(2863 S. K. m. 11) (492 S. K. m. 13)
Dava ve Karar: M. K. ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Marmaris 2. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 26.03.2009 gün ve 279/282 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı vekili, satın alma ve kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetlik nedeniyle 243 ada 2 parsel sayılı taşınmazın davalı Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmesi üzerine, hükmün esası ve avukatlık ücretine ilişkin bölümü davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz kadastro çalışmaları sırasında satın alma ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebebine dayanarak davacı adına tespit edilmiş, yapılan kontrol sırasında dava konusu taşınmazın sit alanı içerisinde kaldığının anlaşılması üzerine; Kadastro Komisyonunca davacı adına yapılan tespitin iptaline, taşınmazın Hazine adına tespitine karar verilmesi ve bu kararın 8.9.2006 tarihinde kesinleşmesi ile de dava konusu sicil oluşmuştur. Taraflar arasındaki uyuşmazlıkta dikkate alınması gerekli 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kamu düzeniyle ilgili bir kanun olup henüz kesinleşmemiş derdest davalarda kamu düzeniyle ilgili olan bu kanunda yapılan değişikliklerin dikkate alınması yasal zorunluluktur. Kamu düzeninin var olduğu olaylarda kazanılmış haktan söz edilemez. Diğer bir anlatımla; her ne kadar 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 11. maddesinin ilk metnine göre derece ayrımı yapılmaksızın sit alanlarının koşulları oluştuğu taktirde kazanılması mümkün bulunmakta ise de, 27.7.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5226 sayılı Kanunun 5. maddesiyle; 2863 sayılı Kanunun 11. maddesindeki koruma alanları ibaresinden sonra gelmek üzere sit alanları sözcüğü eklenmesi nedeniyle sit alanları içinde kalan taşınmazların zilyetlik yolu ile kazanılması yasal olarak engellenmiştir. Daha sonra 30.5.2007 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 5663 sayılı Kanunla değişik 2863 sayılı Kanunun 11. maddesinin 2.cümlesi yeniden değiştirilmiş, Ancak, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile 1. ve 2. derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemez hükmü getirilmiştir. 11. maddenin değişik son şekline göre Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile 1. ve 2. derece arkeolojik sit alanlarının zilyetlik yolu ile iktisabı mümkün değildir. Bunlar dışında kalan arkeolojik sit alanları ile doğal sit alanlarının kazanma koşullan oluştuğu takdirde kazanılması ve tescili mümkün olmaktadır.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine; dava konusu taşınmazın 3. derece arkeolojik sit alanında kaldığı, üzerinde 1. grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlığı bulunmadığı arkeolog bilirkişi tarafından açıklandığına ve bu açıklama Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğünün 23.3.2009 günlü cevabi yazısı ile doğrulandığına, kuru tarım arazisi olarak 20 seneyi aşkın süreden beri davacı ve satıcısı tarafından koşullarına uygun şekilde tasarruf edildiği yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından, kültür arazisi niteliğinde bulunduğu ziraatçı uzman bilirkişi ve jeolog bilirkişi tarafından gerekçeli olarak belirtildiğine göre yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
Davalı Hazine vekilinin davanın esasına ilişkin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olmadığından reddi ile hükmün esasa ilişkin bölümünün ONANMASINA,
Davalı Hazine vekilinin avukatlık ücretine ilişkin hüküm bölümüne yönelik temyiz itirazlarına gelince; dava kabulle sonuçlandığına ve davacı yargılamada vekil ile temsil edilmiş bulunduğuna göre; davacı taraf lehine avukatlık ücreti takdir edilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Ancak dava dilekçesinde belirtilen ve harçlandırılan değer üzerinden vekalet ücreti tayin edilmesi gerekirken keşif yerinde belirlenen ve fakat harçlandırılmayan değer dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucunda Hazine aleyhine fazla avukatlık ücreti tayini doğru olmamıştır.
Davalı Hazine vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün avukatlık ücreti ile ilgili bölümünün açıklanan nedenle HUMK'un 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 2588 sayılı Kanunla eklenen 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi uyarınca Hazineden harç alınmasına mahal olmadığına 22.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy