(3402 S. K. m. 12)
Dava: H. A. ile M. Ç. mirasçıları; Ü. Ç. ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Kemer/Antalya Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 23.11.2006 gün ve 722/598 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı H. A. vekili, dava konusu 258 parselin 3400 m²'lik bölümünün 22.11.1981 tarihli adi senetle davalıların miras bırakanı M. Ç.'den satın alındığını ileri sürerek tapu kaydının kısmen iptaliyle vekil edeni adına tesciline, bu istekleri yerinde görülmezse 6000 YTL'nin davalılardan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar Ü. Ç. ve arkadaşları vekili, hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece kadastro tutanağının kesinleşmesinden itibaren on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
258 parsel, 1937 tarih 87 tahrir numaralı vergi kaydının kapsamında kaldığı, eklemeli yirmi yılı aşan zilyetliğin gerçekleştiği belirtilerek 9.11.1981 tarihinde kadastro yoluyla davalıların miras bırakanı M. Ç. adına tespit edilmiş, itiraz edilmeksizin 16.2.1982 tarihinde kesinleşerek tapu siciline tescil edilmiştir.
Görülmekte olan dava 23.12.2005 tarihinde açılmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde aynen
tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz
hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda, davacı yan kadastro tespiti sonrası ancak tutanağın kesinleşmesinden önceki tarihte düzenlenen 22.11.1981 tarihli satış senedine dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Başka anlatımla, anılan kanun maddesinde belirtilen tespit öncesi nedene dayanılmamıştır. Bu açıklamalara göre, eldeki davaya on yıllık hak düşürücü süre uygulanamayacağından davanın hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle reddine karar verilmesi doğru değildir. Mahkemece, iddia ve savunma çerçevesinde taraf delilleri toplanıp, değerlendirilerek sonucuna göre uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün HUMK.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 13,10 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 16.06.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy