(3402 S. K. m. 13)
Dava: K. Z. ve O. Z. ile İ. G. ve müşterekleri, dahili davalı M. A. G. aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Korkuteli Asliye Hukuk Hakimliği'nden verilen 26.07.2005 gün ve 335/275 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, davalıların 41 parseldeki paylarını vekil edenlerine satıp devrettiklerini, tapuda işlem yapmaktan kaçındıklarını açıklayarak onlara ait payların iptali ile vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan F. Y., 11.09.2003 günlü layihası ile davayı kabul ettiğini bildirmiş, diğer davalılar yargılama oturumlarına katılmamışlardır.
Mahkemece tapulu taşınmazın tapu dışı satış ve devrinin geçerli olamayacağı görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu payları kapsayan 41 parselin kadastro tutanağı getirtilmemiştir. Dosya arasındaki tapu kayıt örneğine göre, 41 parselin 12.08.1997 tarihinde hükmen davacılar ile bir kısım davalılar ve miras bırakanları adına paylı olarak hükmen tescil edildiği görülmüştür.
Davacılar davalılara ait payların satış nedeniyle iptal ve tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Dava dilekçesinde dava konusu payların hangi tarihte satın ve devralındığı belirtilmediği gibi mahkemece de bu husus davacılar vekilinden sorularak açıklığa kavuşturulmamıştır. Diğer yönden dava konusu payları kapsayan parselin kadastro tutanağı getirtilmediği için taşınmazın öncesi itibariyle tapulu olup olmadığı, satışın tespit tarihinden önce veya sonra yapılıp yapılmadığı anlaşılmamıştır. Mahkemenin ret gerekçesinde de açıklandığı üzere, tapulu bir taşınmazın tamamının veya bir payının Tapu Sicil Müdürü önünde yapılmayan satış ve devri geçerli olamaz. Ne var ki, somut olayın durumu itibariyle bu sonuca ulaşmak mümkün değildir. Gerçekten taşınmaz öncesi itibariyle tapulu olup da 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-b maddesindeki koşulların geçmemesi veya kadastro yoluyla tapu kaydının hükmen oluşumundan sonra satış ve devir söz konusu ise hiç kuşku yok ki mahkemenin gerekçesinde açıklandığı üzere böyle bir satış geçerli olamaz. Bu durumda ret hükmü doğru olur. Ancak taşınmaz öncesi itibariyle tapusuz olup da satış ve devir kadastro tespitinden önce yapılmış ise o takdirde menkul hükmünde bulunan bu payların satış ve devriyle mülkiyeti alıcılarına geçeceğinden böyle bir satışa değer verilmesi gerekir. Bu yönlerden araştırma ve inceleme yapılmadan TMK. nun taşınmaz satışına ilişkin hükümleri göz önünde tutularak davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Eksik incelemeye dayanılarak hüküm kurulmuş olması bozma nedenidir.
Sonuç: Kayıt malikinin mirasçılarından F. davayı kabul ettiğini bildirmiş ise de, F. ve diğer mirasçılara intikal eden taşınmaz elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olup mirasçılardan birinin 3. kişilerin açtığı davayı kabul etmesi geçerli bir sonuç doğurmaz. Bu nedenle F.'in kabul beyanına değer verilemez. Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK. nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 12,20 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 18.12.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy