(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14)
Dava: Himmet ile Murat ve Nurullah aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Selendi Sulh Hukuk Hakimliği'nden verilen 18.06.2008 gün ve 228/141 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı kendisine ait 123 ada 7 sayılı parselin bir kısmının davalılar adına tapuda kayıtlı bulunan aynı ada 5 sayılı parselle birlikte tespit edildiğini, kendisine ait yaklaşık 80 m2 yüzölçümlü taşınmazın 5 sayılı parsel içinde kaldığını açıklayarak bu miktar kadar 5 nolu parselin tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, dava konusu yerin kök murisleri Nurullah'tan kaldığını, paylaşım sonucu kendilerine düştüğünü ve tespitin doğru olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, teknik bilirkişi Mehmet'in 15.05.2008 günlü raporuna ekli krokide A harfiyle gösterilen taşınmaz bölümü hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal sebebine dayalı olarak TMK'nun 713/1 ve 3402 Sayılı Kanunun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin kısmen tapu iptali ve tescil davasıdır.
Dava, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak açılmıştır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, mahkemenin görüşüne katılmak mümkün değildir. Dava konusu taşınmazın bitişiğinde bulunan 123 ada 7 sayılı parselin 12.03.2007 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında davacı adına tespit edilmiştir. Davalılara ait aynı ada 5 sayılı parselde aynı şekilde 2007 yılında tespit edilmiştir. Keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar dava konusu ve teknik bilirkişinin krokisinde A harfiyle gösterilen taşınmaz bölümü yaklaşık 1990 yılından itibaren davacının babası tarafından kullanıldığını, daha sonra davacıya bağışlandığını açıklamışlardır. Bu durum karşısında davacının ve babasına ait eklemeli zilyetliğin en erken 1990 yılında başladığının kabulü gerekir. Zilyetliğin başlangıç tarihi olarak belirlenen 1990 yılından tespitin yapıldığı 2007 yılına kadar TMK'nun 713/1. maddesinde açıklanan 20 yıllık kazanma süresinin dolmadığı belirlenmiştir.
Kadastro yoluyla davalılar adına tapu kaydı oluştuktan sonra tapulu taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik hukuken geçerli bir sonuç doğurmaz. Bir yerin kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilmesi için diğer koşullar yanında en azından 20 yıl süreyle aralıksız, çekişmesiz ve malik sıfatıyla ekonomik amaca uygun olarak kullanılması zorunludur. Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Davalıların temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 14.00. TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 27.01.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy