(4753 S. K. m. 8) (3402 S. K. m. 17) (6100 S. K. m. 243, 244, 259, 261, 290)
Dava: Davacı A. C. ile Hazine ve Boyacı Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tapu ve sınırlandırmanın iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Kayseri 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 16.03.2010 gün ve 358/319 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, Boyacı Köyü'nde bulunan 132 ada 54,133 ada 73 ve 134 ada 399 parsel sayılı taşınmazların kadastro sırasında Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, bu taşınmazların sınırları içerisinde kalan belli bölümlerin miras ve taksim yoluyla kendisine kaldığını, 60-70 yıldan fazla süre tarım arazisi olarak kullanıldığını açıklayarak tapu kayıtları ve sınırlandırmasının iptaliyle adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Mirasçılar H. C. ve S. C. yargılama oturumuna katılarak taşınmazın miras yoluyla babalarından kaldığını, mirasçılar arasında yapılan taksim sonunda davacıya intikal ettiğini bildirerek davaya muvafakat etmişlerdir.
Davalı Hazine vekili, dava dilekçesinin 1 ve 2 sırasındaki taşınmazların Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden, 3.sıradaki taşınmazın mera olduğunu bu nitelikteki taşınmazların zilyetlikle kazanılamayacağını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davaya dahil edilen Boyacı Köyü Tüzel Kişiliği yargılama oturumlarında temsil olunmamıştır.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine 132 ada 54 parsel (ifrazla 59 parsel) hakkındaki davanın pasif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, (Dava konusu yerin dava dışı 23 ve 24 parsel kapsamında kalması nedeniyle), teknik bilirkişi raporunda B1 harfiyle gösterilen kısmın dava dışı 134 ada 400 kapsamında kalması nedeniyle bu bölüm hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan reddine, 134 ada 73 parsel kapsamında kalan ve fen bilirkişisinin rapor ve krokisinde C harfi ile gösterilen 5589,536 m2'lik taşınmaz ile dava konusu 134 ada 399 parsel kapsamında kalan ve fen bilirkişisinin rapor ve krokisinde A harfi ile gösterilen 4355,198 m2 yer ile B2 ile gösterilen 2114.894 m2'lik bölümlerin tapu kaydı ve sınırlandırmasının iptaliyle en son parsel numarası verilmek suretiyle davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir. Hükmün kabule ilişkin bölümleri davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Kabul ve temyize konu dava konusu 134 ada 73 parsel, 1996 yılında Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu gerekçesiyle Hazine adına tespit edilmiş, dava dışı kişiler tarafından açılan tespite itiraz davası sonunda 24.08.2001 tarihinde kesinleşen Kadastro Mahkemesi hükmüyle Hazine adına tescil edilmiş, dava konusu 134 ada 399 parsel ise; kadastro sırasında mera niteliğinde sınırlandırılmış, yine dava dışı kişiler tarafından açılan sınırlandırmaya itiraz davası sonunda Kadastro Mahkemesinin 24.05.2001 tarihinde kesinleşen kararı ile hükmen mera olarak sınırlandırılmıştır.
Toplanan deliller ve dosya kapsamına göre dava, kadastro öncesi nedenlere dayalı tapu kaydı ve sınırlandırmanın iptali isteğine ilişkindir. Mahkemece yazılı nedenlerle davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli değildir. Her ne kadar ziraatçı uzman bilirkişiler taşınmaz bölümlerinin tarım arazisi niteliğinde olduğunu açıklamışlar ise de 399 parsel mera niteliğinde sınırlandırılmış olup mahkemece usulüne uygun olarak tahsisli ve kadim mera araştırması yapılmamıştır. Dosya içerisinde bulunan fotoğraflardan taşınmazların yeni sürülmüş görünümde, zeminde sınırları açıkça belli olmayan, toprak yapısı ve tarımsal niteliği zayıf karakterli bir nitelikte olduğu görülmektedir. Bu bakımlardan taşınmazların niteliği ve zilyetlikle kazanılmaya elverişli yerlerden olup-olmadığı hususlarında duraksama oluşmuştur.
Dava konusu 133 ada 73 parsel kadastro sırasında ham toprak niteliğinde tespit edildiğine ve 134 ada 399 parsel de mera olarak sınırlandırıldığına göre usulüne uygun mera araştırması yapılması ve dava konusu taşınmazların niteliğinin tereddüde yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekir.
Uyuşmazlık dava konusu 134 ada 399 parselin niteliğinin belirlenmesi ile ilgilidir. Başka bir ifade ile dava konusu taşınmazın öncesinin mera niteliğindeki yerlerden olup olmadığı hususunun araştırılması ile ilgilidir. Bir yerin öncesinin veya halihazır durumunun tahsisli veya kadim meralardan olup olmadığı ayrı usul ve şekilde araştırılmaya tabidir. Zira tahsisli ve kadim meraların oluşumu itibariyle farklılıkları vardır. Tahsisli meralar, yetkili merciler tarafından kamunun yararlanmasına ayrılmak suretiyle ve tahsis yoluyla oluştuğu halde, kadim meralar, başlangıcı bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel olarak o yer halkının yararlanması suretiyle kamu malı niteliğini kazanırlar. HGK'nun 30.10.1991 tarih 1991/8-427-544 ve 03.05.1995 tarih ve 1995/17-149-502 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi bir yerin yetkili bir merci tarafından mera olarak tahsis edilmesi, evveliyatı itibariyle o yerin mutlak surette mera olarak kabulüne yeterli olmadığı gibi zilyetlikle iktisap iddiasının dinlenmesine de engel değildir. Ne var ki, yetkili merci tarafından bir yerin mera olarak tahsisinin yapılmış olması durumunda gerçek kişinin o yerdeki zilyetliği sona ereceğinden mera olarak tahsisin yapıldığı tarih itibariyle kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinme koşullarının saptanması gerekir. Taşınmazın tahsis yoluyla değil de kadim mera olduğunun anlaşılması halinde ise hiçbir şekilde kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün değildir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; tahsisli veya kadim mera olup olmadığının usulüne uygun şekilde araştırılmasıdır.
Taşınmazın tahsisli meralardan olup olmadığı hususu araştırılırken, öncelikle ve özellikle bu yerde mera tahsisinin bulunup bulunmadığının İl Özel İdaresi'nden sorulması, varsa mera norm kararı ile tahsis tutanağı ve paftasının getirtilerek mahallinde uygulanıp nizalı taşınmazın bu belgeler kapsamında kalıp kalmadığı, mera norm kararına göre tahsis edilen meranın menşei norm kararından araştırılarak tahsisin mevcut kadim meradan mı, yoksa 4753 sayılı Kanunun 8.maddesine göre Bakanlık emrine geçen yerlerden mi yapıldığı tahkik ve tespit edilmelidir. Taşınmazın öncesinin kadim mera niteliğinde olup-olmadığı hususu araştırılırken yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına göre, komşu köylerden seçilecek yerel bilirkişi ve tanık ifadeleri ve uzman bilirkişi ziraat yüksek mühendisi aracılığı ile tespiti, toprak tevzi komisyonu veya kadastroca işlem gören yerlerde komşu parsellere ait tutanak ve dayanağı belgeler getirtilerek mahalline uygulanmak suretiyle dava konusu taşınmaz yönünün ne şekilde gösterildiği tespit edilerek nizalı taşınmaz ve çevreleyen komşu taşınmazın mera niteliğinde olup olmadığı araştırılarak belirlenecek niteliğe göre yukarıda açıklanan hususlar da düşünülerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Diğer yönden; dava konusu taşınmazlar ham toprak ve mera niteliğinde tespit ve sınırlandırılmış olup, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinde imar-ihya için öngörülen tüm olumlu ve olumsuz koşulların araştırılıp belirlenmesi, taşınmazın öncesinin mera niteliğindeki yerlerden olmaması gerekir. Taşınmazların tespit ve sınırlandırması 1996 ve 1997 yıllarında yapıldığına göre bu tarihten geriye doğru en az 20-30 yıl öncesine ait (1966-1976 yılları arası) iki ayrı zamanda çekilmiş yüksek çözünürlüklü hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığı'ndan, aynı tarihler arasında düzenlenen fotoplan, fotometrik ve fotoğrametrik paftaların ise, İl Kadastro Müdürlüğü'nden getirtilerek dosya arasına konulması, yeniden yapılacak keşifte uzman bilirkişi, jeodezi ve fotoğrametri uzmanı mühendis, teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla açıklanan hava fotoğrafları, kadastro paftalarının keşifte uygulanması, hava fotoğraflarının çekildikleri, kadastro paftalarının düzenlendikleri (1996-1997 yılları arasında düzenlenen paftalar) tarihlere göre dava konusu taşınmaz bölümlerinin kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadığı, imar ihyasının tamamlanıp tamamlanmadığı, öncesi itibarı ile ortamalı mera niteliğindeki yerlerden olup olmadığı ve meradan elde edilip edilmediği konusunda uzman bilirkişilerden tarafların ve Yargıtay'ın denetimine açık gerekçeli rapor alınması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK.nun 243, 244, 259 ve 290/2. maddeleri gereğince, keşif yerine davetiyeyle çağırılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, davacı ile miras bırakanın hangi tarihte taşınmazların imar-ihyasına başladıkları, imar-ihyayı ne şekilde sürdürdükleri ve hangi tarihte imar-ihyanın tamamlandığı konularında yerel bilirkişi ve tanıkların bilgilerine başvurulması, imar-ihyanın tamamlandığı tarihten tespit tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresinin dolup dolmadığının belirlenmesi, daha önce götürülmeyen başka bir uzman ziraat mühendisi aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı incelenerek yukarıdaki açıklamalar da göz önünde tutularak gerekçeli, denetime açık, karşılaştırmalı rapor istenmesi, bir önceki bilirkişinin raporuyla mukayese edilerek taşınmazların niteliğinin belirlenmesine, çalışılması, yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK.nun 261. maddesi uyarınca yüzleştirilmek suretiyle aykırılığın giderilmesi, kroki üzerinde gösterilmesi, miktarlarının teknik bilirkişiye hesaplattırılması, HMK.nun 290/2. maddesi uyarınca birlikte keşfe götürülecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz bölümleri ve çevresinin yakın plan ve panoramik fotoğrafları çektirilip Mahkemece onaylandıktan sonra dosya arasına konulması gerekmektedir. Mahkemece yukarıda açıklanan ilke ve esaslar uyarınca araştırma yapılmadan eksik incelemeyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK. nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK.nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 20.12.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy