(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14) (5403 S. K. m. 26) (1086 S. K. m. 388, 389)
Dava: Z. Ö. ve müşterekleri ile Hazine ve Kurtuluş Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Silifke Sulh Hukuk Hakimliğinden verilen 18.06.2008 gün ve 1080/748 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, vekil edenlerine ait 278 parselin sınırında yer alan ve kadastro çalışmaları sırasında yol olarak tespit dışı bırakılan yaklaşık 1000 m2 yüz ölçümlü bir parça taşınmazın kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle vekil edenleri adına 278 parseldeki hisseleri oranında tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili ile davalı Kurtuluş Köyü Tüzel Kişiliği vekili ise davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, Davanın kabulüne; Mersin İli Silifke İlçesi Kurtuluş Köyü Gedikağzı mevkii 278 parselin 3.6.2008 tarihli fen ve ziraatçi bilirkişinin rapor ve krokisinde A, B, C ve D harfleri ile gösterilen yerin tapu kaydının iptali ile davacılar adına tapu kaydındaki hisseleri oranında tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı TMK'nın 713/1 ve 3402 sayılı Yasanın 14. maddesi gereğince açılan tescil davası olup, mahkemece kazanma koşullarının oluştuğu görüşünden hareketle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Dosya arasında bulunan kayıt ve belgelere göre; dava konusu taşınmaz bölümü 1967 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında yol ve yol boşluğu olması nedeniyle tespit dışı bırakılan bir yerdir. Böyle bir yerin kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak edinilebilmesi için TMK'nın 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde belirtilen koşullar altında 20 yılı aşkın süre ile tasarruf edilmesi gerekmektedir. 19.10.2007 tarihinde yapılan keşif sırasında dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar, uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümlerinin uzun yıllardan beri tarım arazisi olarak davacıların tasarrufunda bulunduğunu, bu yerlerin hiç bir zaman yol olarak kullanılmadığını, zemindeki kadim yolun dava konusu taşınmazın batısında kaldığını açıklamışlar ise de; fen bilirkişi M. Ö. ile ziraatçı bilirkişi B. E. tarafından birlikte düzenlenen 3.6.2008 günlü raporda; krokisinde C harfi ile gösterilen taşınmaz bölümü üzerinde her hangi bir tarımsal faaliyet yapılmadığı; D harfi ile gösterilen alan üzerinde de su arkı bulunduğu belirtilmiştir. Bu durumda kabul kararına konu olan ve krokisinde C ve D harfleri ile gösterilen taşınmazların niteliği ve davacılara aidiyeti hususunda duraksama hasıl olmuştur. Tüm bu yönler göz önünde tutularak krokisinde C ve D harfleri ile gösterilen taşınmaz bölümleri üzerinde var olan tasarruf şekli ve süresi ile su arkının kim tarafından ve ne zaman yapıldığının araştırılması, yerel bilirkişi ve tanıklardan bu hususların sorulması, ziraatçı uzman bilirkişiden taşınmazların önceki ve dava tarihindeki niteliğini kesin olarak belirleyen gerekçeli, karşılaştırmalı ve denetime açık rapor istenilmesi, ayrıca dava konusu taşınmazın sınırında yer alan ve davacılara ait bulunan 278 parsele ait tapu kaydı üzerindeki 18.4.1996 tarih 1419 yevmiye numaralı şerh nedeniyle uyuşmazlık konusu taşınmazın da 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile olan ilgisinin araştırılıp belirlenmesi ve aynı parselin tespitine esas olan tapu kayıtlarının ve bu tapu kayıtlarına ait krokilerin eksiksiz bir biçimde getirtilerek yerinde uygulanması, kapsamlarının tespit edilmesi, dava konusu taşınmaz yönünü ne olarak gösterdikleri olgusu üzerinde de durulması gerekir.
Bundan ayrı; davanın TMK'nın 713/1. maddesi uyarınca tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkin olduğu gözetilerek 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmü uyarınca 26.07.1972 tarihinden sonra davacılar adına kadastro yolu ile veya açılan dava sonunda tescil edilmiş taşınmaz veya taşınmazlar var ise bunların miktarlarının, çalışma alanlarının, tescil tarihlerinin Tapu Sicil Müdürlüğü ile Kadastro Müdürlüğünden, açılmış dava olup olmadığının o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulup belirlenmesi, dava konusu taşınmazın sulanabilir arazi olup olmadığının 5403 sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca 3.7.2005 tarihinde yapılan değişiklik de dikkate alınarak açıklığa kavuşturulması, çifte tapuya neden olmamak için krokisi gönderilerek dava konusu taşınmazın tapuda kayıtlı bir yer olup olmadığının ilgili Tapu Sicil Müdürlüğü'nden sorulması, TMK'nın 713/4. maddesi hükmüne göre, davanın konusunun mahkemece gazete ile bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilan edilmesi, yasal itiraz süresinin beklenilmesi, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Kabul şekline göre de; davanın TMK'nın 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesine dayanılarak açılan tescil davası olduğu ve esasen davacılar adına kayıtlı bulunan 278 parsele yönelik bir istek olmadığı halde tapu kaydının iptali şeklinde hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HUMK'un 388 ve 389. maddelerinde, hüküm fıkrasında bulunması gereken hususlar açıklanmış olup anılan maddelere göre, hüküm sonucu kısmında, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Hüküm fıkrasında, hükme konu olan taşınmazın, mevkii, hudutları, cinsi, yüzölçümü, kimin adına tescil edileceği hususlarının infaz sırasında uygulanacak ve keşifte düzenlenen krokiye uygun biçimde açık ve duraksamaya meydan vermeyecek şekilde belirtilmesi gerekir.
Temyize konu hükümde .............278 parselin 3.6.2008 tarihli fen ve ziraatçı bilirkişinin rapor ve krokisinde A, B, C ve D harfi ile gösterilen yerin tapu kaydının iptali ile davacılar adına tapu kaydındaki hisseleri oranında tapuya tesciline denilmiştir. Dolayısıyla yukarıda açıklanan hususları tam olarak kapsamayan, tereddüt oluşturan ve infaza elverişli bulunmayan hüküm usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK'un 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, 17.09.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy