(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14, 17) (743 S. K. m. 639)
Dava: Fatma Güney ile Hazine ve Kestel Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Alanya 1. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 07.04.2006 gün ve 692/160 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, mevkii ve sınırları dava dilekçesinde yazılı tahmini 5000 m2 miktarlı taşınmazın 50-60 yıl öncesinden miras bırakanı Hasan Boz'un zilyetliği altında iken ölümünden sonra mirasçıları arasında yapılan rızai taksim sonucu bu yerin kendisine özgülendiğini, eskiden beri tarım arazisi olarak kullanıldığını, içerisinde bir adet ev bulunduğunu, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığını açıklayarak dava konusu yerin MK. nun 639/1 ve TMK. nun 713/1. maddesi uyarınca tescilini talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu yerin Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Davalı Belediye Başkanlığı, tebligata rağmen oturumlara katılmamış ve yanıt vermemiştir.
Mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamından sonra davanın kabulüne, fenni bilirkişi tarafından düzenlenen 9.2.2006 tarihli krokide A harfiyle gösterilen 4999.98 m2'lik yerin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından;
Dava konusu yerin 1960 yılında yapılan arazi tapulamasında taşlık ve çalılık niteliğiyle tescil harici bırakıldığı belirlenmiştir. Mahallinde bozmadan önce ve bozmadan sonra keşif yapılmıştır. Dinlenen yerel bilirkişi ile davacı tanıkları yeminli anlatımlarında dava konusu yerin 40 yıl öncesinden davacının babası Hasan Boz tarafından buğday vs. ekilerek tarım arazisi olarak kullanıldığı içerisindeki bir kısım taşların toplandığı, kuru taş duvar olarak sekiler (teras) yapıldığı, ancak Hasan Boz'un ölümünden sonra mirasçılar arasında yapılan taksimle davacıya özgülendiği, bundan 5-6 yıl kadar önce davacının kocası tarafından dozerle tepelik niteliğinde ve %20-30 eğimli olan bu yerin düzeltilerek bugünkü hale getirildiği ve davacı tarafından içerisine narenciye ağaçlarının dikildiği belirlenmiştir. Keşifte görevlendirilen fenni bilirkişi ölçekli kroki ve raporunu dosyaya sunmuştur. İlk keşifte görev yapan orman yüksek mühendisinin 19.4.2000 havale tarihli rapor ve eki krokisinde çekişmeli taşınmazın 1/5000 ölçekli orman kadastrosu paftasında 1986 yılında yapılan orman kadastro çalışmalarında orman sınırları dışarısında ve orman sayılmayan yerlerde kaldığını, %30 eğimli olduğunu, toprağın organik maddece fakir olarak göründüğünü açıklamıştır. Aynı keşifte görev alan ziraat bilirkişisi taşınmazın içerisinde keşif tarihi itibariyle 5-6 yaşlarında 96 adet portakal ile 50 adet yeni dünya fidanının ekili olduğunu, taşınmazın %20 - 30 meyilli bulunduğunu, 5-6 yıl önce imar ve ihyasının krizma yapılarak meyilin ortadan kaldırılarak imar ve ihyasının tamamlanmış olduğu açıklanmıştır. Yerel mahkemenin kabule ilişkin kararı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle özellikle imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlandığı konusundaki duraksamaların giderilmesi için izlenecek yöntem açıklanarak araştırma bozması yapılmıştır. Mahalli mahkemece bozmaya uyulmuş, çekişmeli taşınmazın olduğu yerde yeniden keşif yapmıştır. Son keşifte dinlenen yerel bilirkişi ile davacı tanıkları ittifakla zilyetliğin 40 yıl kadar önce başladığını, ilk yıllarda ilkel tarım yapıldığını, ancak keşif tarihinden yaklaşık 12 yıl kadar önce davacının kocası tarafından dozerle tepe niteliğindeki bu yerin düzeltilerek ve eğiminin azaltılarak bu günkü haline getirildiği bildirilmişlerdir. Son keşifte görev alan fen bilirkişisi karara esas olan ölçeksiz kroki ve raporunu dosyaya sunmuştur. Yine aynı keşifte görevli ziraatçı bilirkişi bir önceki zirai bilirkişinin raporu doğrultusunda rapor vermiştir.
Uyuşmazlık 1960 yılındaki tapulama çalışmalarında taşlık ve çalılık niteliğiyle tescil harici bırakılan bu yerin zilyetlikle iktisabının mümkün olup olmadığında toplanmaktadır. Bilindiği üzere ve kural olarak böyle bir taşınmazın zilyetlikle iktisabı için imar ve ihyasının tamamlanması gerekir. İmar ve ihya yoğun emek ve para harcanarak bir yerin tarıma elverişli hale getirilmesidir. Çekişmeli taşınmazın tepelik yada taşlık ve çalılık niteliği, özellikle dozerle krizma yapılıp eğiminin düzeltildiği tarihten itibaren tamamlanmıştır. Bu durumda, imar ve ihyanın tamamlandığı günden dava tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddesi ve özellikle TMK. nun 713/1. maddesindeki koşullar davacı yararına gerçekleşmemiştir.
Hal böyle olunca; davacının davasının reddine karar vermek gerekirken mevcut delillerin taktirinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere kabul kararı verilmesi doğru olmamıştır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.12.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy