilirkişi ve tanıkların aksi yöndeki beyanlarına değer verilemez ve üstünlük tanınamaz. Saptanan bu somut ve hukuki olgu karşısında uyuşmazlık konusu yerin mera sayılan yerden açıldığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi düşünülmelidir.
Tüm bunlardan başka, dava dilekçesinin 14.8.2002 tarihinde köy ihtiyar heyeti, Ahmet Othan'a tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Ahmet Othan'ın muhtar olup olmadığı ve kim olduğu bilinmemektedir. Bu bakımdan yöntemine uygun bir biçimde taraf teşkilinin sağlandığı söylenemez. Dosyanın vardığı bu aşamadan sonra 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca en azından bozma ilamının yöntemine uygun bir biçimde davalı ve meradan yararı bulunan Çakmak köyü tüzel kişiliğini temsilen köy muhtarına tebliğ ettirilmesi, davaya bu şekilde katılmasının ve taraf teşkilinin sağlanması gerekir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.12.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy